Ebru’nun ne zaman nerde doğduğu belli değildir. Anadolu’da ilk örneklerine 1500‘lü yıllarda rastlanan, köklerinin 9. yüzyıla kadar uzandığı sanılan, Japonya’da 11. yüzyılda sudaki bir takım çalışmalar ile kokusu alınan ve nihayet Türkistan’da Çağatay Türkçesiyle Ebre adını alarak görülmeye başlanan, Türkistan’dan İpekyolu’yla İran’a geçerken Ebri adını alan belirsiz bir geçmişe sahiptir.
5 y.y.dan kalma keçe üzerine ebru örneklerinin bulunduğu, bunların Petersburg müzesinde bulunduğu, ve bu çalışmaları Rabloof’un yaptığı ile bilgi de mevcut.
Bir rivayete göre Hindistan’da Mir Muhammed Tahir tarafından yapılmaya başlanmış oradan İran’a ve İstanbul’a taşınmış, Avrupalı seyyahlar tarafından Almanya’ya, Fransa’ya, İtalya’ya Türk Mermer kâğıdı, Türk Kâğıdı adıyla yayılmıştır. Türkler ekonomik coğrafyada o dönemde kâğıtçılık yapıyorlardı. Çinlilerden öğrenmişlerdi. Kâğıt süslemeyle de ilgililerdi. Çinin o dönemlerde oldukça kapalı ve yabancılarla ilişkisiz olduğunu anımsayın.
Ebru’nun Çağatay’cadaki adı “Ebre” hare gibi damarlı demektir. İran’a geçince ab-ru ( su yüzü) ya da ebri (bulutumsu) adını almıştır. Ebr (bulut) kökünden ya da ab-ru kelimesinden hangisinin Türkiye’de bugünkü Ebru adını yarattığı tartışmalıdır. Anlam farklarına rağmen bütün kelimelerin Ebru’yu anlatması da ayrı bir mana taşır gizemlice…
Ebru ile ilgili ilk örnek; Arif’in Guy-i Çevgan adıyla bilinen 1539 tarihli eserinde sayfa kıyılarında görülmektedir. Yazılan önemli belgelerin tekliğini ve gerçekliğini korumak amacıyla zemin olarak Ebru kâğıdının kullanıldığı düşünülmektedir. Bugünkü paraların zeminin desenli oluşu da aynı mantıkladır.

Ebru ile ilgili en eski belge olan Tertib-i Risale-i Ebrî isimli 1608 tarihli elyazması eserde, kendisinden Şebek lakabıyla bahsedilen Mehmet Efendi, adı bilinen en eski Ebru sanatçısıdır. Eserde ayrıntılı olarak anlatılan Ebru yapımının detayları ve inceliklerinin bugün hala kullanılıyor olması, bu sanatın köklerinin çok daha eski olduğunun bir nevi kanıtıdır. Eser üzerine imza ve tarih atma geleneği olmadığından ancak son yüzyıllarda yapılan çalışmaların kimliklerine vakıfız.
Şebek Mehmet Efendi’den sonra gelen Hatip Mehmet Efendi’nin renklerle oluşan halkalara iğne ile şekil vermesi; çiçekli Ebru’nun başlangıcı olarak kabul edilir. Ebru’yu yirminci yüzyıla; babaları Özbekler tekkesi şeyhi Sadık Efendi’den öğrenerek taşıyan isimler ise Hattat Sami ve Aziz Efendi’dir. Ebru’nun günümüze gelişinde en önemli aşamasını ise Necmeddin Okyay gerçekleştirmiştir.
Çiçek desenlerini incelikle Ebru’da gerçekleştiren Okyay nedeniyle, çiçekli ebrular “Necmeddin Ebrusu” olarak Ebru tarihine geçmiştir. Okyay, oğulları Sami ve Sacid ile yeğeni Mustafa Düzgünman’a öğretmiştir Ebru sanatını. Düzgünman, çiçek desenlerini geliştirmiş, çalışmalara papatya figürünü eklemiştir ve uzun yıllar içinde pek çok usta yetiştirmiştir.
Çoğunlukla ustadan çırağa geçerek günümüze gelen Ebru, son yıllarda birçok farklı çalışma ve tarz yaratan sanatçılarla modern bir gelişme yakalamıştır. Klasik Ebru’dan yola çıkıp güneşin ağaçlar arasından batışını sudaki tekneye, oradan da kâğıda resmeden ya da mikro- makro evrenin boyutlarını sergileyen sanatçılarımız Ebru’da çok sesliliği yakalamıştır günümüzde…

Örneğin; Ebru sanatçısı Güzin Kayır’ın çalışmalarında ağaçların, çiçeklerin Suyun yüzünden yaşarcasına kâğıda geçirildiğini görebiliyoruz.
Yaşayan Ebru üstatlarından adını anmadan geçemeyeceğimiz Hikmet Barutçugil doğadan esinlenen bir tabakalaşma tekniği kullanarak soyut gölgelerde somut görüntüleri yakalayarak ebru kâğıdına mühürlemiştir. Yarattığı yeni Ebru çeşidine Barut Ebrusu denmiştir.
Alıntı
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Ebru Sanatının Tarihi
02 Ekim 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Normal