Namazı Engelleyenlere Beddua

Hendek Savaşı sırasında düşman çok yoğun bir şekilde Peygamber Efendimiz (a.s.m) ve ashabını ok yağmuruna tutmuştu.
Efendimiz, üzerinde zırh, başında miğfer çadırının önünde duruyordu.

Hz. Cabir (r.a.) o ânı şu şekilde anlatıyordu:

– Müşrikler, o gün, bizimle durmadan çarpıştılar. Askerlerini takım takım ayırdılar. Halid bin Velid kumandasındaki büyük ve ağır bir fırkalarını Resulullah’ın (a.s.m.) bulunduğu yere yönelttiler. O gün, gecenin geç saatlerine kadar çarpıştılar.

Ne Resulullah ve nede Müslümanlar yerlerinden bir an bile ayrılma imkân ve fırsatını bulamadılar.

Çarpışma öylesine şiddetli devam ediyordu ki, Resul-i Kibriyâ Efendimiz, o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını bile vaktinde kılamamıştı.

Kendisini çocuklara taşlatanlara ve çok kereler eziyet edenlere bile beddua etmeyen Kâinatın Efendisi, namazını engelleyenlere karşı beddua etmekten çekinmedi:

– Onlar nasıl, güneş batıncaya kadar uğraştırıp, bizi namazımızdan alıkoydularsa, Allah da onların evlerine, karınlarına ve kabirlerine ateş doldursun, dedi.

Daha sonra o günün öğle, ikindi ve akşam namazlarını ashabıyla birlikte kaza etti.