İnsanın tamlığı, adamlığı kalp ehli olmaya bağlıdır. Kalp ehli olmanın alameti, iç alemindeki halin dış alemindeki hallere uygun olmasıdır. Dil yalan söylemeyecek, kalp harama niyet etmeyecek… İç ve dış, birbirini gören iki ayna gibi olacak.
İnsanın içi icmaldir, toplayan ve biriktirendir. Dışı ise tafsildir. Yani içeride biriktirileni dışa vurur, detaylandırır. İç imanı ve muhabbeti toplar. Bu durumda Beden azaları yalan söylemez, harama bakmaz, haram tutmaz. Aynı şekilde ailesine ihanet etmez, çocuğunu ihmal etmez.
İç aleminde kemalât bulunmayan kişi davranışlarıyla kemalâtlı bir hayat yaşayamaz. Bilgi birikimi ahlâklı olmaya yetmez. Bu, alimlerle ârifler arasınadaki farka işaret eder. Âriflerin eksikliği, kemalât sahibi olmayan alimlerin çokluğuyla tamamlanmaz.
Allah Tealâ buyurmuştur ki, “…her ilim sahibinden üstün bir bilen vardır.” (Yusuf, 76) Hak Tealâ alimdir. İlmi bütün varlıkları kuşatmıştır. İnsan da bilir. Ama kendisine verilen kabiliyet kadar… Onun için Kur’an-ı Hakim’de, “De ki: Rabbimin sözlerini yazmak için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave etsek (denizlere deniz katsak) Rabbimin sözleri tükenmeden önce denizler tükenirdi.” (Kehf, 109) buyurulmuştur.
Allahu Azimüşşan’ın ilmi ve azameti her zerrede, her yüzde zahir olduğu gibi, bir parmak izinde de vardır. Çünkü beş milyar insanın parmak izi birbirine benzemez. Bütün varlıklar yaratıcısı Allah’a işaret ettiği gibi, her birimizin yüzünde de O’nun azamet nurunun tecellisi vardır. Yine buyurulmuştur ki: “Göklerde, yerde ne varsa hepsini Allah’ın sizin hizmetinize verdiğini ve açıkça yahut gizlice üzerinizdeki nimetlerini tamamladığını görmediniz mi? (Lokman, 20)
Sûre-i Âl-i İmran’da buyurulmaktadır ki: “Peygamber arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bundan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu durumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene ve başınıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Âl-i İmran, 153)
Masivaya iltifat etmemek lazımdır. Ferah da hüzün de nisbî ölçülerden ibarettir. Birini sevindiren bir haber diğerini ağlatır. Bütün zaaflardan kurtulmak, selvi, defne ağacı gibi baharda da, güzde de bir olmak lazımdır. Mümin o kimsedir ki, iman-ı kâmil sahibidir; evlat, mal, mülk, hastalık, sağlık… başına nimet ya da musibet her ne gelirse Hâlık’a iltica eder.
Dünyanın içindekiler asıl itibarıyla helaldir. Haram olan, dünyanın içindekilerle Allah’a isyan etmektir. Dünyanın kendisi necis değildir. Dünyayı nerede kullanırsan hüküm ona göredir. Kazanmak helal, kumara vermek haramdır.
Dünyayı anlatmak kolay, hükümlerini anlamak, inceliklerini idrak etmek zordur. Onun için alim olmak kolay, arif olmak zor; mümin olmak kolay, kemalâta ulaşmak zordur.