Günün Sözü DamlaPenia.
Her şey neye layıksa ona dönüşür. -Mevlana
Etiket Listesi

Like Tree132Beğeniler
Seçenekler
Seçenekler
Stil
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz

Standart Cevap: Atsızca.

03 Şubat 2016
81

TÜRK BUDUNU NEDİR, KİMLER BUDUNCU DUR.

Bizler, bilinen on iki bin yıllık soylu Türk ırkınınn, bu yüzyıldaki ARİ temsilcileriyiz.
Türk soyunun üstünlüğüne inanıyor, Türk Milletinin varlığını korumak için çalışıyoruz.
Bizler biliyoruz ki günümüz de her ne kadar (kısmen) asimile olmuş ve halende asimilasyona maruz bir millet de olsak, her ne kadar Türkçülük ideolojisi birileri tarafından yozlaştırılmışsa da, büyük Türkçüler'den N. Atsız'ın bir makalesinde dikkat çektiği bu noktaya sonuna kadar katılıyoruz. "...bugün görülen geri ve kötü ne varsa, hepsi, geçici bir hastalığın belirtisidir ve geçmiş zamanlarda bizi ileri götüren, zaferden zafere yürüten erdemlerin hepsi kanımızda, ruhumuzda, içimizde gizli bir halde yasamakta, belirecek imkan ve fırsat aramaktadır ".
Buduncular olarak bizler Türkiye'nin menfaatlerini her türlü kişisel çıkarlarımızın üzerinde tutuyor, var olan tüm enerjimizle uğruna can koyduğumuz, bu Kutsal dava için çalışıyoruz.

Başbuğumuz, Türklerin Son Başbuğu olan Atatürk yol göstericimiz ise Türk Tarihindeki Ulu Büyüklerimizdir. Türk Milletinden olmayan, hiç bir IRK, DIL VE KÜLTÜR KABUL ETMIYORUZ.

Türkçülük, bir fikir olduğu kadar da inançtır. İnanç olduğu için de tartışmasız, tenkitsiz kabul olunur. Onun tartışılacak ve tenkit olunacak tarafı temeli, esasi değil, ayrıntılarıdır.

Bizler, Arap ve Batı kültürüne karşı çıkarak, Türklerin, Türk gibi yaşaması gerektiğinin savunuyoruz.
Yüz yıllardır zihinleri bulandırılmış, öz benliğinden özellikle dinler araç edilerek TÜRK KÜLÜTÜR ve töresi çıkartılmış, İslam adı altında Arap Kültürü dayatılmış olan Irkdaşlarımıza gerçek Türk Kültürünü öğretmek, öz benliklerine geri döndürmek için çalışıyoruz.

***

Son 40 yıldır, özellikle de SSCB´nin yıkılısının ardından, Türk Düşmanları tarafından açıkça desteklenen küçük Kürt topluluğunun Milletleştirilmesi ve haddini bilmez bir taleple Türkiye’den toprak istemeleri yönünde kullanılması ve İslamcıların, sözde daha müslüman ve dindar bir Türkiye, özünde ise Arap ve Batı sömürgesi haline getirilmiş, din bahanesiyle, etnik kimliklerin ön plana çıkarıldığı ve Türklerin yok edildiği bir Türkiye planının ardında ki esas Düşmanları tüm ırkdaşlarımıza anlatmak, mücadele yönetmelerini öğretmek/öğrenmek/gelişmek, gerekirse Vatan savunması için kanlarını vermeleri gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.
Öncelikli hedefimiz Türkiye´yi Türkleştirmek Başbuğ Atatürk´ün ölümünden bu yana süre gelen sistemli asimilasyonun önüne geçmektir. Türkiye Cumhuriyetini TÜRKLER kurmuştur ve yalnızca TÜRKLER yönetebilir.

***

Bizler hiç bir millet, ırk ve topluluğa ön yargılı bir düşmanlık gütmüyoruz. Ancak tek bir Türkün canini yakan, Türk için anlamı ölçülemez olan VATANINA göz dikmek gafletinde olan her millete, ırka ve topluluğa DÜSMANIZ... Ölümüne savaşmak Türk Töresine ve Değerlerine zarar getirmemek için her zaman tetikteyiz.
Bizler uğraşını verdiğimiz, bir nebze olsun fayda sağlamak için baş verdiğimiz bu yolda asla maddi yada manevi bir beklenti içinde değiliz. Tek amacımız mensubu olmaktan aldığımız her nefeste ŞEREF duyduğumuz yüce Milletimize karşı olan görevimizi yerine getirmektir. Bizler bu asil Millet için, kanını, hayatını, ailesini tüm mal varlığını hiç düşünmeden veren milyonlarca şehidimizin mezarlarında emanetlerinin kanla, canla korunduğunu bilerek huzur içinde yatması için çabalıyoruz.

Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
03 Şubat 2016
82
Milliyetçilik,Irkçılık ve Din
Milliyetçilik ile ırkçılığı karıştırmamak gerekir.
Milliyetçilik, hiç şüphesiz milletlerin vazgeçilmez temel taşlarından biri, olmazsa olmazlarındandır.
Irkçılık ise zaman zaman hortalayan ve insanlığı kırıp geçiren verem, kanser, veba gibi hastalıkları çağrıştırıyor. Bu hastalıklar nasıl dönem dönem hortlayıp insanların ve insanlığın başına bela oluyorsa, aynen öyle ırkçılığın hortladığı dönemlerde de aynı milleti oluşturan öğeler birbirlerini yok etmeye çalışarak, emperyalist ülkelerin ekmeğine yağ sürmektedirler. Irkçılık bu yönüyle aslında bir nevi bölücülüktür.
İnsanoğlunun tarih boyunca yaşadığı en büyük acıların kökeninde hep ırkçılık hastalığı yer almıştır. Dini açıdan bakacak olursak, ırkçılığın islamda yeri yoktur, İslamda üstünlük amellerle belirlenir, onuda yargılamak ve değerlendirmek ancak yaratanın işidir. Hiç bir kavimin diğer kavimden üstün değildir ve
çobanla padişah aynı toprakta yatar.
Dikkat edin!
Ölünce sorguda, hangi millettensin, Türkmüsün, Kürtmüsün, Yunanmısın, Arapmısın diye bir soru sorulmayacak. Çünkü yaratanın nezdinde milliyetin ırkın önemi yok, etnik kimlik geçersizdir.
Vatanı ülkesi için, insanlık ve dini için çabalayan ve teröristlerin oyuncağı olmamış tüm Kürt-Laz-Çerkez-Türk ve diğerleri kardeştir. Bölünmek bize değil düşmanlarımıza yarar sağlar.
Vatan ve millet için çalışmak, milletini uygar seviyelere taşımak için yapılan her iş kutsaldır, gerçek milliyetçilik budur. Adam kayırarak, devletin milletin parasını ve olanaklarını kendisi ve çevresi için kullanarak, ırk ayrımı yaparak, bölücülerin tuzağına düşerek, devlete ve millete zarar vererek milliyetçi olunmaz.
Papa, rahip gibi din adamlarını vurarak, yazar-çizer ve sanatçıları, ülkenin aydınlarını öldürerek, mezhebi farklı diye insanlara saldırarak, mahalleleri, şehirleri kan gölüne çevirerek, otelde insanları yakarak, kendinden olmayanları yok ederek milliyetçi olunmaz. Vatanını en çok seven, vatanına en çok hizmeti geçendir.
Onun için:
Etnik köken üzerine kurulu, bir ırkın yada etnik kökenin diğerleri üzerine baskı kurduğu ırkçılık ve bu ırkçılığın dayandığı milliyetçiliğe HAYIR.
Ülkenin kalkınması için halkın yaşam kalitesinin yükselmesi için toplumun tüm katmanlarını içine alan yurdu sevme adına vatanseverliğin ve yurtseverliğin dayandığı milliyetçiliğe EVET.
Şunu da bilelim ki, hiç kimse anne-babasını, doğduğu yeri ve yılı, milletini, cinsiyetini kendi seçmek serbestisine sahip değildir. O halde kendi marifetin olmayan bir özellikle övünmek ne derece doğru bir davranıştır.
Mevlana'nın, Yunus'un ve onlar gibi Hak aşığı binlerce erenlerin ve evliyanın yetiştiği bu Anadolu topraklarında,
onlar ateşe tapana, putpereste bile kucak açarken, hayvanların bile yaşam hakkına saygı gösterirken ve Andolu’yu engin bir hoşgörü cennetine çevirmişlerken, bize ne oluyor da başkalarına cehennem bileti kesiyoruz, bu yetkiyi bize kim verdi?
Peygamberimizin “Irkçılık yapan da, ırkçılık için savaşan da ve ırkçılık uğrunda ölen de, bizden değildir. †diyen Hadisini yok sayarak, hoşgörüden yoksun olmak bize ne kazandırır?
Mevlana'yı herkes sevdiğin söyler de, onun felsefesini neden sevdiğini söyleyenler uygulamaz?
Mevlana, bir gönül eğitimcisiydi, huzuru, sevgiyi, hoşgörüyü tesis etti, bu değerlerin sembolü oldu, yüzyıllardır Anadolu’da ve bütün dünyada tanınıp sevilmesinin temelinde bu değerlere bakışı yatıyor. Bu yüzden bu topraklarda, çok uzun zaman hüküm süren güzellikti, hoşgörü. Sonra ne oldu da kardeşler düşman kesildi?
Benim insanım yıllardır kaosla yaşadığı için, yıllardır terörle, baskıyla, dayakla haşir neşir olduğu için, özünde olan o kutsal hoşgörü özelliğinden uzaklaştı, ırkçılık pirim yaptı. Irkçı insanda hoşgörüden eser kalmaz, ırkçıların çoğaldığı toplumlarda hoşgörü hayat hakkı bulamaz, ırkçı insan kendisi ile barışık değildir ki, başkaları ile barış içinde yaşayabilsin.
Herkes kendi ırkını sevsin ve sahip çıksın, ama bu sahip çıkış başka ırkların hakkına tecavüz şekline dönüşmesin.
Kardeşlik duyguları, akıl ve ruh sağlığı bozulmuş toplumlar için Mevlana tam bir panzehirdir, bütün iş bu penzehiri kullanmayı bilmekte yatıyor. Vitrindeki, kavanozda saklı duran panzehirin kimseye faydası olmaz.
Dünya, tüm insanlığı besleyecek kadar büyük toprağa ve ürüne sahip, ah paylaşmayı bilebilsek.

(Nusret ORHAN/13.04.2010/İZMİR)
Damla bunu beğendi.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
03 Şubat 2016
83
TÜRKÇÜLÜK AKIMIN FİKİR BABASI OLARAK KABUL EDİLEN,

ZİYA GÖKALP (1876 - 1924)

Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876'da Diyarbakır'da doğdu. II. Meşrutiyet'ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.

Öğrenimine Diyarbakır'da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye'yi (1890) ve Askeri İdadi'yi bitirdi (1894). Ziya Gökalp, tıbbiyelilerin istibdata son vermek için kurdukları İhtilal Komitesine girmiş, okuldaki faaliyetleri ve okuduğu Fransızca kitapların zararlı sayılması yüzünden hapsedilmiştir. Diyarbakır Valisi Halit Bey'in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen arkadaşlarıyla birlikte yasak yayın okudukları gerekçesiyle tutuklandı (1898). İstanbul'a döndükten sonra da okuldan uzaklaştırıldı.

Ziya Gökalp, hükümlülük süresi dolunca "Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere" Diyarbakır'a gönderildi. Burada Siyaset, felsefe ve tarih üstüne incelemeler yaparken, istibdat aleyhine gizli faaliyetlere de katıldı. Bölgede güvenliği sağlamak için kurulmuş Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa'nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında halkı direnmeğe ve eyleme yöneltti. Halk 3 gün süreyle telgrafhaneyi işgal etti (1905). İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekildi. Üstelik, Avrupa ve Asya ülkeleri arasındaki haberleşmenin bağlantı noktası olan Diyarbakır telgrafhanesinin bu bağlantıyı kesmesi olayın daha da büyümesine yol açmış ve yabancı ülkeler saraya baskı yapmaya başlamıştı. Konuyu incelemek üzere İstanbul'dan Diyarbakır'a gönderilen soruşturma kurulu Hamidiye alaylarının bir süre sinmesini ve yolsuzluklara son vermesini sağladı. Ancak halkın yakınmasına yol açan yeni olaylar patlak verince, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde halk yeniden telgrafhaneyi ele geçirdi. 11 gün süren bu ikinci işgal halkın kesin zaferiyle sonuçlanmış, hükümet İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır (1907). Gökalp, ilk eseri olan Şaki İbrahim destanında bu olayı anlatır.

II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp'ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909'da partinin Selanik'teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik'e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul'a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul'a yerleşti. O yıl Ergani madeninden Milletvekili seçildi.

Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun'da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul'un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta'da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Uelif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır'da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı.

1923'te Diyarbakır'dan milletvekili seçildi. Hakimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp'ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp'ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). 1924'te İstanbul'da öldü.
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
84
Ege de bir yiğit, FIRAT!
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
85
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
86
BU DAVAYA YUSUF DA ŞAHİD, FIRAT TA ŞEHİD...!
‪#â€FıratÇakıroğlu‬
"ÜlkücüŞehit FıratÇakıroğlu"
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
87
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
88
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
89
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Lord - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
05 Temmuz 2015
Bulunduğu yer
başkent
Mesajlar
845
Seslenildi
145 Mesaj
Etiketlendi
93 Konu
Ruh Hali
Ruhsuz
Standart Cevap: Atsızca.
20 Şubat 2016
90
Mustafa Kemal ATATÜRK
Hüseyin Nihal ATSIZ
Kahrolsun halkların kardeşliği, var olsun IRKIMIN TURAN ülküsü.
Tek derdimiz Vatan, Illede TURAN . .
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)