GÜZELİ BULMAK / HATTATLARIN HALİ
Ahmet Efe, Semerkand Yayınları
Söz medeniyetimize dair olunca, ecdadımızın güzelin ve güzelliğin peşinde nasıl bir ömür geçirdiğine hayret ederiz. Bizde, resim makbul olmadığı için bir mecburiyet gereği hüsn-ü hat, tezhip, ebru gibi sanatların geliştiği söylenir. Ancak hakikat tam olarak öyle değildir. Çünkü bizim medeniyetimizde sanat hayattan ayrı bir meşgale değil, bizzat hayatın içinde, hayatın bir parçası olmuştur. Sanatkârlarımız da Batı’daki gibi yalnız ve hayattan kopuk, “farklı insan”lar değildir. Hatta sanatları gereği daima insanlarla iç içedirler. Mesela bir hattat rızkını kazanmak için kitap istinsah eder. Çeşme ve köprülere kitabe, medrese ve cami duvarlarına ayetler, hadisler yazar. Yazılan kitaplar, levhalar ebru ve tezhip ustaları tarafından en güzel şekilde süslenir.
Sanat her ne kadar günlük hayat içinde, bir meslek gibi icra edilse de, asla zanaat olarak telakki edilmemiştir. Asırlar boyu hat, tezhip ve ebru gibi sanatlar her sanatkârın elinde geliştikçe güzelleşmiş, güzelleştikçe yeni üsluplar ortaya çıkmıştır.
Şehirlerimizde eski sokak çeşmelerinden medreselerin iç ve dış duvarlarına kadar, evlerdeki levhalardan camilerimizin duvarlarına kadar her yer çeşit çeşit hatlarla süslüdür. Fakat biz hüsn-ü hatta ve hattatlığa dair pek bir şey bilmeyiz. Bazı eski lâtifeler arasında hattatlara dair anlatımlar da olmasa hiç bahis açılmayacak.
Hüsn-ü hat sadece el becerisi, sanatkârlıkla yapılan bir iş değildir. Hüsn-ü hat aynı zamanda bir edep ve sabır eğitimidir. Çünkü hattatlığa niyetlenen kişi uzun bir meşk (yazı alıştırması) sürecini göze almalı, üstadının rahle-i tedrisine oturup sabırla olgunlaşmayı, merhale merhale ilerlemeyi göze almalıdır. Hüsn-ü hattın karakteri gereği, meşk eden kişi ruhen de bundan istifade eder. Yazdıklarıyla birlikte kendisi de incelir, olgunlaşır. Bu sebeple tarih boyunca tekkelerde de hat ile meşgul olunmuştur.
Ayrıca, hattatların daha çok ayet, hadis, Esma-i Hüsna, Esma-i Nebi, veciz sözler ve şiirleri yazıyor olmaları bu işi daha da lâtif hale getirmiştir. Güzel manayı daha güzel, daha lâtif bir şekilde yazmaya çalışmak sadece bu sanatı icra edene değil, asırlar içinde topluma da yansımıştır. Bir hattatın Allah Kelamı’nı ömrü boyunca en güzel şekilde yazmak için gayret etmesi, sadece zahirî bir gayret değildir.
Allah’a şükürler olsun ki, unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu miras, son asırdaki gayretli hattatlar sayesinde yeniden ihya olmaya başladı. Bir taraftan meşk geleneği canlanırken bir yandad da hattı ve hattatları konu edinen eserler yayınlanmaya başlandı. Bu alanda Ahmet Efe’nin “Güzeli Bulmak” diye adlandırdığı eseri, bir önceki baskısına göre daha güzel bir şekilde Semerkand Yayınları tarafından yayınlandı. Osmanlı’nın ilk asrından itibaren büyük hattatların hayat hikâyelerinin anlatıldığı eser, isminden anlaşıldığı gibi, asırları aşıp gelen güzeli bulma idealini hatırlatma gayretinde.
TUHFETÜ’L-AHRÂR
Molla Camî (Çev. Prof.Dr. Yusuf Öz), Semerkand Yayınları
Molla Camî k.s. hazretleri daha yaşadığı dönemde eserleri uzak coğrafyalara ulaşmış bir alimimizdir. Birçok sahada eser vermiş olsa da, onun en çok sevilen eserleri tasavvuf ve edebiyatı bir araya getirdiği kitaplarıdır. Güçlü şiir dili ve tasvirleriyle dikkat çeken Molla Camî hazretleri, asırların eskitemediği bir dil yakalamıştır. Çoğu kitapta ağır ve didaktik bir üslupla anlatılan mevzular, onun eserlerinde daha tatlı ve anlaşılır hale bürünür. Onun “Tuhfetü’l-Ahrâr” adlı kitabı da, nasihatle kıssaların şiir diliyle buluştuğu eserlerinden biridir. Özellikle güzel ahlâka dair konularda önce nasihat ile söze başlayan Molla Camî, daha sonra konuya dair güzel bir kıssa anlatıyor.
EDEP DERYASINDAN İNCİLER
Muhammed Murad Buharî (Haz. İbrahim Aksu), Hâcegân Yay.
Tasavvufun birçok tarifi olduğu gibi, tasavvufa dair büyük küçük pek çok eser vardır. Bunların işlediği konular aynı gibi görünse de, aslında her biri gönül dünyamıza yeni bir kapı açmaktadır. Mesela herhangi bir risalede yahut bir mektupta sadece kavram olarak geçen bir kelime, başka bir risalede genişçe açıklanır, şerh edilir. Böylece her eser tasavvuf literatürüyle bütünleşir ve önemli hale gelir. Murad-ı Münzevî olarak bilinen Muhammed Murad Buharî k.s. hazretlerinin tasavvufa dair birçok küçük risalesi vardır. Nakşibendiliği Anadolu’ya ikinci kez getiren zat olarak bilinen Murad Buharî hazretleri, bu eserinde Nakşibendiliğin mahiyeti, zikrin keyfiyeti ve müritliğin edeplerinden bahsediyor.
AKİF ÂMENTÜ’YÜ ÖĞRENİYOR 1-6
Ahmet Efe, Semerkand Çocuk Yayınları
Çocuklarımıza dinimizi öğretmek için hazırlanmış her yeni eser, yeni bir baharın habercisi gibidir. Çünkü yakın geçmişte bu alanda kaleme alınan eserler bir elin parmakları kadardı. Birçoğu da çocuklara hitap etmekten uzaktı. Doksanlı yıllardan itibaren daha özenle çalışılmış kıymetli eserler hazırlanmaya başlandı. Çocuklarımızı bu tür eserlerle buluşturmanın ne kadar önemli olduğunu ise anlatmaya gerek yok.
“Akif Âmentü’yü Öğreniyor” serisi, hem konusu hem de üslubuyla önemli bir boşluğu dolduracak. Çocuklar için hazırladığı eserlerle tanınan Ahmet Efe’nin hazırladığı seri, bir dede ile torunun diyaloglarından oluşuyor. Her kitapta dede, torununa imanın şartlarından birini öğretiyor.
İTİKADNÂME
Molla Camî (Haz. M. Fatih Çakır), Semerkand Yayınları
Kitaplık köşemizde şimdiye kadar akaide dair birçok eseri takdim ettik. Özellikle farklı coğrafyalarda ve farklı asırlarda yaşamış alimlerimizin birçoğunun akaide dair küçük eserler yazdıklarını söylemiştik. Semerkand Yayınları bu eserleri okura kazandırmaya devam ediyor. Daha önce Mevlâna Halid Bağdadî, Erzumrumlu İbrahim Hakkı, Seyyid Abdullah (Allah cümlesinin sırrını mukaddes kılsın) gibi güzide zatların eserlerini okura kazandıran yayınevi, son olarak Mevlâna Abdurrahman Camî (Molla Camî) hazretlerinin eserini yayınladı. Aslı Farsça olan eser Osmanlı döneminde Türkçe’ye tercüme edilmiş. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in asırlar boyu sımsıkı bağlı olduğu iman esaslarını şiir diliyle anlatan Molla Camî hazretlerinin eseri, titiz bir çalışmayla yayına hazırlandı. Metnlerin hem Farsça hem Osmanlıca hem de günümüz Türkçesine sadeleştirilmiş olarak eserde bir arada olması, kitabı daha da kıymetli hale getiriyor.