Semiyotik Amerikalı filozof Charles Sanders Peirce tarafından ortaya atılan bir inceleme yönteminin adıdır.

İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Sauussre 1915’te bu yöntemin semiyoloji olarak adlandırılmasını önermiştir. Aslında “sémiologie” ve “sémiotique” hemen hemen eş anlamlı iki terimdir. Avrupalılar daha çok birinci terimi, Anglo Saksonlar ikinci terimi kullanmaktadır. Semiyotik ya da semiyoloji genel işaretler bilimi şeklinde tanımlanmış ve beşeri tecrübelerin tamamı bu alanın içine alınmıştır.

Bu bilim dalı Türkçe’ye değişik adlar altında girmiştir. Bilhassa 1960’lı yıllardan itibaren semiyotik ülkemizde “göstergebilim” veya “belirtgebilim” diye adlandırılmıştır. Bununla birlikte son yirmi yıllık döneminde edebî anlam incelemeleri üzerinde yoğunlaşan ve bilhassa işaret (sign) teorisi üzerinde çalışan Prof. Dr. Rıza Filizok, gösterge kavramının başka çağrışımları olduğunu dikkate alarak, semiyotiğin “işaret bilimi” olarak adlandırılmasını önermiştir (Filizok, 2001, s.37). Biz burada hem Filizok’un adlandırmasıyla işaret bilimi kavramını hem de terimin Anglo-Saksonlardaki adı olan semiyotik terimini kullanacağız.


Semiyotik teorik açıdan oldukça heterojen bir birleşimdir. Kant, Hegel ve Nietzsche estetiği dikkate alındığında bu yaklaşım daha da karmaşık bir duruma gelmektedir. Edebî semiyotiği ise Julien Algirdas Greimas, Umberto Eco ve Roland Barthes temsil ederler. Saussure’ün işaret (sign) ile ilişkili olarak kullandığı “signifier” ve “signified” kavramlarının da kesin bir anlamı olduğu ve bu kavramlarının sınırlarının tam olarak çizildiği de iddia edilemez. Fakat temelini Saussure’ün attığı ve terminolojisinin çoğunu Saussure ve Hyelmslev’in oluşturduğu semiyotik araştırmalar sayesinde, yirminci yüzyılda gelişen edebî eleştiri tekniklerinin belirli bir ivme kazandığı açıktır.

Semiyotik teorilerin pek çoğu dilbilimine ait gelişmelerle sıkı bir ilişki içindedir. Buna karşılık bu teori aynı zamanda nesnenin doğasıyla ilişkili olan temel felsefî tartışmalardan miras kalmıştır. Bu yüzden semiyotik eleştiri, felsefî bakımdan Amerikalı filozof Charles Sanders Peirce’e, dilbilimi bakımından İsviçreli dilbilimci Ferdinand de Saussure’e dayandırılır. Son zamanlarda ise bilhassa “Yale Yapısökücüleri”nin önde gelen temsilcilerinden biri olan Paul de Mann semiyotiği geleneksel retorik ile ilişkilendirmiştir.

Greimas, Eco ve Barthes’ın semiyotik analizlerde kullandığı terminoloji semiyotik eleştiriye yeni açılımlar getirmiştir. Bu makalede semiyotik estetiğin heterojen yapısı ortaya konulacak, semiyotik eleştiri ile ilgili bazı kavramlar Greimas, Eco ve Barthes’ın geliştirdiği ölçüde kısaca açıklanacak; böylece 1960’lı yıllardan itibaren gelişmeye başlayan semiyotik eleştirinin genel bir çerçevesi çizilmeye çalışılacaktır.

Barthes metne ait tek anlamlılığın incelenmesi açısından Greimas’tan ayrılır. Çünkü Greimas bazı yönlerden Hegelcidir ve özde rasyonalist bir anlayışı benimsemiştir. Buna karşılık Barthes Kartezyen öncüllere dayalı olan ve akılcılıktan ileri gelen bir semiyoloji geliştirmiştir. Umberto Eco ise Greimas gibi rasyonalisttir. Greimas’tan farklı olarak Nietzsche tarzı bir anlayışa sahiptir. Bu özelliğiyle Eco Greimas ve Barthes’ın tam ortasında yer alır.

Eco’nun semiyotik teorisi anlayış ve çok yönlülük bakımından Kant’a ve Kant’ın fikirlerine dayanır. Eco, Barthes’ın da yerinde bulduğu ve kabul ettiği Greimas’a ait bazı kavramları almıştır. Greimas, Eco ve Barthes’ın bazı açılardan birbirlerini tamamladıkları söylenebilir. Bununla birlikte semiyotiğin felsefî estetik kadar çok yönlü bir yapıya sahip olduğu aşağıda açıkça görülecektir.

Greimas edebî ve edebî olmayan bütün metinlerin kabul edilebilir bir kavramsal düşünceye sahip olduklarını ve yorumlanabildiklerini kabul eder. Bu özelliğiyle Greimas, Hegel ve aydınlanma devri filozoflarına benzer. Eco ise estetik dünyadaki kavramsallaştırma sınırlarına biraz ihtiyatla yaklaşır. Bu durum onun Kant’çı bir estetik anlayışı benimsediğini ortaya koyar. Fakat teorik analizin sunduğu olanaklardan faydalanmayı da ısrarla sürdürür.

Aslında bütün bu çalışmalar estetiğe ait eski problemleri yeni fikir şimşekleriyle görmeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle onları yeni problemler ve yeni bilgi yöntemleriyle yeniden ele almaktır. Örneğin Eco’daki estetik objelerin kavramsal bilgi üzerine bir sınır çizmeye çalıştığı görüşüşünün biraz geriye gidilirse, Kant’a ait bir düşünce olduğu, hatta Critique of Judgment’in basit bir tekrarı olduğu görülecektir. Benzer bir şekilde Barthes’ın işaretleyicinin estetiği (aesthetics of the signifier) düşüncesi de Nietzsche’nin rasyonalist eleştirisinin bir tekrarıdır. Fakat bu anlayış aynı zamanda yapı sökücü yöntemin temelini oluşturan bir gelişmedir.




Greimas ya da Anlam İncelemesi

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın Greimas’ın yapısal semiyotiği (structural semiotics) Hegel öğretilerinin ya da rasyonalistlerin basit bir tekrarı değildir. Greimas sistematiği hem edebî hem de edebiyat dışı metinlerin anlamlarının geniş ölçüde ortaya konulmasına yönelik bir girişimdir. Yine Greimas metinlere kavramsal bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu durum Onun Jakopson ve Barthes gibi edebî metnin belirli karakteristikleri veya edebîliği üzerinde değil, bilhassa metnin anlamının belirlenmesi üzerinde yoğunlaştığını gösterir. Bilindiği gibi Hegelci Marksistler ve Goldman felsefî ve edebî metinlerin temelinin semantik yapılarla düzenlendiğini kabul etmişler; siyasî, felsefî, ticarî ve edebî metinler üzerinde semiyotik analizler yapılabileceği görüşünü benimsemişlerdir. Benzer bir görüşü Greimas’ta da bulmak mümkündür. Greimas’a göre böyle bir analiz yöntemi metinlerin semantik ve tahkiyevî oluşumlarını ortaya çıkaracaktır. Goldman’ın yapının anlamı (structure significative) veya zihnî (mentale) olarak adlandırdığı kavramlar ile Greimas’ın “derin yapı” (deep structure / structure profonde) diye adlandırdığı kavramlar arasında dikkati çeken bir benzerlik vardır. Her iki halde de metin bütünlüğü, organize bir yapı olarak kabul edilir. Greimas’taki metin bütünlüğü anlayışı diyalektik ve Hegelci anlayıştan çok rasyonalist bir anlayıştır.

Greimas, edebiyatın belirli ve karakteristik özellikleri olduğunun farkındadır. Bilhassa ilk döneminde yazdığı eserlerde, örneğin La linguistique structurale et la poetique (1967) veya makalelerini topladığı Essais de sémiotique (1972) başlıklı eserinin Giriş bölümünde ifade ve muhteva planı arasındaki “izomorfizm” üzerinde durmuş; şiir metinlerinin özel cephelerini tespite çalışmıştır. Bilhassa lirik metinlerin fonetik ve semantik birimleri arasında belirgin bir uyum bulmayı denemiştir. Bu uygunluğu Shakespeare’in ikinci sonesinde belirgin ölçüde ortaya çıkarmıştır:

When forty winters shall besiege thy brow
And dig deep trenches in thy beauty’s field

Bu parçada bir yandan besiege ve brow kelimelerinin fonetik alanıyla ilgili olan aliterasyonları içerikle ilişkilidir; öte yandan dig ve deep aliterasyonları kazma eyleminin verdiği sesin yankısı olarak algılanabilir. Nitekim, beyitin ifade ve muhtevası bir bütün oluşturur.

Greimas, son dönem çalışmalarında, bilimsel, hukukî, siyasî ve edebî metinlerde bulunan semantik ve tahkiyevî (narrative) yapılar arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşmayı bıraktı. Hegelci Marksistler, her birinin özel unsurlarını ihmal ettikleri felsefî, ilmî ve edebî metinlerde bir ideoloji ve kolay anlaşılır dünya görüşü arama eğilimindedirler. Bu açıdan bakıldığında, bir dilbilimci ve semiotikçi olan Greimas, ilhamını dilbilimsel açıdan Yeni eleştiricilerden ve formalistlerden almıştır; fakat Marksistlere daha yakındır.

Alıntı