Sualtında bir kayalıkta, bir mağarada ya da batık bir gemide görülmeye değer öyle güzellikler var ki, bu güzelliklerin sadece dalış yapabilenler tarafından görülebilmesi gerçekten çok yazık. Bu güzelliklerin geniş kitlelere ulaştırılabilmesi, sualtı fotoğrafçılığıyla mümkün olabilir. Sualtı fotoğrafçılığı, sualtı dünyasını herkesin ulaşabileceği bir yer haline getirir. Sualtı fotoğrafları sayesinde, dalıcı olmayan birisi bile mercan kayalıklarının canlı renklerini, sualtı mağaralarının gizemini veya sualtındaki yaşam mücadelesini inceleyebilir. Birçok insan, dalmaya böyle bir fotoğraf gördükten sonra başlamıştır.



Sualtı fotoğrafçılığının popülaritesi artıyor
Gün geçtikçe daha fazla dalgıç, dalışlarını ve gördüklerini belgelemek için kameralarını sualtına indirmektedir. Sanırım bu popülaritenin en önemli sebebi böyle eşsiz bir ortamın başka yerde bulunamayacağıdır. Başka hiçbir ortam, bir fotoğrafçıya sualtı dünyası kadar potansiyel malzeme imkanı vermez. Öğleden sonra deniz yüzeyine eğik açıyla vuran güneş ışıklarının dansı, gün batımında av peşinde koşan akyaların küçük balıklara saldırması, gövdesini kuma gömerek avını bekleyen vatozlar, karanlık bir mağaranın keşfedilmeyi bekleyen köşeleri ve nice güzellikler.
Sualtı fotoğrafçılığı kadar heyecan verici başka bir aktivite düşünemiyorum. Ortam, her yanıyla diğer doğa fotoğrafçılarının çalıştığı ortamlardan çok farklıdır. Doğal ortamında bir aslanın fotoğrafını çekmek için sıcak ve nemli havada yüzlerce sivrisinek tarafından sokulan bir doğa fotoğrafçısından daha şanslı olduğumuzu düşünebilirsiniz. Ama, bir deniz kaplumbağası fotoğrafı çekmek için yüzlerce kilometre yol alıp, onlarca kilo ağırlığındaki dalış ve fotoğraf malzemesini taşıyıp nihayet dalışa geçtikten sonra kaplumbağanın ortaya çıkmasını beklemek de en az bir aslanın doğal ortamda fotoğrafını çekmek kadar zordur.