“Katre-i Matem;hüzün damlası,hüznün gözyaşından bir damla…”
Bir eser bu derece edebi bir dille,bir o kadar da macera yüklü,sürükleyici yazılabilirmiş meğer.
Sayfaların arasında sürüklenip giderken,Osmanlı’nın o büyüleyen mistik havasını ve Lale Devri’nin zevk-ü sefasını da tadarak devam ediyorsunuz yolculuğunuza. İskender Pala, Katre—i Matem’de usta kalemiyle lalelere bezediği İstanbul’da kavuşup doyulamayan, kavuşulamayıp yakan aşkların elemli ve Osmanlı hallerini de tüm ıstırap ve coşkularıyla anlatıyor. Sevdiğini, aşklarının ilk gecesinde kaybeden Şahin’in macerasını anlatan roman, bu kaybın ardındaki esrarı çözmek için külhanlara, tomruklara, lalezarlara ve hatta Osmanlı sarayına kadar gidiyor. İşte bu yolculuk, okuru hiç ummadığı yerlerde hiç ummadığı maceralarla karşılaştırıyor.

Cinayetlerin gölgesiyle giderek gizemli bir hal alan olaylar Lale Devrine nihayet veren Patrona Halil İsyanının yakıcı siyasal çalkantılarıyla birlikte çözülmeye başlıyor.

Sayfaların arasında sürüklenip giderken,Osmanlı’nın o büyüleyen mistik havasını ve Lale Devri’nin zevk-ü sefasını da tadarak devam ediyorsunuz yolculuğunuza.

Kitabı eline alan herkeste uyanan ilk izlenim;Kalın bir kitap,ağır-ağdalı bir dil ve İskender pala…Edebiyatla arası pek de iyi olmayan okurlar bu 480 sayfalık kitap için “daha geniş bir zamanda”derler ve bırakıverirler kitabı tozlu raflara,ASLINDA BİR ŞAHESERİ ELLERİYLE İTTİKLERİNİN FARKINA VARMADAN…