Üzerini silkelediğinde yukarıya doğru bir toz bulutu havalandı. Bu kadar zaman toprakta uzanmanın yorgunluğu, kalkıp yürümekle geçecekti. Harabelerin içinden, yıkıntıların kıyısından geçti. Dün ne olduğunu hatırlayamıyordu. Yaklaştıkça artan bir gürültü hissediyordu. Karmakarışık, çığırtkan, koro halinde bu ses dayanabileceği bir şey değildi.
Duyduğu tiz seslerin yaptığı basınç çok fazlaydı. Kulaklarını elleriyle sıkıca kapattı. Gözlerini kocaman açtı ve bildiği birkaç duayı okudu. İsrafil sura üflemekteydi belli ki. Şahadet getirdi. Ellerini kulaklarından kalbine götürdü. Öğrendikleri, yaşadıkları aklında pervaneler gibi dönerken, kaçmaya başladı. Bir o yana bir bu yana koşturan insanlar gördü. Herkes bir şeyden kaçıyordu. Acele acele yürüyen insanlardaki tuhaflık korkusunun önüne geçmişti.
Giyimleri, saçları, tıraşları, bakışları, ellerinde tuttukları, üzerlerine taktıkları her şey bir garipti. En çok da kadınları yadırgamıştı. Bir acayip görünüyorlardı. Küstah adımlar atıyorlar, erkeklerden sert bakışlarla bakıyorlardı. Yüzlerinde rengârenk bulamaç parıltılar vardı. Türlü türlü haller, insanlar görmesi çok normaldi. Kıyamet kopuyordu. Herhalde kişilerin amellerine göre cismaniyetleri değişmişti.
Giderek kaçışını yavaşlattı. Bir gariplik sezdi.
Tanıdık bir rüzgâr gezindi saçlarında. Şimdi olduğu yeri önceden tanıyor gibiydi. Denizin kokusu çürümüş, martıların sesi bayatlamıştı sanki. Gökyüzün maviliği ise gölgeliydi. Bakışlarını göğe yöneltti. Yüksek ve bitişik binalara şaşırmıştı. Bulutları görebilmesi mucizeydi. Böyle işgal edilmiş bir arz olabilir miydi? Semada raks eden bir âşık olarak gezindiği topraklarda bir yabancıydı. Bir zamanlar kendisine uygun kanatlar icat edip uçtuğunda yerin ve göğün güzelliğini meşk edebilmişti.
Doğup büyüdüğü sokaklarda ilerledi. Arnavut kaldırımlarını eskiten aceleci kundura sesleri beynini ağrıtmıştı. İçgüdüsel olarak yönünü tayin etti. Bilgiç ama mütereddit adımlarla ilerlerken, tırmandığı yokuş nefesini kesmişti. Satıcılar, satılanlar, alıcılar, dükkânlar her şey çok değişikti.
Duraksadı. Yolda altın işlemeli çeşmelere, asmalı mescitlere, şerbet içmesini sevdiği Mevlevi tekkelerine rastlamadığı halde gördüğü muazzam yapıyı tanıdı. Galata kulesi.
Çocukken her gün merdivenlerini bir nefeste çıktığı kule karşısında duruyordu. Zirvesinde maniler söylediği, güne tekerlemelerle başladığı, yaşamaya, sevmeye, sevilmeye ant içtiği yer. Aşağıya baktığında cennet yamaçlarını temaşa ettiği minare. Mavinin, yeşilin, tarihin, surların selatin camilerin* tebessümlerini karşıladığı yükseklik. Mahya ışıltılarının en güzel seyredildiği gök kule.
Hemen giriş kapısına yöneldi. Girmek için bekleyeceği sırayı telaşla delip geçti. İçindeki değişikliğe takılmadan merdivenleri tırmanmaya yeltendi. Görevli engel olmak istedi. Geçemezsiniz, bilet almalısınız, sıraya girmelisiniz, mezardan çıkmış gibi ne bu haliniz? Diye ardı ardına sıraladı sorularını. Sonra hor bir tavırla dışarıya itekledi. Heyecanını bastıramadı Hazerfen. Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Elinden oyuncağı alınmış çocuk gibi hiddetlendi. Buraların gerçek sahibi benim diyen bir edayla gözlerini yumdu. Tüm gücüyle bir silleyi Osmaniye nakşetti adamcağızın suratına. Karşısındaki ve oradakiler bakakaldılar bu kaba, nahoş kimseye. İçeride inşa edilmiş asansörü ne tanımlayabildi ne de fark edebildi. Hızla çıktı merdivenleri. Sonuna geldiğinde bakmaya korktu. Yeteri kadar şok yaşamamış gibi birde İstanbul’u bu günkü haliyle seyretti.
Tozlu balkonları, sıvası çatlamış gökdelenleri, direkleri, baz istasyonlarını izledi kocaman açtığı gözleriyle. Düzensiz, karmaşık bilmecesini çözmeye çalıştı İstanbul’un. Ezan vakitlerinde çıkmayı, huzurunu arttırmayı adet ettiği balkonda göğüs kafesi gittikçe daralıyordu. Şehrin asimetrisi, boğazı, martıları, sarayları görmesine maniydi.
Gürültüsü, ezanları, kuş seslerini, duymasına engel oldu. İstanbul, kanatlarının altındaydı yeniden. İçinden uçmak gelmedi bu sefer. Kendini bırakacağı bir boşluk bile bulamadı. İstila edilmişti her yan. Atlamak istedi. Terk-i hayat etmenin vakti tekrar gelmişti.
Betül ŞATIR
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Bir İstanbul Masalı
19 Şubat 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Hybrid-Şeklinde