10.42 / Evlerden Bir Ev
İçindeki. Bu kalabalık. Yordu seni. Kaç. Kaç. Kaç. Uzaklaş herkesten. Hallaç pamuğu gibi. Atmışsın. Kendini. Dağılmışsın her yere. Yara bere. İçindesin. Görenler yâr için desin. Olsun. Varsın. Yoksun. O yoksa sen de yoksun. Çık evden. Çık. Çık. Çık. Ama. Çıkamamak da var ucunda.
-Yine nereye gidiyorsun?
-Biraz hava almam lazım.
-Evde bir şey yok, alışveriş yap da gel.
-Bugünlük sen yapsan, ben hiç iyi değilim.
-Para verdiğin mi var sanki. Neyle yapacam ben alışverişi? Hem çocuğun ödevi var.
-Aynı mevzu. Tamam. Gidiyorum ben, bekleme beni.
-Mecbur geleceksin. Gelirken ekmek al.
Bak. Her şey para. Olmuş bu devirde. Bırak sen. Evde bırak her şeyi. Parayı. Maddeyi. Dünyayı. Düşünme. Çık evden. Ve. Yürü. Düşünme dedim sana. Bak hâlâ... Ama nasıl? Düşünmemeyi bile düşünürken insan, nasıl düşünemez hiçbir şeyi? Olsun varsın. Yoksun. “Düşünüyorum o hâlde varım” yalanına inanma. Ontolojik. Buhranlar bunlar. Düşündükçe böyle olmadı mı zaten? Sen. Sıyrıl bütün eklerden. Sadece. Düş. Kalsın. Sen. Düşününce değil aşka düşünce varsın.
12.20 / Sütlüce
Yürü. Yürü. Yürü. Yürümek iyi gelir belki kapatmaya. Kapanmaya. Koza. Ör. Uyandığında belki bambaşka bir suret, bambaşka bir dünya. Attığın her adım. Bir kelebek. Yürü. Kaç. Herkesten. Önce kendinden. Kaç. Kaç. Kaç. Kendine kapanan kapılar aç. Hem sen ne biçim adamsın? Daha açık kapılardan bile giremezken. Nasıl. Yeni kapılar açacaksın? Olsun varsın. Düşünme. Bir kapıyı kapayan bin kapı açar. Üzülme! Bir yakaza. Gibi ömrün. Al bütün sesleri yanına. Önce yürü. Sahile in. Minyatürk’e gir. Küçücük. Olduğunu gör. Kendini. Keşfet. Sen de dışardan bakınca. Noktasın. Sonra yine yürü. Piere Loti’yi seyret uzaktan. Aziyade. Aşk’ı düşün. Irk, dil, din, zaman, mekân, imkân tanımayan aşkları düşün. İmkânsızları. Vazgeç. Düşünme. Düşünürsen ölürsün. Ölme. Sadece yürü. Yürü. Yürü. Yürü. Aferin sana. Otobüse bin. Emirlere uy. Çok güzel. İnsanları izle. Hepsinin. Suratı asık. Bak. Kimse. Hiçkimse gülmüyor fark ettin mi? İstanbul’da. Sokaklarda. Toplu taşıma araçlarında. Kimse gülmüyor. Tebessüm. Sadaka. Kimsenin birbirine verecek sadakası kalmadı. Rabbim. Yine mi? Düşünüyor musun? İncinirsin. Demedim mi? Gözlerine inciler dolar. Demedim mi? “Sen bir balıksın demedim mi / Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın” Bu şiiri ne çok severdi. Mevlânâ. Celâleddin. Rumî. Benim gibi Rumî demişti. Ne yapıyorsun? Sus. Ama şiir. Sana şiir yasak demedim mi?
13.32 / Eminönü
Peki ya şarkılar? Onlar da yasak mı? İncinen. Ağlayan. Gülen. Sevinen. Sezen. Aksu. Yasak mı? O. Yasak. Mı? Dinlediğin her şarkı ona yazılmışsa. Onu hatırlatıyorsa. Anılar. Geçmiş zaman. Olur ki. Hayali cihan değiyorsa.
-Ederlezi avela. Me khere na sijom. Ala loko nashti ljam. Me dayatar me dade…
-Çok güzel söylüyorsun. Sezen Aksu bunu Hıdırellez diye çevirip okudu biliyor musun?
-Bilmez miyim? Bir de şey vardı hani. Hımmm… Bizim şarkımız.
-Goran Bregovic. Ve Sezen Aksu tabii ki... Helal Ettim Hakkımı.
-Hah. Ne güzeldi o şarkı. Farklı iki dil; ama duygular tek.
-Evet, farklı iki insan; ama aşkın adı tek.
-Bahtiyar ol gözüm yok/ Rabbim verir sabrını/ Bu hesap böyle bitsin/ Helal ettim hakkımı…
-Sen de helâl ettin mi hakkını?
-Helâl?
-Unutmuşum. Aşk işte, her şeyi unutturuyor.
-Peki. Artık git istersen. Karın bekliyor.
Hatırlama. Ama. Hatıralar da olmasa insan neyle beslenir. Ne ile yaşar, insan? Tolstoy. İnsanın yarasını bir başka. İnsan sarar mı? Karış o zaman Eminönü sokaklarına. İnsanlar. Kalabalık. Alabalık gibi hepsi, boş boş bakıyorlar dünyaya. Herkes. Birbirine. Böyle koşarken. Sana. Kaçmak yakışır mı? Vazgeçtim. Düşünme. Budamışlar aklının yapraklarını. Sen. Kökünü kurutma. Kalbini sula madem. Kuruma.
-Abicim bu gözlükler elimde son kaldı. Sana on beş lira.
-Abim taraftar tişörtleri var bak. Hangi takımsın?
Taraftar demek. Sen araftârsın oysa. Tarafın yok. Akıl ile aşkın arasında kalmışsın. Koş. Kaçacak. Vapurlar.
14.36 / Kadıköy
Yine ona gidiyorsun. Yine. Aşka. Kaçıyorsun. İnsan giderken kendini de götürüyorsa, gerçekten kaçabilir mi? Kendini. Aşabilir mi? Engelleri. Sorma. Gitsin. El/âlem ne der? Aaaaa. Evli barklı adam. Karısını bırakıp. Çocuğunu bırakıp. Ecnebi bir kıza hem de. Rum muymuş? Rus muymuş? Neymiş? Müslüman da değilmiş. Amanın… Ayıp. Yasak. Günah. Başımıza taş yağacak. Maazallah. Onu bırak da. Senin alt komşun ne yaptı? Kocasıyla arası düzelmiş mi? … İnsanlar. Yaşarken öldürür seni.
Kadıköy İskelesi. Bir vapura daha. Yetişememe telaşı içinde. Koşuyorsun. Bak. Koşarak kaçılmaz oysa. O bir. Hareket. Biçimidir. Kaçmak. İçtedir. İçerdendir. Sessizdir. Felsefe yapma. Vapurlar kaçar sonra. “Ne güzel bineceğin vapurları kaçırmak / Yapayalnız kalmak iskelelerde” Bak. Yine şiire bağladın. Yapma. Gözlerine yağmur dolar sonra. “Seninle bir yağmur başlıyor iplik iplik / Bir güzellik doğuyor şiirden / Martılar konuyor omuzlarıma / Gözlerin İstanbul oluyor birden” Onun gözleri de İstanbul gibi. Evden çıkarken. Akşama erken gel. Diyen kadının mı? Hayır. Hiçbir zaman gelme. Diyen. O kadının. Gözleri İstanbul gibi.
15.12 / Marmara
Deniz. Huzur. Suya bak. Köpüren dalgalara. Her biri. Büklüm. Büklüm. Yüreğine koşuyor. Bir yangın var, belli. Su. Ateşi söndürür. Akıl. Aşkı öldürür. Peki ya tersi? Tersi olamaz mı? İmkânsız mı? Bir gün de aşk kazansa. Bir gün de ateş suyu yaksa. Mümkün. Yakar. Ama o zaman. Bütün dünya. Yanar.
Vapurda insanlar. Derinden bak. İki. Üç. Saat burdasın nasıl olsa. Vaktin var. Her birinin öyküsünü okuyacak kadar. Bak. Köşede kitap okuyor bir genç kız. Baş örtüsünde kır çiçekleri. Açmadan solmuş. Bir üniversitenin. Önünde. İhtiyar bir adam. Denizi seyrediyor. “Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan” Dur. Şiir yoktu. Şunlar. Sevgili mi? Halka açık alanlarda. Öpüşmenin adını. Aşk. Koymuşlarsa. Bendeki neydi? Delilik diyorlar. Efendim? Sendekine diyorum. Delilik. Diyorlar. Ulaşamayacağını bile bile. Uzaktan. Seviyorsun ya. Engellerin. Var ya. Eeee. Eskiden Hüsn ü Aşk. Diyorlardı. Şimdi. Deli diyorlar. Varsın desinler. Boşversene sen. Şu köşede. Bir grup genç Yer bulamayanlar. Tutunamayanlar. Oğuz Atay. Uzatma. Sus. Hah onlar işte. Gülüp eğleniyorlar. Sen. Sen kan ağlıyorsun. İşte buna da. Dünya. Diyorlar.
-Abilerim, ablalarım. Şu elimde görmüş olduğunuz meyve soyacağıyla…
Meyveleri değil. Bıçakları soyuyorsun. Artık. Sen. Züleyhalar tuzak kurmuş kan revan ellerine. Sen. Aşkın güzelliğini. Görmüşsün. Parmak ne ki? Vapur. Köpük. Deniz… Ateşten. Gemi… Mumdan. Şeyh Gâlib… Aşktan. Su… Fuzûlî’den… Saçma ey göz. Saçmalama ey dil. Sus. Sen bu zamandan. Değilsin. Bu mekândan. Bu dünyadan. Yargılarlar. Sorgularlar. Sargılarını. Vakitsiz açarlar.
17.00 / Büyükada
Geldin işte. İstanbul’un bütün kalabalığından. Sıyrılıp kendinden. Geldin. Kalbinin adasına geldin. Her şeyi. Bıraktın. Devirdin elinin tersiyle. Aşka geldin. Bıraktın. Aklının zincilerini kırdın. Ona. Kavuşmaya. Az kaldı. Sanki şu faytondan. Sana gülecek gibi. Gül gibi. Kokusunu alıyorsun. Bak. Rüzgâr senden yana. Adalara kaçtın işte. Odalar. Dar gelmişti. Odalarda karın. Adalarda aşkın. Kaçmak mı bu. Kaçamak mı yoksa. Kaçamamak belki de. Odalara döneceksen şayet. Neye yarar bu kaçmalar? Olsun. Varsın. Bak. Yaklaşıyorsun ona. Aşkına. Az. Kaldı. Biraz daha. Sabır.
17.44 / Büyükada Rum Ortodoks Mezarlığı
Geldin işte. Herkesten kaçıp. Aşkına. Geldin. Bak. Denizin kenarında. Uzanmış boylu. Boyunca. Kalbine sığamayan o kadın. Şimdi sıkışmış. Sığınmış toprağın koynuna. Ve. Şimdi. Bırak. Herkesi. Her şeyi. Aşkın memleketinden. Aşkın milletinden. Aşkın dilinden. Aşkın dininden. Biraz gözyaşı. Biraz da. Dua.
Hece Öykü, Ağustos-Eylül 2013, Sayı 58.
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Kaçamak | Senem Gezeroğlu
10 Nisan 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Normal