Her ne kadar Corona günlerine lanet etsek de sürüklendiğimiz hayat girdabında başımızı kaldırıp da etrafa bakma fırsatını bulmuş olduk esasında.
Veya ben böyle hissediyorum.
Yıllar geçtikçe tempomuz artmış, bizden beklenilen ne varsa yerine getirmek uğruna kendimizden ödün vermeye başlamıştık. Bu meşguliyet ve hızlı tempo geçmişe dair güzel olan ne varsa ya bizden söküp alıyordu , ya da unutturuyordu belki de.
Hiç unutmam birkaç sene önce Assos’ta küçük bir markete uğramıştım. İçeride 3-5 müşteri ve iki çalışan bulunuyordu.
Tatildeydim ve Assos oldukça sakin bir lokasyondu, doğal olarak zaman da yavaş akıyordu.
İhtiyaçlarım için reyonlar arasında sağa sola bakarken market çalışanı bir çocuk geldi yanıma :
-Abi, sen İstanbul’dan mı geliyorsun?
(Bir an şaşırdım ve bakakaldım. Acaba tanışıyor muyuz? Diye düşündüm ama çocuğun yüzünü de anımsayamadım.(
+ Evet. Neden sordun?
-Hızlı hareket ediyorsun, İstanbul’dan gelenleri hemen fark ediyorum.
Şaşkınlığım iyiden iyiye artmıştı. Oysa ben gayet de sallana sallana alışveriş yapıyordum.
Hatta markete geldiğim yolu bile sallana sallana yürüyerek geçmiştim.
Fakat yine de ortada ters bir durum vardı. Çocuğun sözleri mıh gibi çakıldı beynime.
‘’İstanbul’dan gelenler hemen fark ediyorum.’’
Demek ki sandığım kadar yavaş hareket etmiyordum ve maalesef bunun farkında da değildim.
Demek ki o İstanbul temposu , iş temposu beni o kadar robotlaştırmış ki , hızlı harekt ettiğimin farkında bile değildim..
İşte o günden sonra İstanbul’da yaşamayı daha çok düşünür olmuştum ve bu düşüncelerin sonucunda da İstanbul’da yaşamanın olumsuz taraflarının daha çok olduğuna emin olmuştum.
Evet, İstanbul’da yaşamak keyif verici ama zaman burada diğer kentlere göre daha hızlı akıyordu.
Ve bu durum da önümdeki yılları tam manasıyla olmasa da kaçırmama neden oluyordu.
İşte böyle bir ruh hali içindeyken itiraf etmem gerekirse Corona bana iyi geldi.
Kendime daha çok zaman ayırmaya başlamıştım bu sayede ve türlü bahanelerle ertelediğim birkaç konuyu da halletmiştim Corona günlerinde.
Buna bağlı olarak dün gece Selvi Boylum Al Yazmalım filmini de tekrar izledim. Hemen hemen herkesin izlediği ve hikayesini bildiği bir filmdi ama ben ta 14-15 sene önce izlemiştim sanırım. Ve o zamanlar hikayenin sonunu pek beğenmemiştim.
Çünkü iki aşık ayrı düşmüşlerdi , filmin sonunda kavuşmaları mümkün olduğu halde senaristin saçma sapan seçimi ile kavuşamamışlardı; aşkın yüceliği bir kenara bırakılmıştı..
Tüm bunların bilincinde olarak ve senaryoyu tahayyül edebilecek durumdayken gene de bu güzel film karşıa çıkmışken izleyeyim dedim.
*************SPOILER*****************
Filmin hemen başında insanın içini sımsıcak eden Asya ile İlyas’ın tanışmasına tanıklık diyorduk.
İkisi de tarif edilmesi zor, hemen hemen hepimizin yaşadığı benzer heyecanı yaşıyorlardı ilk zamanlar.
Hikaye devam ediyor , Asya ve İlyas daha çok aşık oluyorlar birbirilerine, daha da seviyorlar birbirlerini.
Fakat gün geçtikçe işler biraz da kötüleşiyordu. İlyas , Asa’ya aşık olmasına rağmen onu aldatıyor ve Asya’nın kalbini paramparça ediyordu.
Bu yakışıksız hareketini de türlü bahanelerle içten içte normal karşılamaya çalışıyor, vicdanının sesini susturmak için çaba harcıyordu.
Fakat, Asya bu ihanet karşısında tepkisiz kalamadı. Ne kadar çok severse sevsin, ne kadar çok aşık olursa olsun, gitmeliydi.
Gitti de..
Bir süre sonra ise içindeki öfke dinmişti Asya’nın, affetmeye hazırdı ve bunun için tekrar gitmişti İlyas’a ama İlyas yoktu.
Kalbi kırılmış bir şekilde geldiği yere geri döndü Asya ve aylarca İlyas’ın yolunu gözledi.
Çok seviyordu, Aşıktı çünkü.
Fakat İlyas gelmiyordu, Asya’nın da umudu kalmamıştı, vazgeçmişti artık ve Cemşit’i beklemeye başlamıştı.
Fakat bir gece ansızın İlyas gelmişti. Bilinçli bir geliş değildi bu ama yine de gelmişti.
Aradan o kadar zaman geçmiş olmasına rağmen Asya da İlyas da hala aşıktı birbirine.
İşte bu noktada hazin bir final yapıyordu film. İki çok seven aşığı ayırıyor, yukarıda da dediğim gibi aşkın yüceliğini hiçe sayıyordu.
*************SPOILER*****************
Ya da o zamanlar ben mi saçma sapan düşünüyordum? Aşk, gerçekten yüce bir duygu muydu?
Özlem Tekin’in de bir şarkısında sorduğu üzere ‘’Aşk her şeyi affeder miydi?’’
Hayır elbette. Aşk her şey değildi.
Aradan 15 yıl geçmiş, ben aynı ben, gözlerim , duygularım, hislerim aynı..
Ama bu 15 yıllık aradan sonra filmin son sahnesini farklı algılıyordum ve Asya’nın , İlyas’ı seçmemesini haklı buluyordum.
Çünkü Cemşit’i seçerek hem onurlu bir karar vermişti , hem de aşkın yüceliğinden ziyade emek verilerek kazanılmış bir sevginin aşktan daha güçlü olduğunu göstermişti bize Asya.
‘’Sevgi neydi? Sevgi emekti.’’
Aşk İlyas’tı ama emek Cemşit’ti.
İlyas'lar için Cemşit'lerden vazgeçilmemeliydi..
Blackheart

Üyelik tarihi
12 Ekim 2019
Bulunduğu yer
İstanbul
Mesajlar
440
Seslenildi
47 Mesaj
Etiketlendi
10 Konu
İlyas'ı Seçmek.
11 Haziran 2020
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter

7Beğeniler

Ağaç şeklinde