![]() |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Çocuğun Gelişimi; Çocuğun gelişimi,olgunlaşma (doğa) ve öğrenme (eğitim) arasındaki karşılıklı ilişkinin sonucunda olur. Bunlardan biri eksikse,gelişim olmaz. Eline okuyacağı birşey verilmeyen bir çocuk,tıpkı okuyacak birçok şey mevcut olduğu halde okuyamayan bir anensefalik çocuktan farklı olmaz. Birçok yeteneğin edinilmesi,hem doğaya,hem de eğitime bağlıdır. Buna rağmen,bazan bunlardan biri daha çok önem kazanır: meselâ,az gelişmiş ülkelerde zekâyı belirlemede sosyal faktörler — kötü doğum öncesi bakımı,ortamsal stimülasyon eksikliği,vs. — çok önemliyken,daha olumlu bir yaşama standardına kavuşmuş ülkelerde genetik faktörler daha önemli olur,identik ve identik olmayan ikizler üzerinde yapılan karşılaştırmalı incelemeler,bu konuda daha çok bilgi sağlamıştır. Bir genelleme daha yapılabilir: temel yetenekler genellikle biolojik yoldan kazanılır,oysa karmaşık yetenekler daha ziyade sosyal öğrenmeye bağlıdır. Meselâ İngiltere'de çocukların üç sözcüklü cümleleri söylemeyi öğrenmeleri sosyal sınıfla ilgili değildir,oysa daha ileri dil yeteneği sosyal sınıfla yakından ilgilidir. Normal gelişim her zaman düzenli bir biçimde olmaz. Ayrıca,yeteneklerin de hepsi aynı çabuklukla kazanılmaz. Bir çocuğun motor gelişimi ilerleyebilir,fakat konuşma yeteneği gecikmiş olabilir; bunun tam tersi de görülebilir. Beyin hasarı belirtileri görüldüğünde,bu durum daha karmaşıktır. Anatomik hasar (meselâ serebral felç)yüzünden birtakım fonksiyonlar gelişmeyebilir; öte yandan aynı çocukta bir doğal gelişim gecikmesi yüzünden başka yetenekler de geç gelişebilir,yahut yalnızca uygun stimülasyonlardan yoksun kaldığı için yetenekleri öğrenmesi aksa,Serebral felçli bir çocukta,eğer motor yeteneksizliği yüzünden nesnelere dokunarak tecrübe kazanması engellenirse,dokunmayla algılama alanında sekonder sorunlar gelişebilir. Amerikalı bir psikolog olan Arnold Gesell gelişim değerlendirme testlerinin öncülüğünü yapmıştır ve çocuğun gelişmesinin kantitatif değerlendirmesiyle ilgili daha sonraki bütün çalışmalarda katkısı olmuştur. Gesell yetenek gelişmelerini motor,uyumsal,dil ve kişisel-sosyal olmak üzere sınıflandırmıştır. Bu alanlardan herbiri için standard gelişme normları saptanmıştır. Gelişimin değerlendirilmesi,çocuğun yaşıtlarına kıyasla,nasıl fonksiyonda bulunduğunu gösteren bir tablo sağlar. Oysa şiddetli retardasyon oluşmuş çocuklar dışında,2-3 yaşına kadar olan çocukların ilerde nasıl bir gelişme göstereceği konusunda faydalı bir bilgi sağlayamaz. Çocuklardaki emosyonel gelişimin saptanması daha çok sorunlar doğurur,çünkü emosyonel olgunluk için objektif ölçüler bulmak daha zordur.Yeni doğmuş bebekteki emosyonel ifade,früstrasyona,engellemeye ve acıya karşı tepkiden ibarettir,ilk iki ay içinde çocuk çoğunlukla duyduğu zevki ifade eder. Bebek altı aylık olunca korku,öfke ve nefret gibi olumsuz emosyonları ayırdetmek mümkün olur. Onsekiz aylıktan küçük bebeklerde kıskançlık açıkça görülebilir.Daha ziyade erkek çocuklarda görülen öfke tepkileri,2 yaşından başlayarak 25 yaşları arasında daha amaçlı ve bilinçli olabilir,iki ilâ üç yaşları arasında spesifik korkular çok görülür,fakat bu yaştan sonra son derece az rastlanır.Konuşma alanındaki normlar daha açıkça saptanmıştır. İki yaşındaki çocukların %97'si tek sözcükler söyleyebildikleri ve 3 yaşındakilerin de %97'si üç sözcüklük cümleler kurabildikleri için,bu normallik sınırları dışında kalan bir çocuğun durumu dikkatli bir değerlendirme gerektirir. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Çocuğun Üzerine Düşmek; Üzerine düşülen çocuğun kendi başına birşey yapmasına izin verilmez,daha küçük bir çocuğa gösterilecek davranış gösterilir ve annesiyle aşırı fizik temasa maruz kalır. Bu tip çocuk yetiştirmenin birçok nedeni olabilir. Anne aslında çocuğu istememesiyle ilgili kendi suçluluk duygularına karşı aşırı bir reaksiyon gösteriyor veya çocuğun aşırı narin olduğu yahut fizik bir hastalık geçirdiği bir dönemden kalma bir alışkanlığını sürdürüyor olabilir. İlgiden yoksun bir çocukluk dönemi geçirmiş bir anne,kendisini çocuğunun yerine koyarak,kendi hissettiği eksiklikleri aşırı telâfi yoluna sapabilir. Bu gibi davranışlar sık sık çocukta olgunlaşma ve bağımsızlaşma gecikmesine (örneğin okul fobisi (bkz.) ),belirgin bir anne bağımlılığına ve «şımarık çocuk» davranışına yol açabilir. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Çocuk Rekabeti; Çocuk RekabetiÇocuklar birbirlerine karşı, tıpkı aile dışındakilere duydukları emosyonları duyabilirler. Annenin, babanın, öbür kardeşlerin ve ailenin öteki üyelerinin sevgisi için rekabet, aile grubunun yapısına göre değişir. Batıdaki ailenin «anahtarı» annedir ve çocuklar genellikle annenin sevgisi için rekabet ederler. Bazı vakalarda hayat boyunca bilinçli yahut bilinçsiz sürdürülen bu kardeş rekabeti, aile çevresinin dışındaki bireylerle kurulan ilişkileri etkileyebilir.Çocuklara Cinsel SaldırıKız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Çocuklara Cinsel Saldırı; Kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırılar, suçluya karşı öylesine olumsuz duygular yaratmaktadır ki, bazan şiddetli bir dayakla kurtulan bir suçlu talihli sayılır. Hapishanede, koğuştaki öbür mahkûmlar da onu cezalandırdıkları için, suçlu onlardan ayrı bir hücreye kapatılmayı gönüllü olarak talep eder. Dolayısıyla, kız ve erkek çocuklara yapılan cinsel saldırıların aslında çok az fizik yahut akıl hasarına yol açması şaşırtıcıdır. Cinsel saldırı suçunun işlendiği, sık görülen birkaç durum vardır: yaşlı bir erkek 5-12 yaşında kız çocukları evine çağırır, para yahut şeker vererek kandırır ve onlarla cinsel oyunlara girişir; geri zekâlı bir genç, kendinden daha küçük yaştaki çocuklarla dostluk kurar ve bunlardan biriyle arasında cinsel bir ilişki kurulabilir; amcalar, yeğenler ve diğer aile bireyleri, akrabalıklarını bir kız ya da erkek çocuğa cinsel saldırı amacıyla kötüye kullanabilirler. Pedofiliaklar(bkz. Pedofili), yani yalnızca çocuklarla cinsel ilişki kurabilen erkekler, tehlikeli cinsel saldırı suçları işleyebilirler. Bu saldırı tekrarlama ve kalıplaşma (sterotipi) eğilimi gösterir ve cezaya yahut psikiyatrik tedaviye duyarlık göstermez. Hormon emplantasyonu biçiminde kimyasal kastrasyon endike olabilir. Ender görülen, zalimce çocuk cinayetleri hemen her zaman pedofiliaklar tarafından, işlenir. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Çocuklarda Anksiete Durumları; Yetişkinlerde olduğu gibi, çocuklarda da acı emosyonları (anksiete, depresyon ve öfke) çoğu zaman stress (bkz.) sitüasyonlarına bir tepki olarak ortaya çıkar. Bununla birlikte, birçok bakımlardan çocukların emosyonel yaşantısı büyüklerinkinden farklıdır. Çocukların karşılaştıkları stress'ler daha değişik olup biyolojik olgunlaşma ve aile hayatıyla ilgilidir. Çocuğun gelişme proçesi sürekli bir değişimi, özellikle bir bağımlılık durumundan vazgeçilerek bağımsızlığın kazanılmasını kapsar. Ayrıca, normal bir emosyonel gelişim için çocuğun anksieteyi tanıyıp buna göğüs germesi gerekir, iki yaşındaki çocuklarda görülen yabancılara karşı korku, bu fenomenin iyi bir örneğidir. Son olarak, anksiete veya depresyonu yaratan şeyin ne olduğuna karar vermek bakımından çocuk hasta, yetişkine kıyasla, daha âcizdir; bu yüzden doktor, ebeveynin anlattıklarına ve çocuğun davranışıyla ilgili gözlemlerine dayanmalıdır. Çocuklukta depresyona (bkz.) Ender olarak endojen biçimde ve daha sık olarak da stress'e karşı abartılmış bir tepki biçiminde rastlanır. Aksaklıklar yaratan anksiete durumları ise, tersine, çocukluk dönemi boyunca görülür ve daha ayrıntılı bir ilgi gerektirir. Bir yaşındaki bazı bebekler yeni bir sitüasyonla karşılaştıklarında, meselâ anne yeni bir yemek yedirmeyi denediğinde veya çocuğu fincan yerine kaşık kullanmaya zorladığında, korku veya mutsuzluk belirtileri görülür. Stella Chess, «güç ısınan» bebeklerden sözetmiş ve bunun yapısal nitelik taşıyan bir huy karakteristiği olduğuna inandığını belirtmiştir. Yeni bir sitüasyonda annenin gösterdiği anksiete ve gösterebileceği sabır başka bir önemli faktördür.İki yaşındaki bebekte sık sık uyanma ve korkulu çığlıklarla beliren gece anksietesine rastlanabilir. Gene bu yaşta yabancılara karşı aşırı bir korku olabilir. Çocuk büyüdükçe hayvanlara, özellikle köpeklere, gökgürültüsüne ve şimşeğe, karanlığa, doktorlara, dişçilere, vs. karşı duyduğu spesifik korkulara daha çok rastlanır ve bu bazan aksaklıklar doğurur. Çocukların hafif biçimde bir sürü korkular duymaları çok görülen bir durumdur, fakat bu korkuların çocuğun yaşantısında ciddi aksaklıklar yaratması pek olağan değildir. Adolesans (bkz.) döneminde, sosyal sitüasyonlara duyulan korku ve agorafobi (bkz.) Daha önemli olur. Spesifik korkular daha genel başka anksiete semptomlarıyla, özellikle uyku ve iştah rahatsızlıkları, dikkat güçlükleri, sinirlilik ve ağlama ile birlikte belirdiği zaman, daha önemlidir. Bu semptom dizisinin mevcudiyeti, aile ortamı, çocuğun okuldaki uyumu ve diğer muhtemel stress'lerin dikkatle teşhisini gerektirir, semptomatik tedavi ve daha büyük çocuklarda bunun yanışım medazepam gibi hafif bir trankilizan, çoğu zaman etkili olur; çünkü bu gibi bozuklukların genellikle selim bir seyri vardır. Eğer durumun kronikleşmesi tehlikesi varsa, bir uzmana başvurulmalıdır. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Cotard Sendromu; Bugün ender kullanılan bu terim, ilk olarak bir 18. Yüzyıl Fransız psikiyatristi olan Cotard tarafından, nihilistik delüzyonların hâkim olduğu bir akıl durumunun tanımlanması amacıyla kullanılmıştır. Tam bir diagnostik tablo değildir ve bu delüzyonlardan mustarip hastalardan çoğunluğunda psikotik (endojen) depresyonlar |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Cıva Zehirlenmesi; Ayna, termometre ve bazı terapötik ilâçların yapımında kullanılan cıva eskiden fötr şapka yapımında kullanılırdı. Bazen cıvayla intihar girişimi vakalarına rastlanmaktadır. Kronik zehirlenme semptomları ağızda metal tadı, jinjivit, tükürük salgısı, anemi, kolit ve ilerleyici böbrek hasarıdır. Akılla ilgili semptomlar ise nevrasteni semptomlarını andırır — halsizlik, irritabilite, tremor, konsantrasyon zayıflaması, depresyon ve insomnia. Bkz. Zehirler, akıl durumunu etkileyen |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Dağılım Alanı; Dağılım alanı, bir serideki en düşük ve en yüksek gözlem arasındaki değişkenliktir. Bu, bir serideki gözlemlerin kapsamını ve değişkenliğini belirtir, ama diğer yöntemler daha çok tercih edilmektedir — örneğin Standard Sapma - Standard Deviation (bkz.). Dağılım alanı, bir ölçü aracı olarak, münferit gözlemlerin frekansı konusunda bilgi vermez ve ortalamadan uzak tek gözlemler bulunduğu zaman seriyle ilgili çarpık bir bilgi verir. |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Davranış; En geniş anlamıyla «davranış», bireyin herhangi bir sitüasyon karşısındaki total tepkisidir. Belli bir davranış biçimi ortam veya bireyle ortam arasındaki ilişki üzerinde birtakım etkiler yaratarak sitüasyonu değiştirir. Psikoloji artık bir davranış bilimi olarak tanımlanmaktadır. Bu düşünce j. b. watson tarafından ortaya atılmıştır. Watson, psikolojinin objektif bir bilim olabilmesi için, yalnızca doğrudan doğruya gözlemlenebilen ve ölçülebilen fenomenlerin ele alınması gerektiğini ileri sürmüştür, Watson'a göre davranış, şartlı reflekslerden türeyen ve doğuştan gelen birtakım motor ve guddesel tepki biçimlerine göre oluşan entegre huy sistemlerinden ibarettir. Konuşulan dille ilgili huylar, «imalı» bir nitelik taşıyabilmelerinden ötürü, özellikle önemlidirler. Davranışçı gelenek ve özellikle laboratuvar deneylerinin üzerinde hâlâ durulmaktadır; fakat çağdaş deneyci psikologlar davranışı daha genel tanımlama eğiliminde olup öğrenme ve motivasyon gibi proçeslerle ilgili kuramsal açıklamalarını hipotetik, üzeri örtülü değişkenlerle dile getirirler. Davranış bozukluğu, Amerikan literatüründe herhangi tipte bir fonksiyon anormalliğini tanımlayan genel bir terim olarak kullanılır; fakat İngiltere'de psikiyatrik kullanımı daha sınırlıdır. Çoğu zaman, sözü edilen davranış veya «hareketin» sosyal veya etik bakımlardan bir değerlendirilmesi yapılır. Böylece «davranış» terimi bazı psikopatik kişilik biçimleri için, genellikle de çocuklarda görülen ve isyankâr saldırgan (agressif) davranış, hırsızlık ve okuldan kaçma semptomları ile tezahür eden bir psikiyatrik bozukluk kategorisi için kullanılmaktadır. Daha dar bir anlamda, bir hastanın açık davranışlarında yansıyan bütün psikiyatrik hastalıklar, ister «tik» gibi spesifik bir özellik olsun, ister aklına eseni yapmak gibi genel bir özellik olsun, çok kere teşhis bakımından önemlidir. Bkz. Huy ve Davranış terapisi |
Cevap: Psikiyatrik Sözlük Davranış Terapisi; Bu terimin kapsadığı tedavi yöntemleri arasında duyarlılığın giderilmesi (bkz.), aversiyon (bkz.), zorlama (bkz), model tedavisi (bkz.), biçimleme tedavisi (bkz.), pozitif ve operant şartlama terapileri (bkz.) vardır. Dolayısıyla «davranış terapisi» tek bir yöntem değildir ve «davranış terapileri» yahut «davranış tedavi yöntemleri» olarak söz etmek daha doğru olur. Hayvanlarda yapılan deneysel psikolojik araştırma bulgularının insanlara uygulanması sonucunda, bu teknikler geliştirilmiştir. Hattâ davranış terapistleri bazan uyguladıkları tedavilerin, genellikle hayvanlarda yapılan incelemelere dayanan modern öğrenme teorilerinden türediğini ileri sürerler. Hem bu incelemeler, hem de davranış terapileri son yirmi yıl içinde son derece gelişme kaydetmiştir. Artık insana uygulanabilecek bir tedavi tekniğiyle, hayvanlarla ilgili çalışmalarda esas alınan teoriler arasındaki ilişkinin çoğu zaman son derece uzak olduğu ortaya çıkmıştır. Davranış terapistleri bir hastadaki semptomları, o hastadaki bir bozukluk, belki de öğrenim yoluyla edinilmiş uyumsuz bir davranış biçimi, olarak görme eğilimindedirler ve bilinçdışı yahut temelde yatan neden veya çatışmaları hiç hesaba katmazlar. Bu da diğer psikiyatrik disiplinlerden farklı bir tutumdur. Davranış terapileri iki ana semptom grubu için uygulanmıştır: a) süjede mevcut, bulunan ve kurtulmak istediği ve b) kendisinde bulunmayan ve edinmek istediği davranış yetenekleri. Birinci grupta transvestizm (bkz.), fetişizm (bkz, ), homoseksüellik (bkz.) Ve sado-mazohizm (bkz.) gibi cinsel sapıklıklar; alkolizm (bkz.) ve enürez (bkz.) vardır. Bunlara çeşitli aversiyon terapisi yöntemleri uygulanarak çoğu zaman davranış veya bu davranışı doğuran stimuluslar bakımından dikkatli bir zaman ayarlamasıyla üstüste elektrik şokları uygulanarak istenmeyen davranışa karşı şartlı bir anksiete tepkisinin yaratılması amaçlanır. İkinci grup ise fobileri (bkz.), bazı iktidarsızlık (bkz. Empotans) ve frijidite (bkz.) vakalarını ve birtakım obsesyon semptomlarını kapsar. Bunlara desensitizasyon (duyarlığın giderilmesi) veya başka tipte davranış terapileri uygulanarak, hastayı istenen davranışı yerine getirmekten alıkoyan anksiete azaltılır; böylece de onun içinde bulunduğu sitüasyondan kaçması yerine, bu sitüasyona yaklaşıp sonunda yenmesi amaçlanır.Anksiete, problemin ayrılmaz bir parçası olduğu zamanlar, bu teknikler çok yararlı olmaktadır. Oysa depresyonun anlaşılması, yahut tedavisinde davranış terapilerinin çok az katkısı olmuştur. Tek bir semptom veya fobi gösteren hastalarda bu teknikler çok uygundur, hattâ önce bunlara başvurulur. Bu özellikle karşı cins-giyimi veya tüy fobisi gibi, istenmeyen bir davranışın yapıldığı veya görüldüğü anda tedavinin doğrudan doğruya uygulandığı semptomlar için doğrudur. Bununla birlikte, dolaylı olarak (meselâ hayal gücü aracıyla) tedavi edilmesi gereken iktidarsızlık gibi semptomlarda da olumlu sonuçlar alınabilir. Birden fazla semptomun mevcut olduğu veya bu semptomların temeldeki bir kişilik bozukiuğuyla ilgili olduğu durumlarda davranış terapileri daha az etkindir ve belki de davranış terapisinin yanısıra ilaçlar veya psikoterapi (bkz.) gerekebilir. Hernekadar davranış terapistleri hastadaki semptomlarla, psikanalistler ise temeldeki emosyonel çatışmalarla ilgilenirlerse de, bu iki disiplin dıştan göründüğü kadar birbirine uzak olmayabilir. Analiz, anormal emosyonel çatışmaların açığa çıkması ve terapist aracıyla normal ilişkilerin yeniden öğrenilmesini kapsar; aslında analiz, «transferans» ve «hastayı işleme», aversiyon, model tedavisi, biçimleme tedavisi ve özellikle duyarlığın giderilmesi (bkz. Desensitizasyon) gibi terapileri kapsayan bir davranış terapisi proçesi sayılabilir. Öte yandan, davranış terapisi sırasında da kaçınılmaz olarak bir transferans gelişebilir. Yakın zamanlarda birtakım davranış terapistleri bu iki disiplini birleştirerek, hazırlık niteliğindeki psikoterapötik seanslarda ortaya çıkan çatışmalara karşı hastadaki duyarlığı gidermişlerdir. |
| Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:51. |
Powered by vBulletin® Version 3.8.9 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.
Site kurucuları: Damla ve Meltem