Sen Denizde Ben Yüzünde
Senin yüzünde daha çok sağ gözünün ağındaki beyazlık belirgin. Gözbebeğin kalın, siyah kaşının altında, kaygılı bir edayla yana doğru eğilmiş. Eğilip beni acısına bağlamak ister gibi akıyla karşıtlaşmış. Sağ gözünün içi gülüyor. Yanı hüzünlü. Sol gözün keder suyuyla yıkanmış. Yüzünün asıl rengi mor olmalı. Neşeyle hüznü birleştiriyor. Ama onu göremiyorum. Seni zaten hiç göremedim. Yüzüne uzun süre bakmadım. Haklısın. Korktum sanırım. Şimdi fotoğrafına bakarken bile korkuyorum. Parmakların ne kadar tuhaf. Onlara bakınca da hüzünleniyorum. Sana niçin bakamıyorum? Ağzına hiç böyle bakmamıştım. Orda da acı mı sevinç mi bi türlü anlayamadığım bir iz var. Kaşlarının arasında henüz belirginleşmemiş bir elif lam güzel he görünüyor. Alnın sert. Sağ yanağında gamze mi var? Sahi Gamze’yi aradın mı? Tuğba’yı? Telefonunu değiştirdiğine göre kimsenin aramasını istemiyorsun. Kimseyi aramıyorsun. Sol elin niçin sağ boynunda. Boynun kanıyor. Aşağı sızıyor. Gözlerine uzun süre bakınca elinin mağduriyeti içime sızıyor. Sahi kimsin sen? Öncesinde kimdin? Daha öncesinde daha öncesinde öncesi…Kimdin? Şimdi kimsin? Neye dönüşeceksin? Noluyor aramızda?
Seni eskiden bir an görmeyince çıldırırdım. Şimdi de öyle ama bi türlü anlayamadığım bir acı dokunuyor görünce. Görmek için can atıyorum. Zaman geçmek bilmiyor. İki gün, sekiz saat, kırk dakika, derken dakikalar yıl gibi uzuyor. Buluşmak için erken geliyorum. Son dakikalar hele. Uzaktan görününce kalbim duracakmış gibi oluyor. Kalbimi durduracaksın. Beni öldürmek mi istiyorsun? Ben zaten ölüyorum görmüyor musun? Seni niçin bu kadar seviyorum? Sana sevgimi söylerken sözcükler o kadar çoğalıyor ki. Canım. En çok sevdiğim bu. Canım. Ruhum bir de. İkisi de aynı mı? Doğru. Ama ruhum derken sanki nefes oluyor. Canım daha yalın. Ruhum ürpertici. Gözlerine bakınca alnını göremiyorum. Dudaklarına bakınca yanaklarını. Saçını okşayınca çenen kayboluyor. Gamzeni seyretmeye bayılıyorum. Elini tutuyorum sonra. Öpüyorum. Kokluyorum. Cennetsi bir koku. Parmakların sonra. Bazen narçiçeğine benziyorsun. Bazen karsuyuna. Bazen seni bulut gibi görüyorum. Sarılınca denize dalmış gibi. Dipte yüzüyorum sanki. Dayanamıyorum. Yüzeye çıkıp soluklanıyorum. Lavanta mı bu? Yoo, koku sürmedim ki. Bu koku nedir öyleyse? Bilmem. Hayal mi görüyorum? Burda değil misin? Sen o değil misin? Kimsin sen? Ne zaman geldin? Ne haldeydin? Şimdi neredesin? Beni sevmiyor musun? Beni duyuyor musun? Duymuyorum seni. Beni sağır ettin. Neden? O kadar çok konuşuyorsun ki…Sustum tamam. Hah hep böyle yaptın. Kaçtın hep. Ne dememi bekliyosun? Bişey demeni beklemiyorum. Konuştukça yalnızlaşıyosun. Bu yorucu konuşmalar böyle uzayıp giderdi. Senin sıkıntın derinleşiyordu. Bazen yüzünde sıkıntı somutlaşırdı. Yüzüne bakınca çok sıkılırdım. Sen de öyleydin. Bana bakınca üzülürdün. Ne zamandan beridir böyleydi? Niçin oldu? Hiçbişey anlamıyordum. Sadece seni seviyordum. Seni hâlâ çok seviyorum. Sende ipeksi bir şey vardı. Dokunamıyordum. Bazen büyüyor ruhumu sarıyordu. Ağırlık kalmıyordu. Her şey yok oluyordu. Bazen o kadar büyüyordun ki…Beni içine alıyordun. Büyük bir fânus gibiydi. Herşeyin çok gizemli olduğunu seni sevince hissetmeye başladım. Her şey çok arttı. Büyüdü. Ağırlaştı. Dayanılmaz bir şey oldu. Senden önce böyle değildi. Hayatım çok zorlaştı. Herşey o kadar fazlaydı ki. Senden bir an ayrılmak cehennemdi. Seninle olmak çok zordu. Çok güzeldi. Seni görünce o kadar seviniyordum ki. Bayram sabahları çocukken öyle olurdu. Okul bitince. Ne bileyim annem bana sarılıpkoklayarak öpünce. Annem bana o kadar az sarılmış ki. O kadar az öpmüş, koklamış ki. Büyüdükçe daha çok hissettim. Beni giysilerimden soydun. Çocuklaştırdın. Saf, kurnazlık nedir bilmeyen, merhametli, pür, ağırlıksız bir şey oldum. Kelimeleri unutuyorum. O bildiğim sözcükler kayboluyor. Tamlamalar, ekler, sıfatlar yok oluyor. Sadece seni seviyorum. Sana bu cümleyi sayfalarca yazıp göndermek istedim. Nereye gönderecektim? Adresin yoktu ki. Evin yoktu. Evsizdin. Göçmen gibiydin. Ne kadar masum bakıyorsun. Gülümserken de yüzün çok hüzünlü senin. Dudakların ne kadar güzel. Yine gamzene bakıyorum. Hımm kaşların gürmüş. Gözlerine birkaç kez uzun süre bakmıştım. Uzun süre bakınca yitiyor insan. Şimdi sanki aramızda uyumlu bir nehir akıyor. Her şey olağanmış gibi. Yatağında yürüyor. Bazen buluşuyoruz. İki ayrı dünya bir araya gelince tuhaf bir şey oluyor. Gürültü diniyor. Sessiz bir yere iniyoruz. Sana sarılınca insan niçin bu kadar özler diye düşünüyorum. Hiçbir şey anlamıyorum. İnsan nasıl bu kadar yanabilir? Dudakların yanıyor. Saçların yanıyor. Göğsün, boynun cennet gibi kokuyor. O koku nedir sahi? Niçin sana sarılınca baştan aşağı yara olan bedenim bir anda iyileşiyor. Nasıl oluyor içimde beni acıtan ne varsa buharlaşıyor. Sonra içime o keder nasıl sızıyor? Senin yüzün neden bana hep birliği hatırlatıyor. Yüz öyle midir? Her yüz birliği gösterir mi? Benim yüzüm de öyle mi? Bana baksana. Noldu yine? Niçin ağlıyorsun? Yapma nolur. Ben buna dayanamıyorum. Bu hicranlar beni yakıyor. Seni nerden tanıdım diyorum. Sana acı verdiğim için keşke tanımasaydım. Senin gözlerin hani o gittiğimizde sen denize ben yüzüne bakmıştım uzun uzun, Akçakoca mıydı, öylesine mavi, sonsuz, serin. Bazen dingin görünüyor. Çarşaf gibi. Hiç dalga yok. Tecellisiz. En küçük bir kıpırtı olmuyor. Sessizliğin yüzü senin yüzün. O zaman öyleydi. Kıyıda oturduk. Esiyordu. Üşüdüm. Sarılmak istedin. Olmadı. Neden dokunmamı istemiyorsun? Bilmem. Çok tuhaf. Ben daha önce kimseye dokunmadım, bilmiyorum. Ben de bilmiyorum. Annen az mı dokunuyordu sana. Sarılmıyor muydu? Boşver. Peki. Sen denize, yüzeydeki köpüklere dalınca ben bir aynada gördüm yüzünü. Yüzün kristaldi. Kırılmıştı. Bazı yerlerinden çatlamıştı. Oralardan anılar sızmıştı. Onları silmek istedim. Olmadı. Yaşanan hiçbir şey yok olmuyordu. Var olanı yok görünce gören yok oluyordu. Orada sen denizde ben yüzünde kaybolduk. O aynadan girince zaten gerisi denizmiş. Sonra telefonun çaldı. Baktın. Deniz arıyor dedin. Konuşup kapattın. Güldük. Deniz kuzenindi. İlk kez söz ettin. Birkaç defa konuşmuştun daha önce. Konuşurken yüzün çok değişiyordu. Şimdi aynadaki yüzüne bakıyorum. Gözlerin karanlıkta. Şakaklarına gölge düşmüş. Yüzün ışıkla gölge arasında parçalı. Saçların omuzlarına dökülmüş. Sağ omzun gölgede. Gölge uzamış. Upuzun bir gündü. O gün hani terminale gelmiştin. Telefonla aramıştın. Görüşebilir miyiz demiştin. Hayır. Noolur? Lütfen ısrar etme, görüşmek istemiyorum. Ya ben seninle görüşmek için geldim, niye böyle yapıyosun? Üzülmeni istemiyorum. Şimdi daha çok üzülüyorum. Hayır dedim. Yapma böyle…Ağlıyordun. Ya ben sana tamam dedim mi, niçin geldin? Kontorüm bitebilir, yeterince param da yok, lütfen üzme beni, hadi gel…hayır diyorum, gelemem. Ya niye böyle yapıyosun, napcam ben şimdi? İlk otobüsle geri dön. Ya sen nası bi adamsın…Konuşamıyordun, ağlıyordun. Gırtlağıma bıçak sokuluyor gibiydi. Ben de yitirdim kendimi. Ağlıyordum. Bağırdım. Beni sevmiyo musun? En çok sorduğun bu idi. Ya ne ilgisi var, niye geliyosun? Nolur gel. Sen gelene kadar bekliycem burada. Kontorün bitti. Telefon kapandı. Başım dönüyordu. Koltuğa yığıldım. Uğultu büyüdü. Mideme bir ağrı saplandı. Önce gözlerimden sicim gibi yaş aktı. Sonra hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ne kadar sürdü hatırlamıyorum. Koltukta bayılmışım. Düşümde göl kenarındaydım. Suyun içinden ağır ağır çıkıyorsun. Yüzün o kadar büyük ki…Gölün bütün yüzeyini kaplıyor sanki. Korkuyorum. Sonra kolun çıkıyor. Elini uzatıyorsun. Hayır diyorum. Tutup zorla beni de suya çekiyorsun. Suya girince uyandım. Uyandım diyorum ya içte can uyuyordu. İnsan uyurken uyuduğunu bilir mi? Uyku bitmeden uyanmak ne kötü. Şimdiki uyanıklığım böyle. Bedenim kabir gibi. Ölünce uyanacak ama nerde. Kalktım aynı şarkı çalıyordu hâlâ…Bir düş gördüm düşümde. Kapattım. Çekmecedeki ilacı aldım. Kahve soğumuş. Birkaç tablet attım. Acı. Sigara yaktım. Nerdeydin? Napıyordun? Paran yoktu. Niçin ağlıyorsun? Canım çok yanıyor. Can yanınca oluyor bütün bunlar. Mesenede seni ilk gördüğümde gözlerin ne kadar güzeldi. Şimdi de öyle. İnsan sevince her şey çok güzel görünüyor.
Şimdi yüzün çıplak. Herhangi bir ek yok. Yine yüzüne bakıyorum. Yüzüne bakınca seni kaybediyorum. Hani yüz için birlik derdin? O kadar parçalı ki. Yakınlaşınca yüzündeki parçalar çoğalıyor. Yüzlerce, binlerce şey beliriyor. O olayların içine bakıyorum. Orada çok kalabalık şeyler görüyorum. Ama yüzün bir. Yakın. Buyurgan. Bu senin yüzün ama aynı zamanda benim aynam. Hem sen hem ben varız yüzünde. Ben bakınca kendimi görüyorum. Seni gördüğümü sanıyorum. Sen yüzüne bakılsın istiyorsun. Orada sadece kendin görünmek istiyorsun. Daha ne istiyorsun? Ne mi istiyorum, ya konuşmayalım istersen. Seni anlamıyorum. Ben seni anlamak istiyorum. Beni hiç anlamadın ki…
Hatırlıyor musun o şairden sürekli söylediğin dizeyi? ‘İnsanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır…’ Öyleydi, seninle yalnızlığı tanımaya başlamıştım. Hem yakın hem uzaktık.
Demek annen hiç sarılmazdı. Çok az. Peki baban? O hiç dokunmadı. Kim dokundu peki?
Birden ağlamaya başladın. Yanında çaresiz durdum. Hiçbirşey yapamadım. O kadar canım yanıyordu ki! Lütfen yapma! Ağladın ağladın…sonunda bitkin bir halde kıvrıldın, anne karnındaki gibi yatakta kalakaldın. Sahi yataktaydık.
Ne zaman, nasıl girdik? Kendimizi orada nasıl bulduk? İçindeyken gözlerin tuhaftı. Senin gözlerin balina gözü gibi. Öyle mi? Evet. Nasıl yani? Ne bileyim, yüzüne göre biraz küçük. Ama çok derin, hüzünlü…İlk bakışta insanın içini acıtıyor. Sonra bir hüzün bulutunun içine çekiyor. Sonra melale dönüşüyor. Sonra büyüyor büyüyor…farkında olmaksızın bir dipsiz kuyuya çeker gibi oluyor. Sonra boşluk oluyor. Sonra karanlık. Sonra belirsizlik…sessizlik, kimsesizlik, ustura kesiği yara, sızan kan, kabuk bağlamayanyaralar…
Otogar diyordun. Telefon…
A evet hatırlamak istemiyorum. Korkunçtu. Kontorüm bitti. Telefon kapandı. Karanlık oldu. Başım döndü. Ayakta durmakta zorlanıyordum. Yanımdan geçenlerden biri, ‘yardım ister misiniz? Birşeyiniz yok ya!’ gibisinden birşeyler söyledi. ‘Yok, sağolun’ dedim. Güçlükle yürüdüm. Kenarda bir yere oturdum. Terminalin uğultusu, pis kokusu, kalabalığın karmaşası içinde yittim. Sesini hatırlayamıyordum. Yüzünü. Bardak beton zemine düşmüş tuzbuz olmuştu.
Penia
Şimdi Daha Deliyim

Üyelik tarihi
25 Nisan 2015
Bulunduğu yer
Adana
Mesajlar
35.875
Seslenildi
2758 Mesaj
Etiketlendi
343 Konu
Ruh Hali
Sen Denizde Ben Yüzünde
22 Aralık 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.



Ağaç şeklinde