Günün Sözü DamlaPenia.
Her şey neye layıksa ona dönüşür. -Mevlana
Etiket Listesi

Seçenekler
Seçenekler
Stil
Avatar Seçilmemiş
Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu

Standart Tutunamayanlar ve Bilinçaltının Dili | Yunus Balcı

26 Ekim 2015
1


(27-28 Ağustos 2007'de İstanbul Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen Uluslararası Türk Dili ve Edebiyatı Kongresinde sunulmuştur.
Bildiri Kitabı,İstanbul 2009, s.67-74.)

Son dönem Türk romanları içerisinde üzerinde en çok tartışılan romanlardan birisi hiç şüphesiz Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar[1] romanıdır. İntihar eden arkadaşı Selim'in intihar sebebini araştıran Turgut'un ve diğer bazı aydınların kültürel problemlerini anlatan Tutunamayanlar üzerinde gerek kendi zamanında ve gerek bugüne kadar geçen sürede hem içerik hem de ortaya koyduğu teknik bakımından pek çok tartışma ve yorum yapılmıştır. Bu yorumların birleştiği nokta ise Tutunamayanlar'ın bir postmodern roman veya modernist romandan postmoderne geçiş romanı olduğudur.

"Her biri romandan daha karakteristik özelliklere ve üslup potansiyeline sahip edebi türlerin bir bileşiği olan roman aynı anda çok çeşitli üslupların birlikte kullanılmasına ortam sağlayan edebi bir türdür."[2] İşte Tutunamayanlar'ı diğer Türk romanlarından ayıran en önemli özelliklerden birisi de bu tarz çok yönlü bir üsluba yer vermesidir. Genel çerçeveyi kuran günümüz Türkçesine ait vokabülerin yanı sıra kimi zaman ironik bir tutumun izlerini taşıyan "Öztürkçe" ve Osmanlı Türkçesine ait sözcükleri; biyografi, ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup gibi çeşitli türdeki yazıların üslup özelliklerini de içinde barındırır. Bu özellikleriyle Tutunamayanlar Türk romanındaki kalıplaşmış ifade yapılarına ve üsluplara da bir başkaldırı niteliğini taşır.

Tutunamayanlar'ın dili birbirine eklenmiş çeşitli seslerden, üst üste yığılmış çeşitli söylem katmanlarından; aşırı romantik bir üsluptan resmi söylem üslubuna; ansiklopedik, bilimsel bir üsluptan, marjinal söylemlere, geleneksel edebiyat üslubundan, psikanaliz diline kadar pek çok üsluptan oluşur. Yazar bütün bu üsluplarla farklı düzeylerde oynar, bu dilleri eğip büker, bir nevi başkalarının üslubunun bir parodisini yapar[3], pek çok bilinç ve söylem katmanını üst üste yığar.[4] Diğer bir açıdan Tutunamayanlar, dil üzerine düşünen, onun felsefesini yapan[5], yeni anlatım deneylerine girişen, geleneksel ve alışılmış olanın dışına çıkma cesareti gösteren bir romandır.[6]

Türk edebiyatında edebi ekollerden ve dönemlere bağlı edebiyat anlayışlarından bağımsız bir roman üslubundan bahsetmek tartışılır bir durumdur, ancak Halit Ziya, A. H. Tanpınar gibi kimi yazarların kendilerine has bir üslupla yeni ya da farklı diyebileceğimiz bir tarz yarattıkları olmuştur. Edebiyatımızda roman üslubu çoğunlukla Tanzimat dönemi, meşrutiyet dönemi veya Cumhuriyet dönemi gibi isimlendirmelere ya da romantik ekol, realist ekol gibi akım özeliklerine bağlı kalmıştır. Sosyal fayda endişesinin ağır bastığı bir roman anlayışının edebiyatımızda ağır basmış olması da farklı roman üsluplarının ortaya çıkıp gelişmesine engel olmuştur.

Yazarın Tutunamayanlar'da çoklu bir üslup kullanmasının gerek muhtevaya bağlı ve gerek içinde bulunduğu edebiyat ortamının roman anlayışına bağlı bir takım sebepleri vardır. Özellikle 1960'ların ve 70'lerin sosyal gerçekçi romanlarının kullandığı madde merkezli, akılcı yaklaşımın yarattığı kuru ve yeknesak dil anlayışından kaçış bunun bir sebebidir. Fakat daha da önemlisi evrensel anlamda roman geleneğinin uğramaya başladığı akıl düzeninden kaçışın bir izdüşümünü yansıtıyor olmasıdır. Bugün artık postmodern diye isimlendirilen bu bakışta yazar, kurguya dayalı olanla gerçek diye sunulanı ayırt etme çabası içerisine girmez. Neyin kurmaca, neyin gerçekten yaşanmış olduğunu belirsiz bırakır. Bilmediği, bilemeyeceği bir gerçeği açıklamak, öğretmek, anlatmak istemez; özellikle bilinçaltının karmaşık yapısını aktarmaya çalışarak metinde anlam boşlukları, suskunluklar yaratmak; böylece modernin akla dayalı düzeninden kaçmak ister.

Romanın çok katmanlı yapısı, dünya gerçekliğinin çok katmanlı yapısına postmodern bir vurgunun gereği gibi görünse de bu katmanların büyük bir kısmını bireyin bilinçaltı ile kolektif bilinçaltının primitif olandan üst kültür içerisinde yer alanına kadar değişik boyutları oluşturur. Dolayısıyla dil ve üslup da buna bağlı olarak sık sık değişkenlik gösterir.

Tutunamayanlar, metne bilinçaltı çözümlemeleri açısından yaklaşma bakımından zengin bir malzemeye sahip olmakla birlikte bunun bir üslup özelliği olarak dile yansıması değişik şekillerde karşımıza çıkar.

Romandaki temel anlatım tekniklerinden biri olan bilinç akışı tekniği aslında bilinçaltının diliyle karışık bir üslubu ifade eder.[7] Bilinç akışı tekniği karışık üsluplu romanlar için sınırsız imkanlar yaratır. Bu durumda romancı konuşma dilini taklit etmekle mümkün olmayan bir cümle yapısı ve kelime hazinesine baş vurur.[8] Böylece yazar gerçeğin özündeki nitelikleri, birbirine zıt veya paralel tavırları yansıtma fırsatı bulur.[9]Bilincin ve bilinç altının veya gerçekliğin çok yönlü yüzü açığa çıkar. Mesela şu alıntıda bunu görmek mümkündür:

"Süleyman Kargı'nın evinden çıkarken Turgut'un başı ağrıyordu. Hava kararmıştı. Ilık bir akşamdı. Kaldırımın ortasında durdu; bir sigara yaktı. İnsanlar Selim Işık'ın başına gelenlerden habersiz, aceleyle bir takım yerlere gidiyorlardı: Bir takım insanlar, bir takım yerlere. Bir adam yaklaştı: "Ateşinizi müsaade ede misiniz?" Etmem. Siz Selim'den bahsetmeme müsaade eder misiniz? Etmezsiniz. Gördünüz mü? Adam kamburunu çıkararak eğildi, sigarasını yaktı; sağol anlamında elini başına götürdü, uzaklaştı. Hemen kaçtınız değil mi? Kaçın bakalım..." (s.245)

Bu alıntıda sigarasını yakmak üzere Turgut'tan ateş isteyen adama Turgut sigarasını vermiştir ama bilinçaltı buna karşı çıkarak "hayır" demiştir. "Siz Selim'den bahsetmeme müsaade eder misiniz? Etmezsiniz. Gördünüz mü?" cümleleri, artık akıl/bilinç düzeyinin değil bilinçaltına yerleşmiş olan intihar etmiş Selim'e bağlı Jungvari söylemek gerekirse imgeler ve resimlere bağlı bir bilinçaltının diline dönüşür. Devam eden cümlelerde artık tümüyle bilinçaltı imgelerle konuşan bir kahramanla karşı karşıya kalırız:

"...sigarayı attı. Yardımı kesiyorum. Beni de bir yere sıkıştırıverseydi şarkıların içinde. Saçmalama! Turgut'u çok severdim. Benim olsaydı derdim! Senin kaderin ortaokul manzumelerinde kalmak. Küçüktüm ufacıktım, gerçeklere acıktım. Efendim? Gerçekler mideme oturdu. Şarkıları bizim evde yazsaydın. Anlamadım! Bir sigara daha yaktı...." (s.245)

cümleleri arasına sıkıştırılan ve yaşanılan andan kopuk bir intiba veren "Beni de bir yere sıkıştırıverseydi şarkıların içinde. Saçmalama! Turgut'u çok severdim. Benim olsaydı derdim!" gibi cümleler kendi olamama, kendisini gerçekleştirememe problemi yaşayan, diğer bir anlamda modernin sınır tanımaz bilinçliliğinin bir antitezi konumundaki kahramanın dünyasını aydınlatırken, üslup açısından da metne çok katmanlı bir yapı özelliği kazandırır.

Yine aşağıya alacağımız şu alıntıyı, postmodern bakışın parodik yansımalarını taşıyor olsa da, aynı üslup özeliğini aksettiren, kolektif bilinçaltıyla bireyin bilinçaltının birleştiği yerler olarak değerlendirebiliriz:

"Turgut iyice açıldı Metin'e: "Ezbere bilirim sözlerini bu tangoların. O ne canım kafiyedir, o ne canım anlamdır!" kendini tutamayarak mırıldandı:

Mini mini bir kuştum
Deli gibi olmuştum
Selim itiraz etti; yanlış oğlum Turgut, aslını okumalısın:

Mini mini bir kuştum
Dejenere olmuştum..."(s.259)

Yazar roman içerisinde buna benzer kimi zaman anonim olmasa bile kolektif bilinçaltına yerleşmiş imajları sık sık kullanır. Aslında burada deli olmak; dejenere olmak etrafında kendi anlamını roman metninin sınırları içinde bulan bir anlam yapısı bulunmakla birlikte küçüktüm ufacıktım örneğinde olduğu gibi mini mini bir kuştum da kollektiviteye göndermede bulunur. Bu üslup yapısı metnin birey merkezli anlam dünyasına derin bir sosyal boyut katar.

Romanda daha sık karşımıza çıkan bilinçaltı dil özelikleri Turgut'un değişik nesne ve durumlar karşısındaki tepkilerine bağlı olarak açığa çıkar:

"Nermin Turgut'un karşısındaki koltuğa oturdu, Turgut'un yere bıraktığı gazeteyi aldı, gelişigüzel bir yerinden okumaya başladı. Turgut kımıldamadan oturuyordu. Turgut Özben: İki çocuk sahibi. Gerçek mühendislerin kız çocuğu olurmuş. Başını hafifçe öne eğerek karısının okuduğu sayfalara baktı. Turgut Özben: evli ve iki çocuk sahibi. Çocuklarının babası ve karısının kocası. Evin erkeği. Erkek kuş. Sabahları penceresinden uçar gider ve bütün gün eşiyle çocuklarına yiyecek arar. Gazetede bir bankanın talih kuşu uçuyordu..."(s.551.)

Turgut'un gazetede gördüğü banka reklâmının talih kuşuna bağlı olarak bilinçaltı harekete geçer. Dolayısıyla buradaki anlatım sık sık anlatıcı düzeyinden kahraman düzeyine, daha doğrusu bilinç/akıl, dünya gerçekliği dili olmaktan kaçarak bilinçaltının diline dönüşür.

"Sebep olanların gözü kör oldu. Dünyayı bir karanlık kapladı. Fırıncılar kimseye ekmek vermedi. Şeker karaborsaya düştü. Matbaalar ekmek karnesi basmaya başladı gizlice. Selim kafasında on yüz bin, hayatında sadece bir aşk yaşadı. Onun da dumanı doğru çıkmadı. Baca çarpık yapıldığı için, ortalığı bir kurum kapladı. Göz gözü görmez oldu. Dost, düşmandan ayrılmaz oldu. Herkes birbirine girdi. Ölüm sıkıyönetim ilan etti; kimse burnunu pencereden çıkaramadı. Çıkaranların burnu kırıldı. Düşünenlerin aklı tutuklandı. Düşünemeyenlerin korkudan akılları başlarından gitti. Kimse kabul etmediği gerekçesiyle geri döndüler. Akıl artık başka bir akıl oldu. Dünyayı çılgınlık sardı. Düşünme imtiyazları Batılıların elinden alındı; kimseye verilmedi. Aklı başında olanlar şiddetle cezalandırıldı. Deliler kefaletle tahliye edildi. Descartes'in kitapları meydanlarda toplanıp yakıldı." (s.456.)

"Herkes bir ağlamadır tutturdu. Herkes Selim'in ölümüne ağlıyordu. Denizler dört metre yükseldi. Sahilleri kapatanların yalıları sular altında kaldı. Selimle sevgilisine denizin alçak olduğu bir yerde iki odalı bir yazlık zor bulundu. Sular hiç çekilmedi. Selim de sevgilisiyle suların koruyuculuğu altında yaşadı....(s.458)
daha da örnekleri artırılabilecek bu alıntılarda dikkat edildiğinde tamamen bilinç akışının değişken yapısı aktarılmaya çalışılırken serbest imajlardan kurulu bir bilinçaltı dünyası da aralara girivermektedir.

"Ölüm sıkıyönetim ilan etti; kimse burnunu pencereden çıkaramadı. Çıkaranların burnu kırıldı." Veya "Herkes Selim'in ölümüne ağlıyordu. Denizler dört metre yükseldi." cümleleri çağrışımlara bağlı ilerleyen bir üslup özelliği olarak karşımıza çıkar.

Romanda bilhassa Turgut'a bağlı olarak kurulan bir bilinçaltı dili daha ağırlıktadır. Bu dil roman ilerledikçe öylesine ağırlık kazanmaya başlar ki, bilinç/akıl seviyesindeki Turgut'tan ayrılarak bir iç ben halinde kimlikleşir, romanın bir kahramanı pozisyonunu alır. Turgut'un Olric adını verdiği bu iç ben Turgut'un karşısında parçalanmış bir kimliğin, bilinçaltının sözcüsü olur:

"Benim bir yıllık memuriyetim var Olric. Ben komisyonları bilirim. İşte raporum. Daha Selim'in yazdıklarını okumadınız efendimiz. Ara raporu veriyoruz; karıştırma Olric. Komisyon üyelerini zorla bir araya getirdik. Yazı yazan kadına pek kötü bakıyorsunuz efendimiz. Gidip evinde yazsaydı Olric... Gene mi soldan geldin papyon kravatlı? Kelebek değil de papyon. Diliniz batsın. Aman birden içmeyiniz efendimiz."(s.543)

Yazarın yaklaşık seksen sayfalık bir bölümde herhangi bir noktalama işareti kullanmadan değişik bir üslup özelliğini uygulamaya çalıştığını da görmekteyiz. İlk bakışta gramatikal bir eksikliği taşıyor görünse de aslında bir taraftan pozitif mantığın düzen anlayışını reddederken tamamen kahramanın bilinçaltı çağrışımlarının hakim olduğu farklı türde bir üslup denemesi olarak arşımıza çıkar.

Diğer taraftan kültürel dokunun değişik sebeplere bağlı değişiminin veya birikimin geçmiş zamanlarda kurduğu bazı üslup özeliklerinin yer yer romanda kullanılması da bir birey olarak kahramanı aşıp tümüyle romanın bilinçaltını oluşturur:

Mesela "Yılgın Mete: kısa boylu, karal(esmer); koşunuğraş(atletizm) yapmayı sever, hiç okumaz, hergün sakalsaçkesere(berber) gider..."(s.185.) veya " Ziyaretçiler arasında bulunan Derviş vahşeti ki Molla Rüstem'in talebesindendir ve İmam-ı Kamburî ve Hacı Fağfur'un müritlerindendir ve Konya civarındaki Koyun babanın ahfadından.."(s.210)

Gibi kısımlar romanın zengin üslup yapısını kuran kolektif bilinçaltını harekete geçiren cümleleri ihtiva etmektedir. Aktüel Türkçenin yanı başında yazarın yer verdiği bu üsluplar her ne kadar burada ironik bir bakışın, postmodern bir yaklaşımın izlerini taşıyorlarsa da metnin bilincinin derinliklerinde saklı kalmış, bazen reddedilmiş, bazen açığa çıkarılmak istenmiş bir dil anlayışını da su üstüne taşırlar.

Romanın bilinçaltına dayalı üslup yapısını kuran önemli bir tarafı da leitmotiflere dayalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Psikanalitik yaklaşımın birey psikolojisinin çözümünde bir bilinçaltı özelliği olarak ele aldığı leitmotifler romanda önemli bir üslup özelliğine dönüşür.

Başta "oyun" ve "rüya" sözcükleri olmak üzere değişik tekrarlara dayalı bu yapı bir takıntı halinde metnin hem bir anlam özelliği olarak, hem de bir üslup özelliği olarak karşımıza çıkar.

"... Kelime oyunu yapıyorsun Selim. Benim bütün işim oyundu bunu biliyorsun Turgut. Hayatım ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu. Sen evlendin ve oyunu bozdun. Bütün hayatımca nasıl oynayabilirdim. Sen de ürkütücü bir gerçekle bozdun bu oyunu... sen bütün oyunların yarısında çıktın aslında... kendine oyunlar buldun. Bu oyunu sevmedim Turgut. Ben oyun istemiyorum artık; ne oyun ne de gerçek..."(s.31.)

"Rüya gibidir Turgut: aklınla karşı koymazsan birden bire bir kapının önünde bulursun kendini. (...) Rüyada da öyle değil midir? Bırak kendini: rüyada yaşamaktan güzel ne var ki? (...)Düşün, önüne ne fırsatlar çıkıyor: istediğin kadar oynayabilirsin artık." (s.320-321.)

Örnekleri daha da arttırılabilecek bu alıntılarda özellikle oyun sözcüğünün çok sık tekrarı romanın anlam dünyasını da tayin eder.
Burada yazarın, arka planda modern düşüncenin insan varlığını trajik bir bağlamda algılamasının sonucu olarak kendisini bir boşlukta buluşuna ironik bir yaklaşımla bakmasının, bütün bir var oluşu bir oyun olarak algılayışının da etkisi büyüktür. İnsanın ve hayatın nihai bir anlamı yoktur; öyleyse insan bir oyunun oyuncusudur. Yani modern insan bir oyunun kurbanı olduğunun bilincinde değildir. Bu yüzden bu anlamda postmodern yazarlar modern yazarların gerçekliğe bağlılıklarıyla oyun oynar ve bu oyun metnin her şeyini içine alacak şekilde genişletilir. Dolayısıyla bir romanın baştan sona bu gerçekliği anlatma endişesi komiktir. Postmodern yazar bir taraftan modern yazarın gerçeklik algısıyla alay ederken, diğer taraftan gerçeğin çok yönlü görüntüsüne işaret eder. Bu yüzden de anlatısında çok katlı bir yapıyı tercih eder. Ele aldığımız romanda da katlardan önemli birini de yazar bilinçaltına dayalı olarak kurmakta ve dilin el verdiği ölçüde bunu üsluba yansıtmaktadır.

Toparlarsak, Tutunamayanlar'da bilinçaltı alanına ait zengin bir malzeme vardır. Anlama dayalı bu yapı, üslubun da şekillenmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu üslup kahramana bağlı olarak imgeye dayalı bir dil; metnin evrensel dünyasına bağlı olarak kimi zaman kolektif bilinçaltını açığa çıkaran bir parodik kullanım; kimi zaman da leitmotife dayalı bir teknikle karşımıza çıkar. Bu itibarla Tutunamayanlar, kendi devrinde içerik bakımından olduğu kadar, çok çeşitli üslup özellikleriyle de tamamen yeni ve yol açıcı bir eser olmuştur.

YUNUS BALCI


Hayatın ağıtını bilenler anlar ancak.
Değeri değere değen kavrar.




Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.







Avatar Seçilmemiş
Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Standart Cevap: Tutunamayanlar ve Bilinçaltının Dili
26 Ekim 2015
2

KAYNAKLAR

ATAY, Oğuz, Tutunamayanlarİletişim Yayınları, İstanbul 2006.
AYTAÇ, Gürsel, Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, Gündoğan Yayınları, Ankara 1999
ECEVİT, Yıldız, "Ben Buradayım..." Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, İletişim Yayınları, İstanbul 2005.
GÜRBİLEK, Nurdan, Ev Ödevi, Metis Yayınları, İstanbul 1999.
PARLA, Jale, Don Kişot'tan Bugüne Roman, İletişim Yayınları, İstanbul 2000.
STEVİCK, Philip Roman Teorisi, (Çeviren: Sevim Kantarcıoğlu), Gazi Eğitim Fakültesi Yayınları, Ankara 1988.

[1] Bu bildiride Tutunamayanlar'ın şu baskısı esas alınmıştır: İletişim yayınları, İstanbul 2006. Alıntılar ve atıflar bu baskıya aittir.
[2] Philip Stevick, Roman Teorisi, (Çeviren: Sevim Kantarcıoğlu), Gazi Eğitim Fakültesi Yayınları, Ankara 1988, s.221.
[3] Nurdan Gürbilek, Ev Ödevi, Metis Yayınları, İstanbul 1999, s.13-14.
[4] Jale Parla, Don Kişot'tan Bugüne Roman, İletişim yayınları, İstanbul 2000, s.204.
[5] Yıldız Ecevit, "Ben Buradayım..." Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası, İletişim yayınları, İstanbul 2005, s.265.
[6] Gürsel Aytaç, Çağdaş Türk Romanları Üzerine İncelemeler, Gündoğan yayınları, Ankara 1999, s.164-165.
[7] Burada şu nokta dikkatten kaçırılmamalıdır: Söz konusu ettiğimiz bilinçaltının dili, romanın anlatım teknikleri bahsi altında ele alınan bilinç akışı, monolog, diyalog gibi tekniklerinden biri değildir. Bilinçaltına ait dil, roman metni içinde karşımıza herhangi bir anlatım tekniğiyle sunulmuş olabilmektedir. Her ne kadar Freud ve Jung bilinçaltının dili olarak rüyaları, tekrarlamaları, dil sürçmelerini göstermiş olsalar da burada anlatım düzlemindeki bir üslup özelliğini söz konusu etmekteyiz.
[8] Philip Stevick, a.g.e., s.227.
[9] a.g.e., s.229.

Hayatın ağıtını bilenler anlar ancak.
Değeri değere değen kavrar.




Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.







Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj