gelsin diye beklediğin günler, avuçlarında işte
bak ! gece devrildi gün üzerine
iç doya doya sarıyı gözlerinle şimdi

uzayıp giden sokaklar yok önünde
bulabilirsen aylâk ayaklarını
çıkmaz sokakta ara çocuk oyunlarını

solgun nefesinle
mesken tutmuş yalnızlığı oyala
gün yüzlü masallar anlat ona

gök yüzünden bir pencere düşün
görebilirsen eğer!
gelincik tarlasına bakan
mayısı / kondurabilir misin yine dudağına?

anne elinden okşanan saçların
karışık / savruk rüzgârda
yok artık mahmur sabahlara uyanmak
çocuk şarkıların uzak fısıltı
kendi kendine geçireceksin güz sıtmalarını
fesleğen kokuları olmayacak
zemzem suyu değerken burnuna

hayra yorma hiçbir düşü
gidilecek şehir kalmadı çünkü
sabâ vakitlere gebe zaman!
ondan öte köy yoktur /gidilecek şimdi
kâğıt gemin yüzdüremez engin koylarda seni

kırmızısında kızıl kanayan
günün üstünde akşam
ağırlğı(nda) ezilirken
sabaha nasıl çıkar ?
tekler dururken
durgun kıyıyı nasıl bulur?
taş ağırlığınca kalbin

yavandır her söz gönlüne, onarmaz seni
o güne değin uyut kendini
avunmak istemediğin, teselli ile avun!...