Uygur lisanı ilk büyük edebî Türk dili olup, bu dil hemen tamamiyle İç-Asya Türklüğünün daha sonraki, Çağatayca denilen edebî lisanının rolünü oynamıştır.

Bilginler Tarsia adiyle daha sonraları da meşgul olmuşlar, fakat bu memleketi iç - Asya'nın hangi tarafında aramamız lâzım geldiğini bugüne kadar tam olarak bildirememişlerdir. Yalnız şurasını açıkça görmüşlerdir ki, Moğol çağı kaynakları Tarsia ve Uygur deyimlerini birbiri yerine kullanmışlardır. Bundan ise bu iki kelime ile aynı şeyin anlatılmak istenildiği ve böylece Tarsia'nın Uygurlar yurdundan başka bir yer olamıyacağı neticesini çıkarmışlardır. Eğer bu açıklayış yerinde ise o zaman, kronikalarımızdaki Tarsia'nın Turfan vâhası Uygur imparatorluğu olması lâzım gelir. Halbuki iş hiç de bu kadar basit değildir.

Uygur adı X. yüzyılın sonundan itibaren artık etnik olmaktan ziyade siyasî bir tâbirdir ve Orhon bölgesinden gelen Uygurlara olduğu kadar, Uygur imparatorluğunun öteki, en ziyade eski Batı- Kök Türk devletinin döküntü kabilelerinden olan Türk unsurlara da şamildir. Şu muhakkak ki, Turfan "Uygur" dili denilince müşterek Uygur yazısının ve edebî geleneğinin bir araya topladığı çeşitli Türk lehçelerinin topluluğu anlaşılmalıdır. Uygur dili ilk büyük edebî Türk dili olup bu dil hemen tamamiyle İç-Asya Türklüğünün daha sonraki, Çağatayca denilen edebî dilinin rolünü oynamıştır.

Gerçi Turfan Uygurları arasında hayli sayıda nesturi yaşadığı söz götürmez. Fakat bunların, vâhanın budistleri ve maniheistleri yanında Turfanlılar'a tamamiyle nesturi damgası vuracak kadar önemli rol oynamış olduklarını da kimse iddia edemez.

Uygur sözünün ne kadar siyasî bir kavram olduğunu bildikten sonra hakikatta Kereit, hem de nesturi olan Çinkai'a uzaktaki Acem tarihçilerinin Uygur demelerine, yahut da Rabban Sauma'nın yoldaşı olan Öngüt kavminden Rabban Marcus'un Uygurlar arasında yer alışına şaşmayız. Zira aslında ne Uygur ne de hıristiyan olmıyan kimselere de Uygur deniliverdiğini de biliyoruz.

İç - Asya'nın başka bir yerinde, İli vâdisinde Yedisu'da nesturi kilisesinin ne kadar önemli bir merkez olduğunu düşünürsek asıl o zaman, sayıları pek de fazla olmadığı sanılan Turfan hıristiyanlarını tamamen bir tarafa bırakabiliriz. Almalık'ta nesturi metropolitei otururdu, onun batısındaki Tokmak'ta ise piskopos bulunurdu. Buna bir de yukarıda gördüğümüz gibi, hükümdarlarından biri Moğol çağı seyyahlarının kitaplarında papaz Johannes diye geçen Kara Kitay devletinin bu bölgede yayıldığını katarsak, o vakit bu Moğol - çağı seyyahlarının Tarsia'sını Turfan taraflarında değil, Kara Kitaylar arazisinde gelişen Almalık - Tokmak nesturilerinin ülkesinde aramamız daha yerinde olacağını sanırız.

Bilinmeyen İç Asya - Cilt: 2, Lajos Ligeti, Tercüme: Sadrettin Karatay, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1997