Allah'tan korkulur mu?
Hatırlarsınız, çocukluk yaşlarımızda biraz yaramazlık yaptığımızda büyüklerimizin: “Bir daha yaparsan Allah seni taş eder” benzeri sözlerini!
Daha ileriye gidelim. Dinimizi öğrenmek için çabaladığımız çağlara; Rabbimiz tarafından tüm insanların karanlıklardan aydınlığa çıkabilmeleri için gönderdiğine inandığımız Kur’anı anlamaya çalıştığımız zamanlara…
Bizleri Kur’ândan bile korkutmuşlar!
İşte bir örnek: Tam İlmihal Saadeti Ebediye Kitabın yazarı Hüseyin Hilmi Işık bakın neler diyor?
“Seyyid Abdülhakim Efendi, Kuddise siruh buyurdular ki: İbadet, emirleri yapmak demektir. Kuran-ı Kerim’i, hutbeyi okumak ibadettir. Bunların manasını anlamak emir olunmadı. Bunları anlamak ibadet değildir. Kuran-ı Kerim’i anlamak için yetmiş iki yardımcı ilmi ve sekiz temel ilmi öğrenmek lazımdır. Ancak bundan sonra Kuran-ı Kerim’i anlamaya istidad hâsıl olup, Cenab-ı Hak nasip ederse anlayabilir. Herkes anlamalıdır demek, dine müdahale etmek demek olur. Kuran-ı Kerim’i anlamak için istidadı çok olan on sene, orta olan elli sene çalışmak lazımdır. Bizim gibi az olanlar ise yüz sene de çalışsak anlayamayız.”
Yani Rabbimizin, “Tüm insanların karanlıklardan aydınlığa çıkabilmeleri, rüşde erebilmeleri için peygamberimize vahyettiği Kur’ânı sadece Arapça olarak okumanız yeterli…!” Sakın ha, o kutsal lisan (?) ile indirilen Kur’ânı ana dilinize çevirmeye kalkmayın! Size hocaların anlattığı kadarı ile yetinin. Size ne anlatılıyorsa onu kabul edin. Fazla düşünmeyin! Yoksa küfre girebilirsiniz!..
İşte bu tür korkularla asırlarca Kur’ân Türkçeye çevrilememiştir.
İnsan, tarih boyunca lüzumsuz korkular yüzünden sayısız tanrı edinmiştir: Doğa güçlerinden korkmuş; ateşi, gökleri, karanlıkları ilâh edinmiştir. Firavunlardan, diktatörlerden korkmuş; onları ilâh edinmiştir. Açlıktan korkmuş; ekmek ve maaş verenleri ilâh edinmiştir. Yalnızlık ve sahipsizlikten korkmuş; putları veya başka şeyleri ilâh edinmiştir. Kısacası insanoğlu boş ve temelsiz korkuları yüzünden sığınacak güvenli kucaklar aramış, umutla sarıldığı kucaklar çoğu zaman onu daha da tehlikeli ve acınası durumlara düşürmüştür.
Korku, insan fıtratında olan bir duygudur. İnsan, karşısında aciz kaldığı her şeyden korkma eğilimindedir. İşte bu yüzdendir ki, Peygamberimizin ölümünden sonra kaybettikleri saltanat sistemini tekrar canlandırmak isteyen ikiyüzlü Ebu-Süfyan çocukları ve torunları, İslâmın adını sahiplenerek, sahabeleri estirdikleri korku rüzgârı ile sindirmişlerdir.
Rabbimiz, insanı en uygun yaşayış tarzına yönlendirmiş, indirdiği hidâyet rehberi Kur’ân’da da ona en uygun bir kulluk programı hazırlamıştır. Gerçekten de Kur’ân’da insanın kimden ve niçin korkması gerektiği ile kimden ve neyi ümit etmesi gerektiği açıkça ortaya konmuştur. İslâm dininde havf ve mehâfet sözcükleriyle ifade edilen basit korku anlamında bir “Allah korkusu” kavramı yoktur.
Elbette ki en geniş ve kapsamlı koruma, rahmet sıfatına sahip olan ve bütün yaratılmışları koruyan Allah’ın korumasıdır. Bu nedenle inanan insan, kendisine zarar verecek şeylerden korunmak için Allah’a yönelir ve işlediği kötü fiillerden dolayı da sadece kendisini koruyabileceğine inandığı Allah’tan korkar. Ancak buradaki korunma isteği, işlenen kötü fiillerin sonuçlarından dolayı duyulan korkudan kaynaklanır. Bu korku “ceza korkusu”dur. Nitekim Kur’ân’a bakıldığında, birçok yerde havf sözcüğü kullanılarak insanlara korkmaları ihtar edilmiştir. Ancak bu ifadelerin hepsi de Allah’ın kendisinden değil, “suç işlendiği takdirde Allah’ın azabından, Allah’ın vaadinden korkulması gerektiği” yönündedir.
{De ki: “Ben kesinlikle, eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.”} (En‘âm/15)
Rabbimiz, iman eden, sâlihâtı işleyen ve Allah’ı Rabb edinip istikametini düzenleyenlerin, yani Allah’ın yakını ve yardımcısı olanların Allah’tan korkmalarına hiç gerek olmadığını da yine havf sözcüğü ile ifade etmiştir:
{Kesinlikle, işte şu “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra da dosdoğru olan kişiler üzerine hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.} (Ahkâf/13)
Havf ile haşyet sözcükleri aynı anlama gelmez, birbirlerinden farklıdırlar. İnsanlar her zaman ve zeminde, suç işlediklerinde veya suçsuzken de Allah’a haşyet duyarlar ve ittikâ ederler. Allah’ın adaletinden [suçlulara vereceği cezadan] ise sadece suçlular havf ederler. Haşyet hissi ise havf gibi fıtrî bir duygu değildir. İnsanda sonradan oluşur, bilgi ve idrake dayanır. Bu nedenle âlimler, bilgileri sayesinde Allah’ı bilgisizlerden daha iyi tanırlar ve O’na sonsuz bir saygı ve hayranlık duyarlar.
Allah’a duyulan saygı ve hayranlıkta en önde olanlar ise resuller ve meleklerdir. Onların Allah’ı tanıma ve idrakleri herkesten daha ileri düzeydedir.
“Onlar [peygamberler] , Allah’ın mesajlarını bildiriyorlardı ve O’na haşyet duyuyorlardı [derin hayranlık ve saygı duyup O’ndan uzaklaşmaktan korkuyorlardı] Allah’tan başka kimseye haşyet duymuyorlardı [derin hayranlık ve saygı duyup ondan uzaklaşmaktan korkmuyorlardı]” . (Ahzâb/39)
Âl-i İmran,175. âyetteki,
“Şüphesiz ki o şeytan, kendi yakınlarını korkutur. Onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz Benden korkun” ifadesi ise, Medine’de döndürülen dolaplara işaret etmektedir.
{Uhud savaşı'nda umduğunu bulamayan Ebû Süfyân, Müslümanları Bedir savaşı'nın ilk yıldönümünde tekrar savaşa davet etmişti. Fakat Mekke'de yaşanan ekonomik sorunlar nedeniyle böyle bir savaşı göze alamadı. Ama psikolojik olarak durumu kurtarmak için birçok hileye başvurdu. Casusları aracılığı ile mü’minleri yok edecek dünyanın en güçlü ordusunu kurduğu haberini yaydı. Bu yalan haber etkili oldu. Rasûlullah'ın çevresindeki Müslümanlar Bedir'e gidip savaşmaya sıcak bakmadılar. Bunun üzerine Rasûlullah, “Benimle hiç kimse gelmese de, söz verilen savaşa tek başıma gideceğim” diyerek kararlılığını ortaya koydu. Bunun üzerine 1.500 civarında gönüllü Rasûlullah ile birlikte Bedir'e gitti. Ebû Süfyân da 2.000 kişilik bir ordu ile Mekke'den Bedir'e doğru yola çıktı. İki gün yol aldıktan sonra savaş kararından vaz geçip, seneye savaşmalarının daha uygun olacağını söyledi. Daha sonra ordusuyla birlikte Mekke'ye döndü. Rasûlullah ise, Ebû Süfyân liderliğindeki müşrik ordusunu Bedir'de sekiz gün bekledi. Müşriklerin Mekke'ye döndükleri öğrenilince Rasûlullah da mü’minler ile Medîne'ye döndü.
Kaynaklarda bu âyet grubunun iniş sebebi hakkında şu bilgiler yer alır:
Yüce Allah'ın, Küfürde yarışanlar seni üzmesin buyruğunda sözü geçen kimseler, önce İslâm'a giren sonra da müşriklerden korkarak irtidad eden kimselerdir Peygamber (s.a) bundan dolayı üzülünce yüce Allah da, Küfürde yarışanlar seni üzmesin âyet-i kerîmesini indirdi. el-Kelbî der ki: “Bununla yüce Allah münâfıkları ve Yahûdilerin elebaşılarını kasdetmektedir Bunlar Peygamber'in (s.a) kitaptaki niteliklerini gizlediler. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu.”
Buradaki şeytan'dan murad, (Ebû Süfyân'a rastlayan) “o topluluk”tur. Bunun, Nu‘aym ibn Mes‘ûd olduğu da söylenmiştir. Nu‘aym kâfirlikte ileri gidip azdığı için, “şeytan” olarak zikredilmiştir.} (Tebyînü’l-Kur’ân)
Zamanımız mü’minleri, çocuklarını eğitirken Allah’tan kimlerin nasıl korkmaları gerektiğini, anlaşılır biçimde açıklamalıdırlar. Hiçbir suçları olmayan çocuklarımızın, saygı duymaları gereken Rabbimizi öcü gibi tanımaları, ileri yaşlarında telâfisi mümkün olmayan yaraların açılmasına neden olmaktadır.
Maalesef Allah korkusunu kalplere yerleştirebilmek için [Hikmetin başı Allah korkusudur] diye Peygamberimizin ağzından bir de hadis uydurulmuştur. Oysa bu ifade, araştırmak isteyenlerin kolayca bulabilecekleri “Kitab-ı Mukaddes’in” Süleyman’ın Meselleri’ndeki 1-7. cümlesidir. Peygamberimizin; Kur’ân dışında kendisinin sözlerinin yazılmaması yolundaki emrini hiçe sayıp, isrâiliyat yorumlarını dinimize sokmak isteyenlerin yaptıkları tahrifatların bizleri ne kadar Kur’ândan uzaklaştırdığını iyi düşünelim.
Bakî olan Allah’a emanet olunuz.
Mehmet Ali OĞUZ
Penia
Şimdi Daha Deliyim

Üyelik tarihi
25 Nisan 2015
Bulunduğu yer
Adana
Mesajlar
35.875
Seslenildi
2758 Mesaj
Etiketlendi
343 Konu
Ruh Hali
Allah'tan korkulur mu?
29 Haziran 2017
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

14Beğeniler



.Hz.Muhammed(Sav) ne diyolar? Sen yine bizim onderimiz ol, basta sen ol. Ama yeni bir din ortaya cikarma,senin allhina yoneltme vs . Senden iyisinimi bulacaz, ahlaklisin, durustsun. Yalan soylemezsin vs vs. Neden yapiliyor bu teklif . Kendim yorumlayacak olursam allahin emir ve yasaklari zor gelmistir. Namaz var , oruc var, zekat var . Insanlar kendi dinlerinde serbestti cunki. Gibi gibi acilabilir. Din cok ozel ve haassas bir konudur. Fikih (ince) konulara/ina fazla dalmayin cikamazsiniz
Normal