Derler ki; “İki delikanlı, yakın çevrelerini tanımak adına yola çıkıp gezmeye başlamışlar. Epey yürüdükten sonra acıkmışlar. Yiyecek bir şey bulamamışlar. İyice de yorgun düşünce oturup dinlenmek durumunda kalmışlar.
Delikanlıların oldukça uzağa gittikleri bir gün, görünürlerde dans edermişcesine rügâr önünde eğilen otlardan başka bir şey bulunmayan yüksek bir çayırlığa çıkmışlar. Bu gezginler, birdenbire yerde öylece duran dev büyüklüğünde iki yumurta bulmuşlar.
“Gel buraya” demiş delikanlılardan biri, öbürüne. “Ben bir nimet buldum. Acıktığımıza göre, işte yiyecek yemek… Şu büyük yumurtalara bak… İkimiz için de tam anlamıyla bir yemek olurlar.”
“Hayır!” demiş arkadaşı. “Böyle büyülü görünümü olan bir şeyi mutlaka yememiz gerektiğini sanmıyorum. Bizim için tehlikeli olabilir ve bir zararı dokunabilir. Bu yumurtalar gerçek yumurtalardan çok daha büyük. Onları yemek istemem ben.”
“Büyük olurlarsa ne çıkar?” diye sormuş öbür delikanlı. “Yalnızca daha büyük bir nimet, o kadar. Belki de şimdiye dek hiç görmediğimiz bir kuş ya da su kaplumbağası bu yumurtaları bırakmıştır. Bunlar yenirse, eminim, bir zarar gelmez.”
Yumurtaları bulan genç, yaban sığırı tezekleriyle bir ateş yakmış ve ateşin kenarında çevire çevire, iyice hazır oluncaya kadar yumurtaları pişirmiş. “İşte.” demiş arkadaşına. “Bak, ne kadar iyi piştiler! Birini yesene…” Ve kendi yumurtasının kabuğunu kırarak büyük bir iştahla yemeğe başlamış. “İşte bak, tam kabuğun içinde.” demiş delikanlı tekrar. “Tam senin istediğin gibi olmuş. Haydi yesene…” Arkadaşı hâlâ yememekte kararlıymış. Böylece açgözlü delikanlı sadece kendi yumurtasını yemekle kalmamış ötekisinin de çoğunu yemiş.
Biraz daha dinledikten sonra tekrar yola çıkmışlar. Aradan pek de uzun bir zaman geçmeden, yumurtaları yiyen delikanlı kötüleşmeye başlamış. Yürürken sendeliyor, ot kümelerinin üzerine düşer gibi oluyormuş. Konaklayacak yer olmadığından hava kararana kadar devam edip, çayırlar üzerinde konaklamışlar.
Sabahleyin öbür delikanlı, arkadaşını uyandırarak: “Kalk da bana yardım et.” diye yalvarmış. “Kendimi yürüyemeyecek bir durumda hissediyorum. Bacaklarım kaskatı ve ağır; onları kımıldatamıyorum. Ne oluyor, anlayamıyorum.”
“Dur bir bakayım demiş.” arkadaşı. “Belki sana bir yardımım dokunabilir.” Arkadaşının makosenlerini çekip çıkarmış, ayakları ve bacaklarının artık eskisi gibi düzgün ve kahverengimsi olmadığını görmüş. Ayak derileri, yılan derisi gibi çizgili ve pul pul imiş. “Yola devam edelim.” demiş hasta genç. “Belki bir su bulabiliriz. Bir su bulabilirsem kendimi daha iyi hissedebilirm belki de…”
Delikanlılar yola çıkmışlar; ama hastalanan genç çok güçlükle yürüyebiliyormuş. Bacakları çok ağırlaştıklarından delikanlıyı sanki geriye doğru çekiyorlarmış ve bu yüzden ikide bir durup dinlenmek zorunda kalıyormuş. En sonunda bacakları fazlasıyla ağırlaştığı için delikanlı sürüne sürüne, onları peşinden sürükleyerek ilerlemek zorunda kalmış.
“Beni bırakma arkadaşım!” diye yalvarmış delikanlı. “Beni burada yapayalnız bırakırsan asla yaşayamam. Küçüklüğümüzden beri hep birlikte olduk ve birbirimizi hep sevdik. Lütfen beni bırakma.”
“Seni bırakmayacağım” diye söz vermiş arkadaşı. “Sen iyileşinceye kadar seninle birlikteyim, söz veriyorum!”
Gece olduğunda küçük bir göle varmışlar. “Burada konaklayalım ve dinlenelim.” demiş hasta genç. “Eğer yüzmeye girersem belki kendimi iyi hissedebilirim. Bacaklarım ıslanırsa daha iyi dinlenebileceğimi sanıyorum.”
“Ben ateş yakarken sen gir.” demiş arkadaşı. Böylelikle hasta genç göle girmiş ve her yaptığı harekette tüm bedenini kıvırarak ve sıçrayarak yüzmüş. “Şimdi kendimi iyi hissediyorum!” diye seslenmiş arkadaşına. “Tüm yaşamım boyunca olduğumdan daha iyi!”
“Şimdi çık ve dinlen.” diye yanıtlamış arkadaşı. “Fazla yorulma.”
Hasta delikanlı: “Pekâlâ.” demiş ve vücudunu sürükleyerek sudan gölün kıyısına çıkarmış. Bacakları artık birbirine yapışmış ve bedeninin tam alt kısmı bir yılana dönüşmüş bulunuyormuş.
O gece gölün kıyısında dinlenip sabah olunca kendi kamplarını araya araya yollarını devam etmişler. “Beni evime götür!” diye yalvarıyormuş hasta genç. “Gitmem gereken yer orası. Evime götür beni.” Böylece bütün gün boyu yavaş yavaş yollarına devam etmişler ve gece olduğunda başka bir göle gelmişler. “Aradığım yere henüz gelmedik.” demiş yarı yılan genç. “Ama dinlenmenin yararı olur. Suya girmeme yardım et bu gece suyun içinde kalayım.”
Bütün gece boyunca arkadaşı gölün kıyısında kalarak yılan-adamın sudaki şapırtılarını dinlemiş. Günün ışımasını beklemiş. Sonunda doğu yönü ağardığında yılan-adam sudan çıkmış. Şimdi artık sadece başı ve kolları insan gibiymiş. Bedeninin öbür tarafları tam bir yılan şeklini almış.
“Yola devam edelim!” demiş yılan-adam arkadaşına. Artık zor da konuşuyormuş. Sözcükleri daha çok bir ıslık ya da soluma türündenmiş. “Şimdi nereye gitmem gerektiğini biliyorum. Mississippi Nehri’ ne çağırıyorlar beni. Oraya gitmeme yardım et; ancak o şekilde iyileşebilirim.”
Böylece arkadaşı, yılanın yanında yürüye yürüye bütün gün yeniden yola devam etmiş. Artık, bedeni uzamış ve arkasındaki toprakta büyük bir yılan izi bırakmaya başlamış. Günboyu yılan, arkadaşına yolunun sonuna gelinceye kadar kendisinden ayrılmaması için yalvarmış durmuş.
O kaşam geç vakit, iki arkadaş Mississippi Nehri’ ne gelmişler. “Gitmem gereken yer işte burası!” demiş yılan-adam. “Benimle biraz daha kal kardeşim; çünkü bilmem gereken bir şey daha var. Senden gitmeni isteyinceye kadar gitme; ama gittiğinde de benim için tasalanma. Artık bundan sonra ben güvencede olacağım.” Ve nehrin kıyısından kayıp çamurlu sulara dalmış.
Arkadaşı gecenin çoğunu, kıyıyı adım adım dolaşıp ağlayarak ve dua ederek geçirmiş. Gün ışırken uyuyakalmış. Daha sonra kendisine yöneltilen bir sesle birlikte uyandırılmış. “Arkadaşım, arkadaşım.” diyormuş bu ses. “Uyan. Uyan ve bana bak.” Delikanlı göğe doğru dikkatle bakmış. Gölden koskoca bir yılan yükselerek çıkıyormuş yavaş yavaş. Vücudu mavimsi bir deriyle kaplıymış, başında bir çift boynuz ve gözlerinde de kırmızı küçük birer benek…
“Kardeşim!” demiş. “Korkma. benim, yalnızca ben.”
“Hayır!” demiş arkadaşı ve kardeşi. “Seni hâlâ seviyorum ve korkmuyorum.”
“İşte böyle arkadaşım.” demiş yılan-adam. “Beni buraya gönderdiler. Ben buranın malıyım şimdi. Bundan sonra nehrin yatağında yatacağım ve nehri bir baştan bir başa kaplayacağım. Vücudum bütün Mississippi’ yi kaplayacak kadar uzayacak. Geri dön ve arkadaşlarıma beni merak etmemelerini söyle.”
“Onlara bir şey daha söylemelisin. Onlara ölmediğimi ve ruhumun nehri koruduğunu söyle!”
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Yılan Adam
24 Mart 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Normal