Günün Sözü DamlaPenia.
Her şey neye layıksa ona dönüşür. -Mevlana
Etiket Listesi

Like Tree1Beğeniler
  • Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan
  • 1
  • 2
  • 3
Seçenekler
Seçenekler
Stil
Mezarkabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
08 Şubat 2015
Yaş
45
Mesajlar
4.274
Seslenildi
357 Mesaj
Etiketlendi
16 Konu
Ruh Hali
Fine

Standart Cevap: Barnabas İncili

20 Şubat 2015
21

Barnaba İncili, 183-193. Bölüm

183. "Gerçek Alçakgönüllü Nasıl Olunur?"

Yemekte otururlarken yazıcı dedi: «Ey muallim, Allah'ın gerçek alçak gönüllülüğü sevdiğini söyledim. Bu bakımdan, bize alçak gönüllülüğünü ve onun nasıl gerçek, nasıl sahte, olabileceğini anlatın.»

İsa cevap verdi: «Bakın size diyorum ki, küçük bir çocuk gibi olmayan göklerin melekûtuna girmeyecektir.»

Herkes bunu duyunca şaşırdı ve birbirlerine dediler ; «Şimdi, otuz ya da kırk yaşında olan biri nasıl küçük bir çocuk gibi olacak?»

İsa cevap verdi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, sözlerim doğrudur. Size, «(bir insanın) çocuk gibi olması gerektiğini söyledim; çünkü bu, gerçek alçak gönüllülüktür. Eğer küçük bir çocuğa, «Senin elbiselerini kim yaptı?» diye sorsanız, «babam» (diye) cevap verecektir. Eğer ona, oturduğu evin kimin olduğunu sorsanız, «babamın» diyecektir. Eğer «sana kim yiyecek veriyor?» deseniz, «babam» (diye) karşılık verecektir. Eğer, «sana yürümek ve konuşmayı kim öğretti?» deseniz, «babam» (diye) cevap verecektir. Ama deseniz ki, «alnını kim yardı, alnını böyle sardırmışsın» diyecek olsanız, «düştüm ve başımı yardım» (diye) cevap verir. Eğer, «neden düştün?» derseniz, «görmüyor musunuz küçüğüm, yetişkin bir insan gibi yürüme ve koşma gücüm yok ki! Bu bakımdan babam, sağlam yürümem için benim elimden tutmadı. Fakat iyi yürümeyi öğrenmem için babam beni bir an bıraktı ve ben de koşmak isteyince düştüm.» (diye) cevap verir. Eğer, «o zaman baban ne dedi?» derseniz, «niye şimdi oldukça yavaş yürümedin? Bak, ileride benim yanımdan ayrılmayacaksın» dedi (diye) cevap verir.»
184.

«Söyleyin bana, doğru değil mi bu?» dedi İsa.

Havariler ve yazıcı cevap verdiler: «Doğruların doğrusu!»

O zaman İsa dedi: «Kalbinden Allah'ı tüm iyiliklerin yazarı, kendini de günahların, yazarı olarak tanıyan gerçekten alçak gönüllü olur. Ama, dille çocuk gibi konuşup, hareketle zıtlarını ortaya koyan, emin olun ki, sahte alçak gönüllülük ve gerçek gurur sahibidir. Çünkü, gurur bu şekilde, insanlar tarafından azarlanıp tekmelenmedikçe, alçak gönüllü şeyleri kullandığı zaman zirvesine varır.

Gerçek alçak gönüllülük insana kendini gerçekten bildiren bir ruh alçak gönüllülüğüdür; ama sahte alçak gönüllülük Cehennem'den bir duman olup, ruhun anlayışını öylesine karartır ki, insan kendinde bulması gerekeni Allah'ta bulup, Allah'ta bulması gerekeni kendinde bulur. Bu şekilde, sahte alçak gönüllü insan kendisinin ağır bir günahkâr olduğunu söyler, fakat biri kendisine günahkâr olduğunu söylediği zaman, hemen ona karşı gazaba gelir ve ona eziyet eder.

«Sahte alçak gönüllü insan, sahip olduğu her şeyi kendisine Allah'ın verdiğini söyler, ama kendi başına kalınca uymaz ve salih ameller yapmış olur. Ve, bu zamanın bu Ferisîleri kardeşler, söyleyin bana, nasıl yürürler?»

Yazıcı ağlayarak cevap verdi: «Ey muallim, bu zamanın Ferisîleri Ferisi cübbesi ve adını taşırlar, ama kalben ve amel bakımından Kenanîdirler. Ve, Allah'a karşı böyle bir adı gasp etmekle kalmıyorlar, bu şekilde basit insanları da aldatıyorlar! Ey eski zaman, ne kadar zalimce davrandın bize. Gerçek Ferisileri bizden aldın ve bize sahtelerini bıraktın!»
185.

İsa karşılık verdi: «Kardeş, bunu yapan zaman değil, gerçekte şerli dünyadır, çünkü her zaman içinde Allah'a gerçekten kulluk etmek mümkündür; ama dünyâ ile bir olunca, yani her zaman kötü tavırlarla insanlar kötüleşir. Elişa peygamberin hizmetçisi Gehazi'nin yalan söyleyip efendisini utandırdığını, para ve Suriyeli Naaman'ın elbiselerini aldığını biliyor musunuz? Ama, Elişa'nın da Allah'ın onu kendilerine peygamber yaptığı çok sayıda Ferisî'si vardı.

«Bakın, size diyorum ki, İnsanlar kötü işlere öylesine meyillidir ve dünya da onları bu işlere öylesine çeker ve şeytan da kendilerini şerre sürükler ki, bu zamanın Ferisi'leri her salih amelden ve her kutsal örnekten kaçınmaktadırlar; ve Gehazi örneği, Allah tarafından lanetlenmeleri için kendilerine yeter.»

Yazıcı karşılık verdi: «Doğruların doğrusu.» Bunun üzerine İsa dedi: «Gerçek Ferisîleri görebilmemiz için, bize Allah'ın iki peygamberi olan Haggay ve Hoşea örneğini anlatsana.»
Yazıcı karşılık verdi: «Ey muallim, nasıl diyeyim ki? Danyal peygamber tarafından yazılmış olmasına rağmen, pek çokları kesinlikle buna inanmıyor; ama sana itaat ederek, ben gerçeği nakledeceğim.»

Haggay, babadan kalma mirasını satarak, yoksullara verip de, Obadya peygambere hizmet etmek için Anatos'tan ayrıldığında 15 yaşındaydı. Haggay'ın alçak gönüllülüğünü bilen yaşlı Obadya onu, şakirtlerine öğretmede bir kitap olarak kullandı. Bu nedenle, o sık sık kendisine elbise ve güzel yemekler gönderir, fakat Haggay her seferinde elçiyi geri gönderip, derdi: «Git, evine dön, çünkü bir yanlışlık yaptın. Obadya bana böyle şeyler mi gönderecek? Asla; çünkü o benim hiç bir işe yaramadığımı ve yalnızca günah işlediğimi bilir.»

«Ve, Obadya kötü bir şeyi olduğunda, görmesi için onu Haggay'ın yanında bulunan birine verirdi. O zaman Haggay bunu görünce kendi kendine derdi: «Bak. şimdi, Obadya mutlaka seni unuttu, çünkü bu, herkesten kötü olduğundan yalnızca bana uygundur. Ve bunun kadar pis bir şey yoktur. Allah'ın Obadya'nın elleriyle bana bahşettiği bu şeyi ondan alsam, bir hazine olurdu.»
186.

«Obadya birine dua etmeği öğretmek istediğinde. Haggay'ı çağırır ve derdi: «Duanı burada yap ki, herkes sözlerini işitsin.» O zaman Haggay derdi: «İsrail'in Allah'ı Rabb, Seni çağıran kuluna merhametle bak, çünkü onu Sen yarattın. Adaletli Rabb Allah, adaletini hatırla ve kulunun günahlarını cezalandır ki, senin eserini kirletmeyeyim. Allah'ım Rabb, ben senden mümin kullarına bahşettiğin nimetleri isteyemem, çünkü benim günahtan başka bir şey yaptığım yok. Bu bakımdan Rabb, kullarından birine bir hastalık vereceğin zaman kendi şanın için ben kulunu hatırla.»

«Ve Haggay, böyle davranınca» dedi yazıcı, «Allah onu öylesine sevdi ki, zamanında yanında bulunan herkese Allah peygamberlik (hediyesini) verdi. Ve, Haggay dua ederken hiç bir şey istemedi ki, Allah vermemiş olsun.»
187.

Salih yazıcı bunları söylerken, gemisi parçalanan bir denizcinin ağladığı gibi ağladı.

Ve, dedi: «Hoşea, Allah'a kulluk etmek için gittiği zaman, Naftali kabilesinin reisiydi ve 14 yaşındaydı. Ve, o da babadan kalan mirasını satarak, yoksullara verip Haggay'ın şakirdi olmak üzere gitti.

«Hoşea sadakaya öylesine tutulmuştu ki, kendinden istenen her şey için derdi: «Bunu Allah bana senin için verdi ey kardeş, bu nedenle onu kabul et!»

- «Böyle yaptığından, az sonra iki elbiseyle kalakaldı, bunlar da çuval bezinden uzun bir gömlekle, bir deri cübbeydi. Babadan kalma mirasını satarak yoksullara verdi diyorum, çünkü, başka türlü kimsenin Ferisi olarak çağırılmasına izin verilmezdi.

«Hoşea'da Musa'nın kitabı vardı, onu en büyük ciddiyetle okurdu. Bir gün Haggay kendisine dedi: «Hoşea, varını yoğunu senden kim çekip aldı?»

Karşılık verdi: «Musa'nın kitabı.»

Komşu bir peygamberin şakirtlerinden biri bir gün Kudüs'e gitmek istedi, ama cübbesi yoktu. Bunun üzerine, Hoşea'nın iyilik severliğini duymuş olduğundan varıp onu buldu ve dedi:

«Kardeş, Allah'ımıza kurban kesmek için Kudüs'e gitmek istiyorum ama cübbem yok, bu nedenle ne yapacağımı bilmiyorum.»

Hoşea bunu duyunca dedi: «Bağışla beni kardeş, çünkü sâna karşı büyük bir günah işledim; Allah bana, sana vereyim diye bir cübbe verdi de, ben unutmuştum. Bu bakımdan şimdi onu kabul et ve Allah'a benim için dua et.» Buna inanan adam Hoşea'nın cübbesini kabul edip, gitti. Ve Hoşea Haggay'ın evine varınca, Haggay dedi: «Cübbeni kim alıp gitti?»

Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.»

Haggay bunu duyunca çok sevindi, çünkü Hoşea'*nın iyiliğini anlamıştı.

«Bir gün bir yoksul adam hırsızlar tarafından soyuldu ve çıplak kaldı. Bunun üzerine, onu gören Hoşea kendi uzun gömleğini çıkarıp, çıplak olana verdi; kendisi ise, gizli yerleri üzerindeki bir keçi derisi parçasıyla kalakaldı. Bu nedenle, Haggay'ı görmeye gidemeyince, salih Haggay Hoşea'nın hasta olduğunu sandı. Bunun üzerine, iki şakirtle birlikte onu görmeye gitti. Ve onu palmiye yapraklarına sarılmış olarak buldular. O zaman Haggay dedi: «Şimdi söyle bana, neden beni ziyarete gelmedin?»

Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı uzun gömleğimi aldı ve oraya gömleksiz gelmekten korktum.» Bunun üzerine Haggay kendisine bir başka gömlek verdi.

«Bir gün, genç bir adam Hoşea'yı Musa'nın kitabını okurken görüp, ağlayarak dedi: «Bir kitabım olsa, ben de okumayı öğrenirim.» Bunu duyan Hoşea ona kitabı verip, dedi:

«Kardeş, bu kitap senindir; Allah onu bana, ağlayarak kitap isteyen birine vermem için verdi.»
Adam ona inandı ve kitabı kabul etti.

188.

Haggay'ın, Hoşea'nın yakınında bir şakirdi vardı; ve kitabının iyi yazılmış olup olmadığını görmek arzusuyla Hoşea'yı ziyarete gitti ve ona dedi «Kardeş, kitabımı al ve benimki gibi olup olmadığına bakalım.»

Hoşea karşılık verdi: «O benden alındı.»

«Kim aldı onu senden?» dedi şakirt.

Hoşea cevap verdi: «Musa'nın kitabı.» Bunu duyan diğeri

Haggay'a vardı ve dedi: «Hoşea delirmiş, Musa'nın kitabının kendinden Musa'nın kitabını aldığını söylüyor.»

Haggay karşılık verdi: «Bende Înşallah aynı şekilde deli olsam ey kardeş ve tüm deliler Hoşea gibi olsa!»

Yahudiye ülkesine akın eden Suriyeli soyguncular, peygamberlerin ve Ferisilerin oturduğu Karmel dağı yanında zar zor yaşayıp giden yaşlı bir dulun oğlunu ele geçirdiler, öyle denk geldi ki, odun kesmeye gitmiş olan Hoşea, ağlamakta olan kadına karşı geldi. Bunun üzerine, hemen ağlamaya başladı, çünkü ne zaman gülen birini görse güler ve ne zaman ağlayan birini görse ağlardı. Sonra Hoşea, ağlamasının nedeniyle ilgili olarak kadına sordu; ve o da her şeyi anlattı.

O zaman Hoşea dedi: «Gel kardeş, çünkü Allah sana oğlunu vermek diliyor.»

Ve, ikisi birlikte Hebran'a gittiler, Hoşea burada kendisini satıp, parayı dul kadına verdi, o da Hoşea'nın parayı nasıl elde ettiğini bilmeyerek kabul etti. Ve oğlunu kurtardı.
Hoşea'yı satın almış olan onu Kudüs'e getirdi, burada oturacak bir yeri vardı, Hoşea'yı da tanımıyordu. Hoşea'nın bulunmadığını gören Haggay, üzüntüye kapıldı. Bunun üzerine Allah'ın meleği, onun bir köle olarak Kudüs'e nasıl getirildiğini anlattı.

Salih Haggay bunu duyunca, oğlunun yokluğuna ağlayan bir anne gibi Hoşea'nın yokluğuna ağladı. Ve iki şakirt çağırıp Kudüs'e gitti. Ve Allah'ın dilemesiyle, şehrin girişinde, efendisinin bağ tarlasındaki işçilere götürdüğü ekmeği yüklenmiş olan Hoşea'yla karşılaştı.

Haggay onu tanıyıp dedi: «Oğul, nasıl oldu da, yana yakıla seni arayan yaşlı babanı bıraktın?» Hoşea cevap verdi:

«Baba, ben satıldım.» O zaman Haggay öfkeyle dedi:

«Seni satan bu kötü herif kimdir?»

Hoşea cevap verdi: «Allah seni affetsin ey babam; çünkü, beni satan o kadar iyidir ki, eğer o dünyada olmamış olsaydı, kimse kutsal olmayacaktı.»

«O halde kimdir o?» dedi Haggay. Hoşea cevap verdi: «Ey benim babam, o Musa'nın kitabıydı.»

O zaman, Haggay kendinden geçip, olduğu yerde kaldı ve dedi: «Seni sattığı gibi oğlum, Musa'nın kitabı tüm çocuklarımla birlikte inşallah beni de satsa!»

Ve, Haggay Hoşea ile birlikte efendisinin evine gitti, o Haggay'ı görünce dedi: «Peygamberini benim evime gönderen Allah'ı tesbih ederim»; ve elini öpmeye koştu. O zaman Haggay dedi: «Kardeş, satın aldığın kölenin elini öp, çünkü o benden daha iyidir.» Ve, olup bitenlerin hepsini ona anlattı; bunun üzerine, efendi Hoşea'ya hürriyetini verdi.
«Ve, istediğin tam bu kadar, ey muallim» (dedi yazıcı).
189.

Sonra İsa dedi: «Bu gerçektir. Çünkü, Allah bunu bana kesinlikle bildirdi. O halde, herkesin bunun gerçek olduğunu bilmesi için, Allah adıyla güneş olduğu yerde kalsın ve 12 saat hareket etmesin!» Ve, Kudüs ve Yahudiye'nin dehşeti karşısında böyle oldu.

Ve İsa yazıcıya dedi: «Ey kardeş, böyle bir ilmin varken, benden ne öğrenmek istersin? Allah sağ ve diridir ki, bu, insanın kurtuluşu için yeterlidir. Öyle ki, Hoşea'nın iyilik severliğiyle Haggay'ın alçak gönüllülüğü tüm kanunun ve tüm peygamberlerin istediğidir.»«Söyle bana kardeş, bana mabette soru sormak için geldiğin zaman, Allah'ın beni belki de kanunu ve peygamberleri yok etmek için göndermiş olabileceğini düşündün mü?»

«Bellidir ki, Allah bunu istemez. Çünkü O değişmez ve bu nedenle de, insanın kurtuluş yolu olarak takdir ettiği şeyi tüm peygamberlere söyletmiştir. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, eğer Musa'nın kitabı babamız Davud'un kitabıyla birlikte sahte Ferisi ve fakihlerin insani gelenekleriyle tahrif edilmemiş olsaydı, Allah bana Kelâmı'nı vermeyecekti. Ve, neden ben Musa'nın kitabından ve Davut'un kitabından söz ediyorum? Her peygamberliği tahrif ettiler. O kadar ki, bugün, Allah'ın emrettiği hiç bir şeye bakılmıyor, ama insanlar, sanki Allah yanılgı içinde de, insanlar hata etmezmiş gibi fakihler ne diyor, Ferisîler ne yapıyor, ona bakıyorlar.»

«Bu bakımdan, yazıklar olsun bu imansız nesle, çünkü üzerlerine mabetle mihrap arasında öldürdükleri Berekya'nın oğlu Zekeriyya'nın kanıyla birlikte, her peygamberin ve takvalı insanın kanı dökülecektir!»

«Hangi peygamberi öldürmediler ki? Hangi takvalı insanı tabii bir ölümle ölüme bıraktılar? Olsa olsa bir tane: Ve, şimdi de beni öldürmenin yollarını arıyorlar. İbrahim'in çocukları olmakla ve güzel mabetleri bulunmakla övünürler. Allah sağ ve diridir ki onlar şeytan'ın çocuklarıdır ve onun dilediğini yaparlar; bu, yüzdendir, kutsal şehirle birlikte mabet yıkılacak, o kadar ki, mabette taş üstünde taş kalmayacaktır.»
190. vaat İsmail için Yapıldı..

«Söyle bana kardeş, sen kanunu öğrenmiş bir alimsin. Babamız İbrahim'e yapılan Mesih vaadi kim içindir? îshak için mi, İsmail için mi?»

Bilgin cevap verdi: «Ey muallim, ölüm cezasından ötürü bunu sana söylemekten korkuyorum.»

O zaman İsa dedi: «Kardeş, evinde yemek yemeye geldiğim için üzgünüm, çünkü sen bu hayatı Yaratıcın Allah'tan daha çok seviyorsun; ve bu nedenle de, hayatını yitirmekten korkuyor ve dil Allah'ın kanunuyla ilgili olarak kalbin bildiğinin aksini söylediği zaman yok olan sonsuz hayatı ve imanı yitirmekten korkmuyorsun.»

O zaman salih yazıcı ağladı ve dedi: «Ey muallim, nasıl sonuç vereceğini bilmiş olsaydım, insanlar arasında fitne çıkmasın diye söylenmeden bıraktığım pek çok şeyi anlatırdım.»

İsa cevap verdi: «Ne insanlara, ne tüm dünyaya, ne tüm kutsal kişilere, ne de tüm meleklere, Allah'a karşı gelmeyi gerektirdiğinde saygı duymamalısın. Bu bakımdan, yaratıcın Allah'a karşı gelineceğine, bırak bütün (dünya) helak olsun. Ve günahlarla birlikte ortada kalmasın. Çünkü günah yıkar, korumaz ve Allah denizdeki kumlar kadar, hatta daha çok dünyalar yaratmaya kadirdir.»
191.

Sonra, yazıcı dedi: «Bağışla beni muallim, günaha girdim.»
İsa dedi.- «Allah bağışlasın seni; çünkü günahı O'na karşı işledin.»

Bunun üzerine yazıcı dedi: Allah'ın kulları ve peygamberleri Musa ve (senin yaptığın gibi güneşi yerinde durduran) Yuşa'nın eliyle yazılmış eski bir kitap gördüm. Bu kitap Musa'nın gerçek kitabıdır. İçinde, İsmail'in Mesih'in babası, İshak'ın da Mesih'in habercisinin babası olduğu yazılıdır. Ve, kitap şöyle der ki: «Musa dedi: «Kadir ve Rahim olan İsmail'in Allah'ı Rabb, azametinin nurunu kuluna göster.» Bunun üzerine, Allah ona Elçisi'ni İsmail'in kucağında gösterdi ve İsmail de İbrahim'in kucağındaydı. İsmail'in yanında İshak duruyordu, kucağında bir çocuk vardı. Parmağıyla Allah'ın Elçisi'ni gösterip diyordu: «Bu, Allah'ın tüm şeyleri kendisi için yarattığı kişidir.»

Bunun üzerine Musa sevinçle haykırdı: «Ey İsmail, sen kucağında tüm dünyayı ve Cennet'i tutuyorsun; ben Allah'ın kulunu unutma ki, Allah'ın her şeyi kendisi için yarattığı oğlunun sayesinde Allah'ın gözünde bir lütfa erebiliyorum.»
192.

Bu kitapta, Allah'ın koyun ve sığır eti yediği bulunmaz; bu kitapta Allah'ın rahmetini yalnızca İsrail için tuttuğu değil, bilakis Allah'ın, gerçekten yaratıcısı Allah'ı arayan her insan için rahmet sahibi olduğu yazılıdır.

«Ben bu kitabın tamamını okuyamadım, çünkü ben kitaplığımda iken başkâhin onu bir İsmaili'nin yazmış olduğunu söyleyerek beni men etti.»

O zaman İsa dedi: «Artık tekrar bir daha gerçeği saklamamaya bak. Çünkü Mesih'e inanmakla Allah insanlara kurtuluş verecek ve O'nsuz kimse kurtulamayacak»

Ve, İsa konuşmasını burada bitirdi. Bunun üzerine, yemeye oturuyorlardı ki, bir de ne görelim, İsa'*nın ayaklan dibinde ağlayan Meryem Nikodemus'un (yazıcının adı böyleydi,) evine girip, ağlayarak kendini İsa'nın ayaklarının dibine bıraktı ve dedi: «Rab, senin sayende Allah'ın rahmetini gören kulunun bir kız kardeşi ve bir erkek kardeşi şimdi ölüm tehlikesiyle hasta yatıyor.»

İsa karşılık verdi; «Evin nerededir? Söyle bana, çünkü onun sıhhati için Allah'a dua etmeye geleceğim.»

Meryem cevap verdi: «Betani erkek ve kız kardeşimin (memleketi) dir. Benim kendi memleketim Magdala'dır; erkek kardeşim Betani'dedir.»

İsa kadına dedi: «Hemen doğru erkek kardeşinin evine git ve orada beni bekle. Onu iyileştirmeye geleceğim. Ve korkma, çünkü o ölmeyecek.»

Kadın ayrıldı ve Betani'ye vardığında erkek kardeşinin o gün ölmüş olduğunu gördü. Bunun üzerine onu babalarının kabrine koydular.
193. Lazarus'un Dirilmesi..

İsa Nikodemus'un evinde iki gün kaldı ve üçüncü gün Beytanya'ya gitmek üzere ayrıldı; ve kasabaya yaklaştığında, Meryem'e gelmekte olduğunu söylemeleri için havarilerinden ikisini önden gönderdi. Kadın koşarak kasaba dışına çıktı ve İsa'yı bulunca ağlayarak dedi: «Rab, kardeşimin ölmeyeceğini söylemiştin; şimdi ise dört gündür gömülü bulunuyor. Allah için, ben seni çağırmadan önce gelmiş olsaydın, o zaman ölmezdi!»

İsa karşılık verdi: «Kardeşin ölmüş değil, uyuyor. Bu bakımdan, ben onu uyandırmak için geliyorum.»

Meryem ağlayarak cevap verdi «Rab, böyle bir uykudan o Hüküm Günü'nde Allah'ın meleğinin surunun sesiyle uyanacaktır.»

İsa karşılık verdi: «Meryem, bana inan ki, o (o günden) önce kalkacak. Çünkü, Allah bana uyku üzerine güç vermiştir; ve bak sana diyorum ki, o ölmüş değildir. Çünkü yalnızca, Allah'ın rahmetini bulmadan ölenler ölüdür.»

Meryem, kız kardeşi Marta'ya İsa'nın gelişini bildirmek için çabucak geri döndü.

Şimdi, Lazarus'un ölümünde Kudüs'ten gelmiş bir hayli Yahudi ve pek çok yazıcı ve Ferisi toplanmış bulunuyorlardı. Kız kardeşinden İsa'nın gelmekte olduğunu duyan Marta aceleyle kalktı ve dışarı koştu; bunun üzerine Yahudi, yazıcı ve Ferisîler'den oluşan kalabalık onu teselli etmek için peşinden gittiler. Çünkü kardeşine ağlamak için kabre gittiğini sanıyorlardı, İsa'nın Meryem'le konuştuğu yere varınca Marta ağlayarak dedi: «Rab, Allah için burada olmuş olsaydın, çünkü o zaman kardeşim ölmezdi!»

Meryem o zaman ağlamaya başladı; bunun üzerine İsa da göz yaşı döktü ve iç çekerek dedi: «Onu nereye yatırdınız?» Cevap verdiler, «Gel bak.»

Ferisîler kendi aralarında diyorlardı: «Şimdi Nain'deki dulun oğlunu dirilten bu adam, ölmeyeceğini söylediği halde neden bu adamı ölüme bıraktı?»

İsa, herkesin ağlamakta olduğu kabre varıp dedi:

«Ağlamayın, çünkü Lazarus uyuyor, ve ben onu uyandırmaya geldim.»

Ferisîler kendi aralarında dediler: «Allah için, sen böyle mi uyursun!»

O zaman İsa dedi: «Benim saatim henüz gelmedi; geldiği zaman aynı şekilde uyuyacak ve süratle uyandırılacağım.» Sonra İsa yine dedi: «Kabrin üzerinden taşı çekin.»

Marta dedi: «Rab, o kokmuştur. Çünkü öleli dört gün oluyor.»
İsa dedi: «Öyleyse ben niye geldim buraya Marta? Sen benim onu uyandıracağıma inanmıyor musun?»

Marta cevap verdi: «Senin, Allah'ın bu dünyaya gönderdiği bir mukaddesi olduğunu biliyorum.»

O zaman, İsa ellerini göğe kaldırdı ve dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve İshak'ın Allah'ı, babalarımızın Allah'ı Rabb, bu kadınların başına gelenlere merhamet et ve kutsal adına şan ver.» Ve, herkes «Amin» diye karşılık verince, İsa yüksek bir sesle dedi:

«Lazarus, beri gel!»

Bunun üzerine, ölmüş olan kalktı; ve İsa havarilerine dedi:

«Onu çözün.» Çünkü, babalarımızın (ölülerini) göme geldikleri şekilde, o da yüzünün üzerindeki peşkirle birlikte kefene sarılmış bulunuyordu.

Yahudilerden büyük bir kalabalık ve Ferisî'lerin bir kısmı İsa'ya iman ettiler. Çünkü mucize büyüktü.

Küfürlerinde kalanlar ise ayrıldılar ve Kudüs'e gidip Lazarus'un dirilişini ve pek çok kişinin nasıl Nasara olduğunu başkâhine reislerine anlattılar. İsa'nın tebliğ ettiği Allah'ın kelâmıyla tövbeye gelenlere böyle (Nasara Nasırîler) derlerdi.

Kaç para, kaç yalan; bedeli nedir yaşamanın?
Mezarkabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
08 Şubat 2015
Yaş
45
Mesajlar
4.274
Seslenildi
357 Mesaj
Etiketlendi
16 Konu
Ruh Hali
Fine
Standart Cevap: Barnabas İncili
20 Şubat 2015
22
Barnaba İncili, 194-207. Bölüm

194.

Yazıcılar ve ferisiler Lazarus'u öldürmek için başkâhinle istişarede bulundular; çünkü, pek çokları, Lazarus'un insanlarla konuştuğunu, yiyip içtiğini gördüklerinden, Lazarus mucizesinin büyüklüğü dolayısıyla kendilerinin geleneklerini bırakıp, İsa'ya iman ediyorlardı. Fakat, Kudüs'te taraftarları olduğundan ve kız kardeşiyle Magdala ve Beytanya'yı da elinde bulunduran Lazarus güçlü de olduğundan ne yapacaklarını bilmiyorlardı.

İsa Beytanya'ya, Meryem'le birlikte Marta ve Lazarus'un evine vardı. Kendisine hizmet ettiler.

Bir gün İsa'nın ayaklan dibinde oturan Meryem onun sözlerini dinliyordu. Bu sırada Marta İsa'ya dedi : «Rab, görmüyor musun kız kardeşim sana gereken bakımı yapmıyor ve senin ve havarilerinin yiyeceklerini getirmiyor.»

İsa cevap verdi.- «Marta, Marta, sen yapman gereken şeyin düşüncesine kapılıyorsun, çünkü Meryem kendinden ebediyen ayrılmayacak bir pay seçti.»

Kendine iman eden büyük bir kalabalıkla birlikte sofrada otururken İsa, konuşup dedi: «Kardeşler, sizinle kalacak pek az zamanım var. Çünkü, vakit gelmiş demektir ve benim dünyadan ayrılmam gerekiyor. Bu nedenle, size Allah'ın Hezekiel Peygambere söylediği sözü hatırlatıyorum: «Ben, senin Allah'ın ebediyen sağ ve diriyimdir ki, günah işleyen ruh ölecektir, ama eğer günahkâr, tövbe edecek olursa ölmeyecek, yaşayacaktır.»

Bu bakımdan, şimdiki ölüm, ölüm değil, gerçekte uzun bir ölümün sonudur; nasıl bedenin bir baygınlık anında içinde ruh varken, candan ayrıldığı zaman, ölenler ve gömülenler üzerinde bayılmak dışında başka hiç bir avantajı olmuyorsa, gömülen (vücut) da Allah'ın kendisini yeniden diriltmesini bekler.

«O halde dikkat edin, Allah'ı idrakten yoksun olan bir hayat ölüdür.»
195. "Bana İnananlar Ebediyen Ölmeyeceklerdir."

Bana inananlar ebediyen ölmeyeceklerdir. Çünkü, benim sözüm sayesinde Allah'ı içlerinde idrâk edecekler ve bu nedenle de kurtuluşlarını gerçekleştireceklerdir.

«Ölüm, Allah'ın buyruğuyla tabiatın yaptığı bir hareketten başka nedir? Şöyle ki, biri bir kuşu tutup, ipini de eline aldığı zaman, baş kuşun uçmasını dilediğinde ne yapar? Tabii ki, mutlaka ele açılmasını emreder ve böylece kuş hemencecik uçup gider. «Ruhumuz», peygamber Davud'un dediği gibi, kişi Allah'ın koruması altında bulunduğu zaman, «kuş avcısının tuzağından kurtulmuş bir serçe gibidir.» Ve hayatımız, tabiatın kendisiyle ruhu insanın bedenine ve canına bağlı tuttuğu bir ip gibidir. Ve, bu bakımdan, Allah dilediği ve tabiata açılmasını emrettiği zaman, hayat kopar ve ruh, Allah'ın ruhları almakla görevlendirdiği meleklerin elinde kurtulur.

O halde, dostlar, dostları öldüğü zaman ağlamasınlar, çünkü Allah'ımız böyle dilemiştir. Ama, günah işledikleri zaman, bırakın durmaksızın ağlasınlar. Çünkü, (günah işlemekle) ruh, Allah'tan, -gerçek hayattan- koptuğundan ölür.

Eğer beden ruhla birleşmeyince çirkinleşiyorsa, ruh, rahmet ve lûtfuyla kendini güzelleştiren ve dirilten Allah'la birleşmeyince çok daha fazla korkunçlaşır.»

Ve, İsa bunu deyip Allah'a şükretti; sonra Lazarus dedi ki:

«Rab, bu ev bana geçimim için verdiği tüm şeylerle birlikte, yoksullara bakılması için Yaratıcım olan Allah'a aittir. Bu nedenle, sen de yoksul olduğuna ve pek çok şakirdin de bulunduğuna göre, istediğin zaman istediğin kadar kalmak için buraya gel. Çünkü, Allah'ın kulu, Allah sevgisi için gerektiği kadar size hizmet edeceğim.»
196.

İsa bunu duyunca sevindi ve dedi: «ölmek ne kadar iyi bir şeymiş görün! Lazarus yalnızca bir kere öldü ve dünyanın, kitaplar arasında büyüyen en akıllı adamlarının bilmediği böyle bir akideyi öğrendi! Allah için, her insan Lazarus gibi, insanlar yaşamayı öğrensinler diye yalnızca bir kez için olsun ölmeli.»

Yuhanna karşılık verdi: «Ey muallim, bir söz söylememe izin var mı?»

«Bin tane söyle» (diye) karşılık verdi İsa, «Çünkü, nasıl bir insan Allah'a kulluk için mallarını dağıtmaya hazırsa, o akideyi dağıtmaya da hazırdır. Ve, o (böyle yapmaya) ne kadar hazır olursa, mal ölüye yeniden hayat veremezken, sözün o kadar çok bir ruhu tövbeye getirme gücü olur. Bu bakımdan, yoksul bir insana yardım etme gücü olan adam, yardım etmeyip de, yoksul açlıktan öldüğü zaman bir katil olmuş olur. Ama daha kötü katil, Allah'ın Kelâmı'yla günahkârı tövbeye getirebilen, ama getirmeyip, Allah'ın dediği gibi «dilsiz bir köpek» örneği oturup duran kişidir. Böylelerine karşı Allah der: «Kelâmımı gizlediğinden dolayı günahkârın helak olacak olan ruhunu senin ellerinden isteyeceğim, ey benim imansız kulum.»

«Bu durumda anahtarı olup da sonsuz hayata girmeyen, hatta girmek isteyenlere engel olan yazıcıların ve Ferisîler'in durumu ne olmaktadır şimdi?»

«Ey Yuhanna, benim yüz bin sözümü dinledikten sonra bir söz söylemek için benden izin istersin. Bak sana diyorum ki, beni dinlediğin her bir sözün on katını senden dinlemeye hazırım. Ve, bir diğerini dinleyecek olan, konuştuğu her defada günah işler. Çünkü, kendimiz için istediğimizi başkalarına da yapmalı, kendi görmek istemediğimizi başkalarına da yapmamalıyız.»

O zaman Yuhanna dedi: «Ey muallim, neden Allah bunu, yani, kendilerini ve Yaratıcılarını bilmeleri için, Lazarus'un yaptığı gibi bir kez ölüp geri dönmeği insanlara bahşetmedi?»
197.

İsa cevap verdi: «Söyle bana Yuhanna; ev sahibinin biri bir hizmetçisine, evinin manzarasını kapayan ağacı kesmesi için mükemmel bir balta verdi.

Ama işçi baltayı unuttu ve dedi: «Eğer efendi bana eski bir balta vermiş olsaydı ağacı kolayca keserdim» Söyle bana Yuhanna, ev sahibi ne dedi? Mutlaka kızdı ve eski baltayı alıp adamın başına çarptı ve dedi:

«Aptal hilekâr! Sana ağacı zahmetsizce kesebileceğin bir balta verdim, sense büyük zahmetlerle çalışman gerekecek ve gidip, hiç bir şey elde edemeyeceğin bu baltayı mı istersin? Ben senin ağacı, çalışman işe yarasın diye kesmeni isterim. Doğru değil mi bu?»

Yuhanna cevap verdi: «Doğruların doğrusu.» (O zaman İsa dedi) : -Ebediyen sağ ve diriyimdir ki» der Allah, «Ben herkese iyi bir balta verdim, bu da bir ölünün gömüldüğünü görmektir. Kim bu baltayı iyi kullanırsa, kalbindeki günah ağacını sancısız çıkarır; böylece lütuf ve rahmetimi kazanır. Onlara salih amellerinden dolayı sonsuz yaşama hakkı veririm. Ama, gün be gün başkalarının ölüp durduğunu gördüğü halde ölümlü olduğunu unutan ve «eğer öbür hayatı görsem, iyi işler yaparım» diyenin üzerine olacaktır öfkem, ve onu ölümle öylesine çarparım ki, bir daha hiç iyilik bulamaz.»

«Ey Yuhanna» dedi İsa, «Başkalarının düşüşünden ayakları üzerinde durmayı öğrenenin avantajı ne büyüktür!»
198.

Sonra, Lazarus dedi: «Muallim, bakın size diyorum ki, günbegün ölenlerin mezara, götürüldüğünü görüp de Yaratıcımız Allah'tan korkmayanın hak edeceği cezayı tasavvur edemiyorum. Böyle biri, tümüyle vazgeçmesi gereken dünyadaki şeyler için kendisine nesi varsa veren Yaratıcısı'na karşı gelir.»

O zaman İsa havarilerine dedi: «Bana muallim diyorsunuz ve iyi ediyorsunuz, çünkü Allah benim ağzımla size öğretiyor. Ama, Lazarus'a ne diyeceksiniz? Gerçekten o burada, bu dünyada akideyi öğreten tüm muallimlerin muallimidir. Ben şüphesiz size nasıl iyi yaşanacağını öğrettim, ama Lazarus size nasıl iyi ölüneceğini öğretecektir. Allah sağ ve diridir ki, o peygamberlik hediyesini almıştır; bu bakımdan onun doğru sözlerini dinleyin. Ve, insan kötü ölürse, iyi yaşama boşuna olacağından onun sözlerini o derece fazla dinlemelisiniz.»

Lazarus dedi: «Ey muallim, sana teşekkür ederim ki, gerçeğin değerini veriyorsun; bu nedenle Allah sana büyük hak verecektir.»

O zaman, (bu satırlar)ı yazan dedi: «Ey muallim, Lazarus sana, «hak alacaksın» demekle, nasıl gerçeği söylemiş oluyor? Halbuki, sen Nikodemus'a insanın cezadan başka bir şeye hakkı olmadığını söylemiştin. Sen de bu durumda Allah'ın cezasına mı uğrayacaksın?»

İsa cevap verdi: «Înşallah bu dünyada Allah'ın cezasına uğrarım, çünkü, yapmam gerektiği kadar imanla ona kulluk etmedim.»

«Ama, Allah rahmetinden dolayı beni öylesine sevdi ki, her ceza benden geri alındı. O kadar ki, ben yalnızca bir başka kişide azap göreceğim. Ceza benim için yerindedir. Çünkü insanlar bana Allah dediler. Ama ben gerçek olarak, yalnızca Allah olmadığımı değil aynı zamanda, Mesih de olmadığımı itiraf ettiğimden Allah benden cezayı çekti ve utanç benim olsun diye, onu şerli birine çektirecektir. Bu bakımdan, sana diyorum ki benim Barnabas'ım, bir insan Allah'ın komşusuna ne vereceğinden söz ederken 'komşusunun onu hak ettiğini de söylesin. Ama dikkat etsin ki, Allah kendine vereceği şeyden söz ederken «Allah bana verecek» desin. Ve, «benim hakkım var» dememeye dikkat etsin; çünkü Allah kullarına günahları nedeniyle Cehennem'i hak ettikleri zaman rahmetini bahşetmekten memnunluk duyar.

199.

Allah rahmette o kadar zengindir ki, bin denizin suyu, eğer bu kadarı bulunabilirse, Cehennem alevlerinin bir kıvılcımını söndüremezken, Allah'a karşı suç işlediğine ağlayan kişinin bir damla göz yaşı, Allah'ın imdadına yetiştiği büyük rahmetiyle tüm Cehennem'i söndürür. Bu nedenle, Allah şeytan'ı kahretmek ve kendi nimetini göstermek için, mümin kulunun her iyi amelini rahmetinin varlığıyla hak diye isimlendirmek diler ve onun komşusu hakkında böyle konuşmasını ister. Yine de, bir insan kendisi hakkında «hakkım var» demekten kaçınmalıdır, çünkü kınanır.»
200.

İsa sonra Lazarus'a döndü ve dedi: «Kardeş, benim dünyada kısa bir zaman kalmam gerekiyor. Bu bakımdan, senin evine yakın olduğum zaman, hiç başka yere gitmeyeceğim, çünkü sen bana, benim sevgim için değil, Allah sevgisi için hizmet edersin.»

Yahudi'lerin Fısıh bayramı yaklaştı, bu nedenle İsa havarilerine dedi: «Kudüs'e fısıh kuzusu yemeye gidelim.» Ve, Petrus'la Yuhanna'yı şehre gönderip, dedi : «Şehrin kapısının yanında bir sıpayla birlikte bir eşek bulacaksınız, onu çözüp buraya getirin; çünkü, Kudüs'e kadar ona binmem gerekiyor. Ve, eğer biri size, «onu niye çözüyorsunuz» diye sorarsa «muallimin ona ihtiyacı var» deyin, onu getirmenize izin verirler.» Havarileri gittiler. İsa'nın kendilerine söylediklerinin hepsini gördüler ve aynı şekilde eşeği ve sıpayı getirdiler. Havariler cübbesini sıpanın üstüne koydular ve İsa ona bindi. Ve, öyle oldu ki, Kudüs halkı Nasıra'lı İsa'nın gelmekte olduğunu duyunca, ellerinde palmiye ve zeytin dalları «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud'un oğlu!» diye çocuklarıyla birlikte İsa'yı görmek için şehrin dışına çıktılar. İsa şehre girince, halk, «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun; şükürler Davud'un oğlu!» diye diye elbiselerini eşeğin ayaklan altına yazdılar.

Ferisiler İsa'yı azarlayıp dediler: «Görmüyor musun ne diyorlar? Sustur onları!»

O zaman İsa dedi: «Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir kî, eğer insanlar susacak olsa, habis günahkârların küfrüne karşı taşlar haykıracaktır.» Ve, İsa bunu deyince, Kudüs'ün bütün taşları büyük bir gürültüyle haykırdılar. «Allah Rabb adına bize gelen kutlu olsun!»

Yine de Ferisiler küfürlerine devam ettiler ve bir araya toplanıp, onu konuşurken yakalamak için istişarede bulundular.
201. "İlk Taşı Günahsız Olanınız Atsın!"
İsa mabede girince, yazıcılar ve Ferisiler kendisine zina suçu işlemiş bir kadın getirdiler. Aralarında dediler: «Eğer onu kurtarırsa, bu Musa'nın kanununa aykırıdır ve böylece onu suçlarız; eğer mahkûm ederse, bu kendi akidesine aykırıdır, çünkü o merhameti tebliğ etmektedir. Bu şekilde İsa'ya varıp, dediler: «Muallim, bu kadını zina ederken bulduk. Musa, böylesinin recm edilmesini emretmişti; buna sen ne dersin?»

Bunun üzerine İsa eğilip, parmağıyla yerde bir ayna yaptı ve içinde herkes kendi kötülüklerini gördü. Cevap için sıkıştırırlarken, İsa doğrulup parmağıyla aynayı gösterdi ve dedi: «Aranızda günahsız olan ona ilk taşı atsın.» Ve, yeniden eğilip, aynayı çizdi.

Bunu gören insanlar, en yaşlısından başlayarak bir bir çıktılar, çünkü kirli işlerini görünce utanıyorlardı.

İsa yeniden doğrulup, kadından başka kimseyi göremeyince dedi: «Kadın, seni ayıplayanlar nerede?»

Kadın ağlayarak cevap verdi, «Rab, gittiler; eğer beni bağışlarsan, Allah sağ ve diridir ki, bir daha günah işlemeyeceğim.»

O zaman İsa dedi: «Allah'ı tesbih ederim! Huzurla yoluna git ve bir daha günah işleme, çünkü Allah beni seni mahkûm etmek için göndermedi.»

Sonra, yazıcılar ve Ferisiler toplanınca, İsa kendilerine dedi:

«Söyleyin bana; eğer sizden birinizin yüz koyunu olsa ve onlardan birini yitirse doksan dokuzunu bırakıp, onu aramaya gitmez misiniz? Ve, onu bulunca, onu omuzlarınıza atıp, komşularınızı çağırarak, onlara demez misiniz? «Benimle birlikte sevinin, çünkü, yitirdiğim koyunu buldum.» Mutlaka böyle yaparsınız.

«Şimdi söyleyin bana, Allah'ımız, dünyayı kendisi için yarattığı insanı daha mı az sever? Allah sağ ve diridir ki, tövbe eden günahkâr üzerine Allah'ın meleklerinde böylesine bir sevinç meydana gelir; çünkü, günahkârlar Allah'ın rahmetini bildirirler.»
202.

«Söyleyin bana, doktor en çok kimin tarafından sevilir, hiç hastalık görmemiş olanlar tarafından mı, yoksa doktorun ağır hastalıklarını iyileştirdiği kişiler tarafından mı?»

Ferisiler ona dedi: «Sağlam adam doktoru nasıl sevsin ki? O mutlaka onu, yalnızca hasta olmadığı için sevecektir; ve hastalığı bilmediği için de çok az sevecektir.»

O zaman ruhî bir şiddetle İsa konuşup dedi: «Allah sağ ve diridir ki, sizin kendi diliniz kendi gururunuzu mahkûm ediyor, o kadar ki, Allah'ımız müttakî olandan çok, Allah'ın üzerindeki büyük rahmetini bilen tövbekâr günahkâr tarafından sevilir. Çünkü, muttaki Allah'ın rahmetini bilmez. Bu bakımdan, Allah'ın meleklerinin yanında, tövbe eden bir günahkâr için duyulan sevinç, doksan dokuz muttaki kişiye (duyulandan) daha çoktur.

«Zamanımızda müttakîler nerede? Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, takvasız müttakîlerin sayısı çoktur; onların durumu şeytanınki gibidir.»

Yazıcılar ve Ferisiler karşılık verdiler: «Biz günahkârlarız, bu nedenle Allah bize merhamet edecektir» Ve, onlar bunu İsa'yı kışkırtmak için dediler; çünkü, yazıcılar ve Ferisîler, kendilerine günahkâr denmesini büyük bir hakaret sayarlardı.

O zaman İsa dedi: «Korkarım ki siz, takvasız müttakîlersinizdir. Çünkü, günah işleyip de günahınızı inkâr eder ve kendinize muttaki derseniz, takvasız olursunuz; ve eğer kalbinizden kendinizi muttaki kabul ediyor ve dilinizle günahkâr olduğunuzu söylüyorsanız, o zaman bir kat daha takvasız müttakilersiniz demek olur.»

Yazıcılar ve Ferisîler bunu duyunca, İsa'yı havarileriyle birlikte huzur içinde bırakıp başları önünde çekip gittiler ve cüzamı temizlenmiş olan cüzamlı Simun'un evine vardılar. Şehir halkı hastalarını Simun'-un evinde toplamış bulunuyorlardı; İsa'ya hastaların iyileştirilmesi için ricada bulundular.
O zaman, saatinin yakın olduğunu bilen İsa dedi: «Ne kadar hasta varsa çağırın, çünkü Allah onları iyileştirecek kudrette ve merhamettedir.»

Karşılık verdiler: «Burada, Kudüs'te başka hasta bulunduğunu bilmiyoruz.»

Isa ağlayarak karşılık verdi: «Ey Kudüs, ey İsrail, senin için ağlıyorum. Sen sana olan ziyareti bilmiyorsun; çünkü, bir tavuğun civcivlerini kanatları altına topladığı gibi, ben de seni yaratıcınız Allah sevgisinde toplamak istedim, ama sen istemedin! Bu nedenle, Allah size şöyle diyor:
203. İlahi Gazaba Uğrayacaklar..
«Ey sert yürekli, sapık fikirli şehir, sana, seni kalbine çevirmesi için ve sen de tövbe edesin diye kulumu gönderdim; ama sen ey bozuk şehir, senin için, ey İsrail, Mısır'a ve Firavun'a yaptıklarımın hepsini unuttum. Kulum hasta vücudunu iyileştirsin diye defalarca ağlarsın; ama, senin günahkâr ruhunu iyileştirmeye çalıştığı için, kulumu öldürmenin yollarını ararsın.»

«Cezama uğramayan yalnızca sen mi kalacaksın şimdi? Sen ebediyen yaşayacak mısın? Ve, senin gururun seni benim ellerimden kurtaracak mı? Kesinlikle hayır, çünkü, bir orduyla birlikte karşına reisler çıkaracağım ve onlar seni kuvvetle saracaklar ve seni onların ellerine öylesine teslim edeceğim ki, gururun doğru Cehennem'e düşecek.»

«Yaşlıları ve dulları bağışlamayacağım, çocukları bağışlamayacağım, seni tümden kıtlığa, kılıca ve hakarete terk edeceğim ve üzerine rahmetle baktığım mabedi şehirle birlikte ıssız bırakacağım; o kadar ki, uluslar arasında bir efsane, bir alay konusu ve bir darb-ı mesel olacaksın. Gazabım üzerinde böyle kalacak ve benim öfkem uyumaz.»
204.

Bunları söyledikten sonra İsa yeniden dedi: «Başka hastalar bulunduğunu bilmiyor musunuz? Allah sağ ve diridir ki, Kudüs'te ruhları sağlam olanlar vücutça hasta olanlardan daha azdır. Ve, gerçeği bilmeniz için, size diyorum ki ey hasta olanlar, Allah'ın adına hastalığınız sizden ayrılsın!»

Ve, o bunu söylediği zaman, derhal iyileştiler. -Allah'ın Kudüs üzerindeki gazabını duyunca insanlar ağladılar ve merhamet için yalvardılar. O zaman İsa dedi: «Eğer Kudüs günahları için ağlayacak ve pişman olup, yolumda yürüyecek olursa» der Allah, «bir daha onun kötülüklerini hatırlamayacak ve söylediğim belâlardan hiç birini ona vermeyeceğim. Ama Kudüs, uluslar arasında adıma küfretmekle şanımı lekelediğine değil de, kendi yıkımına ağlar. Bu yüzden öfkem daha çok tutuştu. Ebediyen sağ ve dîriyimdir ki, eğer Musa ile birlikte kullarım Eyub, İbrahim, Samuel, Davud ve Danyal kavimleri için dua etseler, Kudüs'e olan öfkem yatışmayacaktır.» Ve, İsa bunu dedikten sonra, herkes endişe içinde evine çekildi.
205. Hain Yahuda'nın İhaneti

İsa cüzamlı Simun'un evinde akşam yemeği yerken, bakın ki, Lazarus'un kız kardeşi Meryem eve girdi ve bir kabı kırıp, İsa'nın başına ve elbisesine yağ merhemi döktü. Bunu gören hain Yahuda, Meryem'i böyle bir işi yapmaktan alıkoymaya çalışıp, dedi: -Gidip merhemi sat ve parayı getir de onu yoksullara vereyim.»

İsa dedi: «Ona neden engel olursun? Bırak yapsın, çünkü sizin bulacağınız yoksullar hep sizinledir. Ama beni her zaman bulamayacaksınız.»

Yahuda karşılık verdi: «Ey muallim; bu yağ merhemi üç yüz kuruşa satılabilir; kaç yoksulun yardım göreceğine bakın şimdi.»

İsa cevap verdi: «Ey Yahuda, ben senin kalbini biliyorum; sabr et bakalım, sana her şeyi vereceğim.»

Herkes korkuyla yemek yedi. Havariler ise üzgündü. Çünkü İsa'nın kendilerinden ayrılması gerektiğini biliyorlardı. Ama, Yahuda kızgındı, çünkü, İsa'ya verilen bütün şeylerin onda birini çaldığından, yağ satılmadığı için otuz kuruşu yitirdiğini biliyordu.

Başkâhini bulmaya gitti; o, kâhinleri, yazıcıları ve Ferisîleri bir heyet halinde toplamış bulunuyordu; kendisine Yahuda dedi: «Bana ne vereceksin? Ben kendisini İsrail kralı yapmak isteyen İsa'yı elinize teslim edeceğim.»

Cevap verdiler: «Şimdi, onu elimize nasıl vereceksin?»
Yahuda dedi: «Şehir dışına ibadet etmeye gittiğini öğrendiğim zaman size söyleyecek ve sizi onun bulunduğu yere ileteceğim; çünkü, onu şehrin içinde fitne çıkmadan yakalamak imkânsız olacaktır.»

Başkâhin karşılık verdi: «Eğer onu bizim elimize verirsen, sana otuz altın vereceğiz ve sana nasıl iyi davranacağımızı göreceksin.»
206.

Gün olunca, İsa halktan büyük bir kalabalıkla birlikte mabede vardı. Bu sırada başkâhin yaklaşıp dedi: «Söyle bana ey İsa, Allah olmadığını, Allah'ın oğlu veya Mesih bile olmadığını itiraf etmiştin, unuttun mu hep bunları?»

İsa cevap verdi: «Hayır, asla unutmadım; çünkü bu, Hüküm Günü'nde, Allah'ın mahkemesi önünde yapacak olduğum itirafımdır. Musa'nın kitabında yazılı olan her şey doğruların doğrusudur. Öyle ki, Yaratıcımız Allah bir tek (Allah) tır, ve ben Allah'ın kuluyum ve sizin Mesih dediğiniz Allah'ın Elçisi'ne hizmet etmek arzu ediyorum.»

Başkâhin dedi: «Öyleyse, mabede halktan bu kadar büyük bir kalabalıkla gelmenin yararı ne? Yoksa, kendini İsrail'in kralı mı yapmak istersin? Sakın ki, başına bir tehlike gelmesin!»

İsa cevap verdi: «Eğer ben kendi ün ve şanım için çalışsam ve kendi payımı bu dünyada istemiş olsaydım, Nain halkı beni kral yapmak istediği zaman kaçmazdım. Bana gerçekten inan ki, bu dünyada hiç bir şeyin peşinde değilim.»

O zaman, başkâhin dedi: «Mesih'le ilgili olarak bir şeyi bilmek istiyoruz.» Ve, hemen kâhinler, yazıcılar ve Ferisiler İsa'nın çevresinde bir halka oluşturdular.

İsa karşılık verdi: «Mesih hakkında bilmek istediğiniz bu şey nedir? Ne belli, yalan olmasın bu? Emin olun ki, size yalan söylemeyeceğim. Çünkü, yalan söylemiş olsaydım, tüm İsrail'le birlikte siz, yazıcılar (ve) Ferisîler tarafından göklere çıkarılacaktım; ama, size gerçeği söylediğim için benden nefret ediyor ve beni öldürmenin yollarını arıyorsunuz?»

Başkâhin dedi: -Şimdi biliyoruz ki, senin sırtında, cinin var; çünkü sen bir Samirîsin ve Allah'ın kâhinine saygı duymazsın.»
207.

İsa cevap verdi: «Allah sağ ve diridir ki, benim sırtımda cinim yok, bilakis ben cini fırlatıp atmaya çalışıyorum, dolayısıyla, bu sebepten cin dünyayı bana karşı ayaklandırıyor. Çünkü, ben bu dünyadan değilim. Ben, beni dünyaya gönderen Allah'ın yüceltilmesi için çalışıyorum. Bu bakımdan, bana kulak verin, size kimin sırtında cini bulunduğunu söyleyeceğim. Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, cinin iradesiyle çalışanın sırtında cin vardır, o kendisine iradesinin yularını takmış, onu istediği gibi yönetip, her kötülüğe koşturuyor.
Bir elbise nasıl sahibini değiştirince, aynı kumaş olduğu halde, adını da değiştirirse, insanlar da tek bir maddeden olmalarına rağmen, insanın içinde çalışanın yaptıkları nedeniyle farklılaşırlar.

Eğer ben (bildiğim kadarıyla) günah işlemişsem, bir düşman olarak benden nefret etmek yerine, niye bir kardeş olarak beni uyarmazsınız? Gerçekten, bir bedenin azaları başla birleştikleri zaman birbirlerinin imdadına koşarlar ve baştan kopuk olanlar ise ona hiç yardım etmezler. Çünkü, bir vücudun elleri bir başka vücudun değil, birlikte oldukları vücudun ayaklarının acısını duyarlar, Ruhumun huzurunda durduğu Allah sağ ve diridir ki, Yaratıcı'sı Allah'ı seven ve O'ndan korkan, başının merhamet duyduğu kişiye karşı merhamet duygusu besler. Allah'ın günahkârın ölmesini dilemeyip, her birinin tövbe etmesini beklediğini görerek, eğer siz benim de birlikte olduğum şu bedendenseniz, Allah sağ ve diridir ki, kendi başıma göre hareket etmem için bana yardım edersiniz.
Kaç para, kaç yalan; bedeli nedir yaşamanın?
Mezarkabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
08 Şubat 2015
Yaş
45
Mesajlar
4.274
Seslenildi
357 Mesaj
Etiketlendi
16 Konu
Ruh Hali
Fine
Standart Cevap: Barnabas İncili
20 Şubat 2015
23
Barnaba İncili, 208-216. Bölüm

208.

«Eğer kötülük yaparsam, beni uyarın, Allah da sizi sevsin, çünkü O'nun istediğini yapmış olursunuz. Ama, kimse günahtan dolayı beni uyarmazsa, bu, sizin dediğiniz gibi İbrahim'in çocukları olmadığınızın ve İbrahim'in bulunduğu başla bir arada bulunmadığınızın işaretidir. Allah sağ ve diridir ki, İbrahim Allah'ı o kadar çok severdi ki, sahte putları parçalayıp, anne ve babasını terk etmekle kalmamış, aynı zamanda Allah'a itaat etmek için kendi oğlunu da öldürmek istemiştir.»

Başkanın karşılık verdi: «Sana sorduğum bu; ve seni öldürmenin yollarını aramıyorum, o halde söyle bize: İbrahim'in bu oğlu kimdi?»

İsa cevap verdi: «Senin şanının ateşi ey Allah, beni tutuşturuyor ve konuşmadan edemiyorum. Bakın diyorum, İbrahim'in oğlu İsmail'di. Ondan, kendisiyle yeryüzünün tüm kabilelerinin kutsanacağı İbrahim'e, vaat edilen Mesih gelecektir.»

Ö zaman, bunu duyan başkahin kızdı ve bağırdı: «Şu dinsiz herifi gelin taşlayalım. Çünkü o bir İsmaili'dir. Musa'ya karşı, Allah'ın kanununa karşı küfretmiştir.»

Bunun üzerine, her yazıcı ve Ferisi halkın önde gelenleriyle birlikte İsa'yı taşlamak için taş kaptılar. İsa ise gözlerinden kaybolup mabetten çıktı. Ve o zaman, İsa'yı öldürmek için duydukları dehşetli arzuyla, öfke ve nefretten gözleri dönmüş şekilde birbirlerine öylesine vurdular ki, orada bin kişi öldü ve kutsal mabedi kirlettiler. İsa'nın mabetten çıktığını gören havariler ve müminler (çünkü o kendilerinden gizli değildi) kendisini Simun'un evine kadar izlediler.

Bu arada Nikodemus oraya geldi ve İsa'ya, Kudüs'*ten çıkıp, Sidrun çayı ötesine gitmesini tavsiye ederek dedi: «Rab, benim Sidrun çayı gerisinde evle birlikte bahçem var, bu bakımdan sana rica ediyorum, şakirtlerinden bazılarıyla oraya git ve kâhinlerimizin bu nefreti geçinceye kadar orada kal. Sana gerekli olan her şeyi sağlayacağım. Ve, şakirtlerin çoğunu burada Simun'un evinde ve benim evimde bırak, Allah bize her şeyi verecektir.»

Ve, İsa yanına, ilk olarak havariler denilen yalnızca on iki kişiyi almak arzu ederek, böyle yaptı.
209.

Bu sırada, İsa'nın annesi bakire Meryem ibadet ediyordu ki, melek Cebrail kendisini ziyaret edip, oğluna yapılan eziyeti naklederek, dedi: «Korkma Meryem, çünkü Allah O'nu dünya (dakiler) den koruyacaktır. Bunun üzerine, Meryem ağlayarak Nasıra'dan ayrıldı ve oğlunu aramak için Kudüs'e, kız kardeşi Meryem Selâme'nin evine geldi.

Fakat, İsa gizlice Sidrun çayının ötesine çekilmiş olduğundan, onu bu dünyada bir daha göremedi; ancak utanç işinden sonra melek Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel'le birlikte Allah'ın emriyle onu kendisine getirdiler.
210.

Mabeddeki karışıklık İsa'nın ayrılmasıyla dinince, başkâhin yüksek bir yere çıkıp, elleriyle sus işareti yaparak dedi: «Kardeşler! Biz ne yapıyoruz? O'nun şeytan'ca sanatıyla tüm dünyayı aldattığını görmüyor musunuz? Şimdi, eğer o bir büyücü değil ise, nasıl oldu da kaybolup gitti? Emin olun ki, o kutsal biri ve bir peygamber olmuş olsaydı, Allah'a karşı, kul(u) Musa'ya karşı ve İsrail'in ümidi Mesih'e karşı küfürde bulunmazdı! Ve, ne diyeyim ben? O, tüm kâhinlerimize küfretti. Bu bakımdan, bakın size diyorum ki, eğer o dünyadan ayrılmazsa, İsrail kirlenecek ve Allah'ımız bizi milletlere teslim edecektir. Dikkat edin şimdi, onun yüzünden bu kutsal mabet nasıl da kirlenmiş bulunuyor!»

Ve, başkâhin o şekilde konuştu ki, pek çokları İsa'*yı terk etti. Bunun üzerine, gizli tutulan öldürme işi açığa vuruldu. O kadar ki, başkâhin bizzat Hirodes'e ve Roma valisine gidip, İsa'yı, kendisini İsrail'e kral yapmak arzusunda olmakla suçladı ve bu konuda yalancı şahitler de buldular.

Sonra, İsa aleyhinde genel bir toplantı yapıldı. Çünkü Romalıların fermanı herkesi korkutuyordu. Öyle ki, Roma senatosu İsa ile ilgili olarak iki kez ferman yayınlamıştı. Fermanın birinde, Yahudiler'in peygamberi Nasıralı İsa'ya Allah veya Allah'ın denilmesi ölüm cezasıyla men ediliyor; diğerinde ise, Yahudiler'in peygamberi Nasıralı İsa hakkında tartışmak para cezasıyla yasaklanıyordu. Bu nedenle, aralarında büyük bir ayrılık vardı. Bazıları, İsa aleyhinde Roma'ya yeniden yazı yazılmasını istiyordu;, bazıları, bir serserinin sözleriymişçesine ne derse desin, İsa'nın kendi başına bırakılması gerektiğini söylüyor; diğerleri ise, gösterdiği büyük mucizeleri delil olarak ileri sürüyorlardı.

Bu yüzden başkâhin, aforoz acısını göze almadan kimsenin İsa'yı savunur bir tek kelime bile konuşmamasını söyledi ve Herod ve valiyle konuşup dedi: -Her halûkârda elimizde kötü bir risk var. Çünkü, bu günahkârı öldürsek, Kayser'in fermanına karşı davranmış olacağız, yok yaşamasına ve kendisini İsrail'e kral yapmasına izin versek, o zaman durum ne olacaktır?» Bunun üzerine Hirodes kalktı ve valiyi tehdit ederek dedi: «Sakın ki, bu adamı tutman yüzünden bu ülke ayaklanmaya kalkmasın; o zaman seni Kayser'in önünde bir asi olarak suçlarım.» Bu durum karşısında vali, senatodan korkup, Hirodes'le dost oldu. (Çünkü önceden birbirlerinden öldüresiye nefret ederlerdi). Ve İsa'*nın öldürülmesi üzerinde anlaşıp, başkâhine dediler: «Ne zaman bu suçlu adamın nerede olduğunu öğrenirsen, kendini bize gönder, biz sana asker vereceğiz.» Bu, «yeryüzünün reisleri ve kralları İsrail'in mukaddesine karşı birleşirler. Çünkü o, dünyanın kurtuluş yolunu ilân eder» diyerek, İsrail'in peygamberi İsa'yı önceden haber veren Davud'un peygamberî sözünün gerçekleşmesi için oldu.

Bunun üzerine, o gün Kudüs'ün her yanında İsa için genel bir arama yapıldı.
211.

Sidrun çayı ötesinde, Nikodemus'un evinde bulunan İsa havarilerini rahatlatıp, dedi: «Dünyadan ayrılma vaktim yaklaşmış bulunuyor; kendinizi teselli edin ve üzülmeyin, çünkü ben gittiğim yerde hiç bir ızdırap duymayacağım.

«Şimdi, benim hayrıma üzülürseniz, benim dostlarım olmuş olur musunuz? Emin olun ki hayır, bilakis düşmanlar (im olmuş olursunuz). Dünya neşeleneceği zaman siz üzülün, çünkü, dünyanın neşelenmesi ağlamaya dönüşür; ama sizin üzüntünüz sevince dönüşür ve sizin sevincinizi kimse sizden alamaz; çünkü, kalbin, yaratıcısı Allah'ta duyduğu sevinci tüm dünya çekip alamaz. Allah'ın benim ağzımla size söylediği sözleri unutmamaya bakın. Dünyaya karşı ve dünyayı sevenlere karşı İncil'imle yaptığım şahitliği tahrif edecek herkese karşı, benim şahitlerim olun.»

212.

Sonra, ellerini Rabb'e kaldırıp, dua ederek dedi: «İbrahim'in Allah'ı, İsmail ve İshak'ın Allah'ı, babalarımızın Allah'ı, Allah'ımız Rabb, bana verdiklerine merhamet et ve onları dünyadan koru. Onları dünyadan al demiyorum, çünkü, benim İncil'imi tahrif edeceklere karşı onların şahitlik etmesi gerekiyor. Bunun yerine, onları şerden koruman için dua ediyorum, ki, Senin Hüküm Günü'nde, benimle birlikte, senin ahdini bozan İsrail ailesine karşı ve dünyaya karşı şahitlik etmek için gelsinler. Puta tapıcı babaların oğullarına karşı, tam dördüncü soya kadar puta tapıcılıktan intikam alan kadir ve gayyûr Rabb Allah, benim Senin oğlun olduğumu yazdıkları zaman, bana verdiğin İncil'imi tahrif edecek olan herkesi Sen ebediyen lanetle. Çünkü, çamur ve toprak olan ben, Senin kullarının hizmetçisiyim ve hiç bir zaman kendimi senin iyi bir kulun olarak düşünmedim; şundan ki, ben Sana, bana verdiklerin karşısında hiç bir şey veremem. Çünkü, her şey Senindir. Bin nesilde Sen'den korkanlar üzerinde merhametini gösteren Rahim Rabb Allah, bana verdiğin Kelâmı'na inananlara merhamet et. Çünkü, nasıl Sen gerçek Allah'san, benim söylediğim söz de öyle gerçektir. Çünkü, o Senindir. Görüyorsun ki, okuduğu kitapla yazılı olandan başkasını okuyamayan bir okuyucu gibi konuştum; bana verdiğini işte bu şekilde anlattım.

Koruyucu Rabb Allah, şeytan'ın kendilerine karşı hiç bir şey yapmaması için bana verdiklerini koru; yalnız onları değil, onlara inanacak her şeyi koru.

«Merhameti bol ve zengin Rabb, Hüküm Günü'nde Elçi'nin cemaati içinde bulunmasını kuluna bahşet; yalnızca bana değil, bana verdiğin herkese, onlarla birlikte, tebliğleri sonucu bana inanacak herkese. Ve, Kendin için bunu yap ki Rabb, şeytan Sen Rabb'e karşı böbürlenmesin.»

«Nimetinden kavmim Îsrail için gerekli olan her şeyi sağlayan Rabb Allah, dünyayı kendisi için yarattığını Elçi'nle kutsamayı vaat ettiğin yeryüzünün tüm kabilelerini hatırdan çıkarma. Dünyaya merhamet et ve Elçi'ni çabucak gönder ki, düşmanın olan şeytan, imparatorluğunu yitirsin.» Ve, İsa bunu söyledikten sonra üç kez, «Amin, yüce ve rahîm olan Rabb!» dedi.

Ve, ağlayarak karşılık verdiler. «Amin!»; Yahuda hariç, çünkü o hiç bir şeye inanmıyordu.
213. "O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir"

Kuzuyu yeme günü gelince, Nikodemus kuzuyu İsa ve şakirtleri için gizlice bahçeye gönderdi ve vali ve başkâhinle birlikte Hirodes'in ferman ettiği her şeyi bilirdi.

Bunun üzerine Isa ruhen sevinip dedi: «Kutsal adını tesbih ve takdis ederim ey Rabb, çünkü beni, dünyanın işkence edip öldürdüğü kullarının sayısından ayırdın. Şükürler olsun sana Allah'ım, çünkü Senin işini yerine getirdim.» Ve, Yahuda'ya dönerek, ona dedi : «Arkadaş, neye beklersin? Benim vaktim yakın, o halde git de, yapman gerekeni yap.»

Şakirtler, İsa'nın Yahuda'yı Fısıh günü için bir şeyler almaya gönderdiğini sandılar; ama İsa, -Yahuda'nın kendisine ihanet edeceğini biliyordu; bu nedenle, dünyadan ayrılmak arzusuyla böyle konuştu.

Yahuda karşılık verdi: «Rab, yememe izin ver, sonra giderim:»

«Yiyelim« dedi İsa, «çünkü sizden ayrılmadan bu kuzuyu yemeği çok arzu ettim.» Ve, kalkıp, bir havlu aldı ve beline doladı, sonra bir leğene su koyup, şakirtlerinin ayaklarını yıkamaya başladı. Yahuda'dan başlayıp, Petrus'a geldi.

Petrus dedi: «Rab, benim ayaklarımı yıkamayacak mısın?»
İsa cevap verdi: «Benim ne yaptığımı sen şimdi bilmiyorsun, ama daha sonra bileceksin.»

Petrus karşılık verdi: «Benim ayaklarımı hiç yıkamayacaksın.»
O zaman, İsa kalktı ve dedi: «Sen de Hüküm Günü'nde benim bölüğüme katılmayacaksın.»

Petrus karşılık verdi: «Yalnız ayaklarımı değil Rab, ellerimi ve başımı da yıka.»

Şakirtler yıkanıp da, yemek için sofraya oturduklarında İsa dedi: «Ben sizi yıkadım, yine de tamamen temiz değilsiniz; öyle ki, denizin tüm suyu bana inanmayanı yıkamayacaktır.» İsa bunu, kendisine kimin ihanet etmekte olduğunu bildiği için dedi. Şakirtler bu sözlere üzülmüşlerdi ki, İsa yine dedi:

«Bakın size diyorum ki, sizden biriniz bana ihanet edecek, öyle ki, bir koyun gibi satılacağım; ama yazıklar olsun ona, çünkü, babamız Davut'un böyle biri hakkında söylediği, «O, başkaları için hazırladığı çukura düşecektir» sözünü tümüyle yerine getirecek.»

Bunun üzerine şakirtler birbirlerine bakıp, üzüntü içinde dediler: «Hain kim olacak?»

Sonra Yahuda dedi: «Ben mi olacağım o, ey muallim?»
İsa cevap verdi: «Bana ihanet edecek olanın kim olduğunu söyledim.» Ve, on bir havari bunu duymadı.

Kuzu yenilince, cin Yahuda'nın sırtına bindi ve o da evden çıkarken, İsa kendisine yeniden dedi: «Yapman gereken şeyi çabuk yap.»
214.

İsa evden çıkıp, ibadet etme adeti üzere, yüz kez dizlerini büküp, secdeye vararak ibadet etmek için bahçeye çekildi. Bu sırada, İsa'nın şakirtleriyle birlikte bulunduğu yeri bilen Yahuda başkâhine vardı ve dedi: «Bana vaat olunanı verirseniz, bu gece aradığınız İsa'*yı elinize vereceğim; çünkü o 11 ashabıyla birlikte yalnızcadır.»

Başkâhin karşılık verdi: «Ne kadar istersin?» Yahuda dedi: «Otuz altın.»

O zaman, başkâhin hemen kendisine parayı saydı ye asker getirmesi için vali ve Hirodes'e bir Ferisi gönderdi ve bir lejyon asker verdiler, çünkü halktan korkuyorlardı; bu nedenle, silahlarını alarak değnekler üzerindeki meşale ve fenerlerle Kudüs'ten çıktılar.
215.

Askerler Yahuda'yla birlikte İsa'nın bulunduğu yere yaklaştıklarında, Isa çok sayıda kişinin yaklaştıklarını işitip, korkuyla geri eve çekildi. Ve, on bir (havari) uyumakta idiler.
O zaman kuluna gelen tehlikeyi gören Allah, elçileri Cebrail, Mikâil, (İs)rafil ve Uriel'e İsa'yı dünyadan almalarını emretti.
Kutsal melekler gelip, İsa'yı güneye bakan pencereden çıkardılar. Onu götürüp, üçüncü göğe, daima Allah'ı tesbih ve takdis etmekte olan meleklerin yanına bıraktılar.
216.Yahudi İskoriyot Mucize ile İsa'ya Benzetiliyor
Yahuda herkesin önünden hızlı hızlı İsa'nın yukarı alındığı odaya daldı. Ve, şakirtler uyuyorlardı. Bunun üzerine, mucizeler yaratan Allah yeni bir mucize daha yarattı. Öyle ki, Yahuda konuşma ve yüz bakımından İsa'ya o şekilde benzetildi ki, O'nun İsa olduğuna inandık. Ve, o bizi uyandırdı. Muallim'in bulunduğu yeri arıyordu. Bunun üzerine, biz hayret ettik ve cevap verdik : «Sen Rab, bizim muallimimizsin; bizi unuttun mu?»

O, gülümseyerek dedi: «Şimdi, benim Yahuda îskariyot olduğumu bilmeyecek kadar budalalaştınız!»

Ve, o bunu derken askerler girdiler, ellerini Yahuda'nın üzerine koydular, çünkü o, her bakımdan İsa'ya benziyordu.
Biz, Yahuda'nın dediklerini duyup, yığınla askeri de görünce, delirmiş gibi kaçtık.

Ve, keten beze dolanmış olan Yuhanna da uyanıp kaçtı ve askerin biri kendisini keten bezden yakalayınca, keten bezi bırakıp, çıplak olarak kaçtı. Çünkü Allah, İsa'nın duasını duymuş ve on bir (havariyi) şerden korumuştu.
Kaç para, kaç yalan; bedeli nedir yaşamanın?
Mezarkabul - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
08 Şubat 2015
Yaş
45
Mesajlar
4.274
Seslenildi
357 Mesaj
Etiketlendi
16 Konu
Ruh Hali
Fine
Standart Cevap: Barnabas İncili
20 Şubat 2015
24
Barnaba İncili, 217-222. Bölüm

217. Hain Yahuda Çarmıha Geriliyor

Askerler Yehuda'yı tutup, alay ede ede bağladılar. Çünkü o, gerçekten İsa olduğunu inkâr ediyordu; askerler kendisiyle alay edip dediler: «Efendi, korkma, çünkü biz seni İsrail kralı yapmaya geldik ve senin krallığı reddedeceğini bildiğimiz için de seni bağladık.»

Yehuda karşılık verdi: «Siz aklınızı mı yitirdiniz? Siz, bir soyguncuya (karşı gelir gibi) silâh ve fenerlerle Nasıra'lı İsa'yı almaya geldiniz ve size yol gösteren beni, kral yapmak için bağladınız!»

O zaman askerler sabırlarını yitirip, yumruk ve tekmelerle Yehuda'ya vurmaya başladılar ve onu öfkeyle Kudüs'e getirdiler.

Yuhanna ve Petrus uzaktan askerleri izliyorlardı; ve, İsa'yı idam etmek için toplanmış bulunan Ferisîler heyeti ve başkâhin tarafından Yehuda'ya yapılan tüm sorgulamayı gördüklerine dair bu (satırlar) i yazanı ikna ettiler. Bu arada Yehuda pek çok deli sözleri söyledi, o kadar ki, herkes katıla katıla gülüp, onun gerçekten İsa olduğuna ve ölüm korkusuyla deli numaraları yaptığına inandılar. Bunun üzerine, yazıcılar, gözlerini bir sargıyla bağlayıp, alay ederek dediler: «Nasıralılar'ın (İsa'ya inananlara böyle derlerdi) peygamberi İsa, söyle bize, yüzüne vuran kimdir?» Ve, onu yumruklayıp, yüzünü tokatladılar.

Sabah olunca, halkın ileri gelenleri ve Ferisîlerden oluşan büyük bir heyet toplandı; ve, başkâhin Ferisîlerle birlikte Yehuda'ya karşı, İsa olduğuna inandıklarından yalancı şahit, aradılar; ve aradıklarını bulamadılar. Ve, önde gelen kâhinlerin Yehuda'nın Isa olduğuna inandıklarını neden söylüyorum? Hattâ, bunu yazanla birlikte tüm şakirtler buna inanıyordu; ve hatta, İsa'nın zavallı bakire annesi yakınları ve dostlarıyla birlikte buna inanıyordu. Öyle ki, herkesin üzüntüsü inanılmaz derecedeydi. Allah sağ ve diridir ki, yazan, İsa'nın söylemiş olduğu her şeyi, dünyadan nasıl çekilip alınacağını, üçüncü bir kişide nasıl işkence çekeceğini ve dünyanın sonuna kadar ölmeyeceğini unutmuştu. Bu nedenle, İsa'nın annesi ve Yuhanna ile birlikte çarmıhın yanına gitti.

Başkâhin Yehuda'yı bağlı olarak önüne getirtti ve ona şakirtlerini ve akidesini sordu.

Bunun üzerine Yehuda, kendinde değilmiş gibi konuyla ilgili hiç bir cevap vermedi. Başkâhin, İsrail'in yaşayan Allah'ı üzerine, gerçeği söylemesini ondan rica etti.

Yehuda cevap verdi: «Benim Nasıra'lı İsa'yı elinize vermeği vaat eden Yehuda İskaryot olduğumu söyledim size; ve siz, hangi sanatladır bilmiyorum, çıldırmışsınız, çünkü, her bakımdan benim İsa olduğumu kabul ediyorsunuz.»

Başkâhin karşılık verdi: «Ey sapık fitneci, akidenle ve sahte mucizelerinle Galile'den başlayarak, buraya, Kudüs'e kadar tüm İsrail'i aldattın; ve şimdi de, deli numarası yapmakla sana yakışacak olan hak ettiğin cezadan kaçmayı mı düşünüyorsun? Allah sağ ve diridir ki, ondan kurtulamayacaksın!» Ve, bunu dedikten sonra, hizmetçilerine, anlayışı geri başına gelsin diye yumruk ve tekmelerle ona vurmalarını emretti. Sonra, başkâhinin hizmetçilerinin elinde gördüğü alay inanılmayacak biçimdeydi. Çünkü, heyete zevk vermek için aşkla ve şevkle yeni yeni yöntemler kullanıyorlardı. Bir hokkabaz gibi giydiriyorlar ve el ve ayaklarla o şekilde davranıyorlardı ki, Kenanileri bile bu manzarayı gördüklerinde merhamete getirebilirdi.

Ama, önde gelen kâhinler, Ferisîler ve halkın ileri gelenleri, İsa'ya karşı öylesine çileden çıkmış kalplere sahiptiler ki, Yehuda'nın gerçekten İsa olduğuna inanarak, ona bu şekilde davranıldığını görmekten zevk duyuyorlardı.

Ardından, onu bağlı olarak İsa'yı gizliden gizliye seven valiye götürdüler. Bunun üzerine o, Yehuda'nın İsa olduğunu sanıp, kendisini odasına aldı ve onunla konuşarak, hangi nedenle önde gelen kâhinlerin ve halkın onu eline verdiklerini sordu.
Yehuda cevap verdi: «Sana gerçeği söylesem de bana inanmazsın; çünkü, belki sen de (önde gelen) kâhinler ve Ferisîler'in aldatıldığı gibi aldatılmışsındır.»

Vali, (onun kanunla ilgili olarak konuşmak arzusunda olduğunu düşünerek) karşılık verdi: «Şimdi sen benim bir Yahudi olmadığımı bilmiyor musun? (Önde gelen) kâhinler ve halkının ileri gelenleri seni benim elime verdiler; bu nedenle, bana gerçeği söyle de, adaletli olanı yapayım.

Çünkü, benim seni serbest bırakacak veya seni idam edecek gücüm vardır.»

Yehuda karşılık verdi: «Efendi (m), inan bana eğer beni idam edersen büyük bir yanlışlık yapmış olacaksın; çünkü suçsuz bir kişiyi öldüreceksin; ben Yehuda İskoriyot'um, bir büyücü olan ve sanatıyla beni bu şekle çeviren İsa değilim.»

Vali, bunu duyunca şaştı kaldı, öyle ki, onu serbest bırakmak istedi. Bu nedenle de dışarı çıkıp, gülümseyerek, «Hiç olmazsa bir konuda bu adam ölümü değil, bilakis merhameti hak etmektedir» dedi ve ilâve etti: «Bu adam İsa olmadığını, aksine, İsa'yı yakalamaları için askerlere yol gösteren bilinen bir Yehuda olduğunu söylüyor ve Galile'li İsa'nın büyücü sanatıyla kendisini bu şekle koyduğunu belirtiyor. Bu nedenle, eğer bu doğruysa, onu öldürmek, suçsuz olduğundan büyük bir haksızlık olacaktır. Ama, eğer İsa ise ve kendisini inkâr ediyorsa, o zaman mutlaka anlayışını yitirmiştir. Ve, bir deliyi öldürmek de dinsizce bir davranış olur.»

O zaman, önde gelen kâhinler ve halkın ileri gelenleri, yazıcı ve Ferisîlerle birlikte bağıra çağıra dediler: «O Nasıra'lı İsa'dır, biz onu tanırız; çünkü, eğer suçlu olmamış olsaydı onu senin eline vermezdik. O deli de değildir, bilakis habistir. Çünkü bu yolla elimizden kurtulmaya çalışıyor. Ve onun karıştırdığı fitne, kurtulacak olursa öncekinden daha kötü olacaktır.»

Pilatus (valinin adı böyleydi), böyle bir durumdan kendisini sıyırmak için dedi. «O Galile'lidir ve Hirodes Galile kralıdır; bu nedenle böyle bir davaya bakmak bana düşmez, bu yüzden onu Hirodes'e götürün.»

Bunun üzerine, Yehuda'yı Hirodes'e götürdüler. O, uzun bir süre İsa'nın evine gitmesini arzulamıştı. Ama, İsa onun evine gitmeği hiç istememişti. Çünkü Hirodes, bir Centilî olup, sahte ve yalancı tanrılara tapar, necis Centilîlerin usulü üzere yaşardı. Şimdi, Yehuda oraya getirilince, Hirodes, kendisine pek çok sorular sordu; Yehuda, İsa olduğunu inkâr ederek bunlara, amaca uymayan cevaplar verdi.

O zaman, Hirodes, tüm sarayıyla birlikte onunla alay etti ve, soytarılara giydirildiği gibi ona da beyazlar giydirip, geri Pilatus'a gönderdi ve dedi: «İsrail kavmine adalette başarısızlığa düşme!»

Ve, Hirodes bunu yazdı, çünkü, önde gelen kâhinler, yazıcılar ve Ferisîler kendisine çok miktarda para vermişlerdi. Vali, bunu Hirodes'in bir hizmetçisinden duyunca, o da biraz para elde edebilmek için Yehuda'yı serbest bırakmak istermiş gibi yaptı. Bunun üzerine, kamçılayarak öldürmeleri için kendilerine yazıcıların ödemede bulunduğu kölelerine onu kamçılattı. Ama, bu konuda fermanını vermiş bulunan Allah, bir başkasını sattığı bu korkunç ölümü çekmesi için, Yehuda'yı çarmıha saklıyordu. Her ne kadar askerler onu, vücudu kan revan içinde kalıncaya kadar kırbaçlamışlarsa da, Yehuda'nın kırbaç altında ölmesine izin vermedi. Sonra, alay ederek, üzerine eski mor bir elbise giydirip, dediler: «Yeni kralımızı giydirmek ve taçlandırmak gerek.» Böyle deyip, dikenler topladılar ve kralların başlarına giydikleri altın ve kıymetli taşlardan oluşan taçlar gibi bir taç yaptılar ve bu dikenli tacı Yehuda'nın başına koydular. Asa yerine eline bir kamış verdiler ve yüksek bir yere oturttular. Ve, askerler önüne gelip, alaylı alaylı baş eğerek, onu Yahudilerin kralı olarak selâmladılar. Ve, yeni kralların vermeye alışık oldukları hediyeleri almak için ellerini açtılar; ve hiç bir şey almayınca da Yehuda'yı tokatlayıp dediler: «Askerlerine ve hizmetçilerine ödemede bulunmayacaktın da, ne diye taç giydin aptal kral?»

Yazıcılar ve Ferisilerle birlikte önde gelen kâhinler, Yehuda'nın kırbaçlarla ölmemiş olduğunu görünce, Pilatus'un onu serbest bırakmasından korkarak, valiye para hediyesinde bulundular. O da bunu alıp. Yehuda'yı ölüm suçlusu olarak yazıcılara ve Ferisî'lere verdi. Bunun üzerine, onun yanı sıra iki hırsızı da çarmıhta ölüm cezasına çarptırdılar.

Sonra onu, suçluları astıkları Kalveri dağına götürdüler ve orada, daha çok rezil olsun diye çıplak olarak çarmıha gerdiler.

Yehuda, bağırmaktan başka gerçekte bir şey yapmadı : «Allah, suçlunun kurtulup gittiğini ve benim de haksız yere öldüğümü göre göre, beni neden terk ettin?»

Cidden diyorum ki, Yehuda'nın sesi, yüzü ve şekli İsa'ya o kadar benziyordu ki, şakirtleri ve müminleri onun İsa olduğuna tamamen inandılar; bu yüzden bazıları, İsa'nın sahte bir peygamber olduğuna ve gösterdiği mucizeleri büyü sanatıyla gerçekleştirdiğine inanarak, İsa'nın doktrininden ayrıldılar; çünkü, İsa dünyanın sonunun yaklaştığı zamana kadar ölmeyeceğini söylemişti. Çünkü, o zaman dünyadan alınmalıydı.

Öte yandan, İsa'nın akidesinde sapasağlam devam edenler, ölenin tümüyle İsa'ya benzediğini görüp, İsa'nın demiş olduğu şeyleri de hatırlamadıklarından üzüntüye kapıldılar. Ve, İsa'nın annesinin eşliğinde Kalveri dağına gidip, İsa'nın ölümünde sürekli ağlayarak bulunmakla kalmadılar, aynı zamanda Nikademus ve Aberimetya'lı Yusuf'un aracılığıyla İsa'nın vücudunu, gömmek için validen aldılar. Ve, kesinlikle kimsenin inanmayacağı ağlamalarda onu çarmıhtan indirip, yüz liralık çok kıymetli merhemlerle sararak, Yusuf'un yeni mezarına gömdüler.
218.

Sonra, herkes kendi evine döndü. Bunu yazan Yuhanna ve kardeşi Yakup'la birlikte, İsa'nın annesiyle beraber Nasıra'ya gitti.

Allah'tan korkmayan şakirtler geceleyin gidip, Yehuda'nın cesedini çalarak sakladılar ve İsa'nın yeniden dirildiğini yaydılar; bu yüzden büyük karışıklık doğdu. O zaman, başkâhin, aforoz cezasını göze almadan, kimsenin Nasıra'lı İsa'dan söz etmemesini emretti. Ve, büyük bir işkence başladı; pek çokları taşlandı, pek çokları dövüldü ve pek çokları ülkeden sürüldü; çünkü, bu konuda ağızlarını tutamıyorlardı.

Nasıra'ya, çarmıhta ölmüş bulunan hemşerileri İsa'nın yeniden dirildiği haberi geldi. Bunun üzerine, bu (satırlar) ı yazan İsa'nın annesinden ağlamayı bırakıp, sevinmesini rica etti. Çünkü, oğlu yeniden dirilmişti. Bunu duyan bakire Meryem ağlayarak dedi: «Kudüs'e gidip oğlumu bulalım. Onu gördüğüm zaman rahat ölebilirim.»

219. İsa Gelerek İnananlarla 3 Gün Kalıyor

Bakire, başkâhinin fermanının çıktığı gün, bu (satırlar) ı yazan, Yakup ve Yuhanna'yla birlikte Kudüs'e döndü.

Burada, Allah'tan korkan bakire, başkâhinin fermanının haksız olduğunu bilmesine rağmen, yanında kalanlara oğlunu unutmalarını emretti. O zaman, herkes ne kadar da müteessir oldu! — İnsanların kalbini gözleyen Allah biliyor ki, muallimimiz İsa olduğuna inandığımız Yehuda'nın ölümünün üzüntüsüyle, onu yeniden dirilmiş görmenin arzusu arasında, İsa'nın annesiyle birlikte bitip tükeniyorduk.
Bu yüzden, Meryem'in koruyucuları olan melekler, İsa'nın meleklerin eşliğinde kaldığı üçüncü göğe çıkıp, her şeyi İsa'ya anlattılar.

Bunun üzerine İsa, kendisine annesini ve şakirtlerini görme gücü vermesi için Allah'a dua etti. O zaman rahim olan Allah, dört gözde meleği Cebrail, Mikâil, Rafail ve Uriel'e İsa'yı annesinin evine götürüp, yalnızca akidesine inananlarca görülmesine izin vererek, üç gün sürekli olarak kendisini gözetmelerini emretti.

İsa nurla çevrilmiş olarak, bakire Meryem'in, iki kız kardeşi ve Marta ve Meryem Magdalen, Lazarus, bu (satırlar) ı yazan, Yuhanna, Yakup ve Petrus'la birlikte kalmakta olduğu odaya geldi. Bunun üzerine, herkes korkudan ölü gibi düştü. Ve, İsa annesini ve diğerlerini yerden kaldırıp dedi: «Korkmayın, çünkü ben İsa'yım; ve ağlamayın, çünkü ben diriyim, ölmüş değilim.» Herkes uzun bir süre İsa'nın karşısında kendinden geçmiş gibi kaldı; çünkü, İsa'nın öldüğüne artık inanmış bulunuyorlardı. Sonra, Bakire ağlayarak dedi: -Söyle bana oğlum, sana ölüleri diriltme gücü veren Allah neden yakınlarının ve dostlarının utancına rağmen ve akidenin (düştüğü) utanca rağmen senin ölmene, izin verdi? Çünkü seni seven herkes adeta ölmüş durumda.»
220."Neden İsa'nın Öldüğüne İnandırıldılar?"

İsa annesini kucaklayıp cevap verdi: «İnan bana anne, çünkü sana gerçekten diyorum ki, ben hiç ölmedim; Allah beni dünyanın sonuna kadar saklamış bulunuyor.» Ve, bunu deyip, dört meleğe görünmelerini ve meselenin nasıl geçtiği konusunda şahitlik etmelerini rica etti.

Bunun üzerine, melekler dört parlak güneş gibi göründüler, öyle ki, herkes korkudan yine ölü gibi (yere) düştü.
O zaman İsa meleklere, görünebilsinler ve konuştukları annesiyle ashabı tarafından duyulabilsin diye, giymeleri için dört keten bezi verdi. Ve, her bir kimseyi (yerden) kaldırıp, rahatlatarak dedi: «Bunlar Allah'ın elçileridir; Allah'ın gizliliklerini bildiren Cebrail, Allah'ın düşmanlarına karşı savaşan Mikâil, ölenlerin ruhlarını alan Rafail (Azrail) ve herkesi Son Gün'de Allah'ın mahkemesine çağıracak olan Uriel (İsrafil).»

O zaman dört melek, Allah'ın İsa'yı nasıl çağırdığını ve bir başkasını sattığı cezayı çekmesi için Yehuda'yı nasıl değiştirdiğini Bakire'ye naklettiler.

Sonra, bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, sen bizimle birlikte kalırken benim için meşru olduğu gibi, şimdi de sana soru sormak benim için meşru mudur?»
İsa cevap verdi: «Ne istersen sor Barnabas, sana cevap vereceğim.»

O zaman bu (satırlar) ı yazan dedi: «Ey muallim, Allah rahim olduğu halde, neden senin öldüğüne inandırarak bize eziyet etti? Ve, annen senin için o kadar ağladı ki, nerdeyse ölecekti. Ve Allah'ın bir mukaddesi olan sen, Allah neden üzerine, Kalveri dağında hırsızlar arasında öldürüldüğün iftirasının atılmasına izin verdi?»

İsa cevap verdi: «înan bana Barnabas, her günahı, ne kadar küçük de olsa, Allah'a karşı günahla suç işlendiğinden, Allah büyük ceza ile cezalandırır. Bu nedenle, annem ve benimle birlikte olan imanlı şakirtlerin beni birazcık da dünya sevgisiyle sevdiklerinden, adaletli olan Allah, Cehennem alevleriyle cezalanmaması için bu sevgiyi şu andaki üzüntüyle cezalandırdı ve, her ne kadar ben dünyada suçsuz idiysem de, insanlar bana «Allah» ve «Allah'ın oğlu» dediklerinden, Hüküm Günü'nde şeytanların alayına uğramayayım diye, Allah, herkesi benim çarmıhta öldüğüme inandırarak, bu dünyada Yahuda'nın ölümüyle insanların alayına uğramamı diledi. Ve bu alay, geldiği zaman bu aldanmayı Allah'ın kanununa inananlara açıklayacak olan Allah'ın elçisi Muhammed'in gelişine kadar sürecektir.»
Bu şekilde konuştuktan sonra İsa dedi: «Sen adilsin ey Allah'ımız Rabb, çünkü sonsuz şan ve şeref ancak Sana aittir.»
221.

Ve, İsa bu (satırlar) ı yazana dönüp dedi: «Bak Barnabas, benim dünyada kalışım süresince tüm olup bitenlerle ilgili olarak benim İncil'imi elbette yazmalısın. Ve, aynı şekilde Yehuda'nın başına gelenleri de yaz ki, müminler aldanmasın ve herkes gerçeğe inansın.»

O zaman, yazan cevap verdi: «Înşallah her dileği yaparım ey muallim, ama Yehuda'nın başına gelenler nasıl oldu bilmiyorum, çünkü hepsini görmedim.»

İsa cevap verdi: «işte her şeyi gören Yuhanna ve Petrus, olup bitenlerin hepsini sana söylerler.»

Ve, sonra İsa kendisini görmeleri için bize, imanlı şakirtlerini çağırmamızı emretti. O zaman Yakup ve Yuhanna, Nikodemus ve Yusuf'la birlikte yedi havari ve yetmiş ikiden başka daha pek çoklarını topladılar ve hepsi İsa ile birlikte yemek yediler.

Üçüncü gün İsa dedi; «Annemle birlikte Zeytinlik Dağı'na gidin, çünkü, oradan yeniden göğe çıkacağım, beni kimin götürdüğünü görürsünüz.»

Korkularından Şam'a kaçmış bulunan yetmişi ki şakirdin yirmi beşi dışında herkes oraya gitti. Ve, hepsi ibadet halindeyken, İsa öğleyin Allah'a senada bulunan çok sayıda melekle geldi; ve, yüzünün nuru herkesi korkudan sararttı ve yüz üstü yere düştüler. Ama, İsa kendilerini kaldırıp, rahatlatarak dedi:

«Korkmayın, ben mualliminizim.»

Ve, kendisinin ölüp yeniden dirildiğine inananları uyararak dedi: «Şimdi siz beni ve Allah'ı yalancılar yerine mi koyuyorsunuz? Çünkü Allah bana, size söylediğim gibi hemen hemen dünyanın sonuna kadar yaşamayı bahsetmiştir. «Bakın size diyorum ki, ben değil, hain Yehuda öldü. Dikkat edin, çünkü şeytan sizi aldatmak için her çabayı gösterecektir, ama siz tüm İsrail'de ve dünyanın her yanında duyduğunuz ve gördüğünüz bütün şeyler için benim şahitlerim olun.»

Ve İsa böyle konuşup, müminlerin kurtuluşu ve günahkârların hidayeti için Allah'a dua etti. Ve duası sona erdi, annesini kucaklayıp dedi: «Selam sana anneciğim, seni ve beni yaratan Allah'a dayan.» Ve, böyle söyleyip, şakirtlerine dönerek dedi: «Allah'ın lûtfu ve rahmeti sizinle olsun.»
Sonra, orada bulunanların gözleri Önünde dört melek onu göğe çıkardılar.
222.

İsa ayrıldıktan sonra, şakirtler İsrail'in ve dünyanın değişik bölgelerine dağıldılar ve şeytan'ın nefret ettiği Hak, her zaman olduğu gibi, Batılın işkencelerine uğradı. Çünkü, şakirtmiş gibi görünen birtakım şerli insanlar İsa'nın öldüğünü ve tekrar dirilmediğini yazdılar. Diğer bazıları, onun gerçekten öldüğünü, ama tekrar dirildiğini yazdılar. Bir diğerleri ise İsa'nın Allah'ın oğlu olduğunu yazdılar ve yazıyorlar; aralarında aldatılmış olan Pavlus da vardır. Ama biz, yazabildiğimiz kadarını Allah'tan korkanlara anlatıyoruz ki, Allah'ın son Hüküm Günü'nde kurtulabilsinler.
İNCİL'İN SONU
Kaç para, kaç yalan; bedeli nedir yaşamanın?
Chevy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
24 Ocak 2016
Yaş
33
Mesajlar
514
Seslenildi
48 Mesaj
Etiketlendi
17 Konu
Ruh Hali
Neseli
Standart Cevap: Barnabas İncili
25 Mart 2016
25
Bu incilin müslümanlar tarafından oluşturulduğu ve bir çeşit islami misyonerlik amacıyla
Yazıldığı ortaya çıktı
  • Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan
  • 1
  • 2
  • 3
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)