sürmelenmiş gözlerime
karanlığın bir kara büyü
elleri boğar günümü

bir kuru ağaç dalı tuttuğum
oysa, duyumsasan
beklemediğin kadar yağmurum
görmüyorsun; uzak, yaban bakışında duruyorum
yeşermiyorsun
yeşeremiyorum
farkındasız ellerinde ölüyorum

boşluğa dağılan aklımı toplayamazken
dönüp dönüp, geriye sardırıyorsun günleri
savruluyorum...
acım büyüdükçe, çoğalıyorsun kalıntılardan
ödenmeyen diyet gibi
fermânın ömürlük /sün bende…
ancak, kısacık bir ben olabiliyorum uzun gölgende

bir kırbaç şaklıyor durmadan
kurt bakışlı, zebâni zamandan
acı izleri çoğalıyor tenimde
kısılmıyor bakışı
ne kadar düşürürse düşürsün
yeniden/ yeniden kalkıyorum
daha çok /daha çok çoğalıyorum
içimde her köşe bucak, sen çıkıyor yollar

göksün, çimensin, denizsin
çıktığım yolculuk, gezdiğim yer
dinlediğim şarkı, söylediğim sözsün
hüzünlü bir gazelsin
durmadan uzayıp giden
bir yaz gecesi rüyası /sın
kucaklanamayan düş(ersin) kollarımdan
beklenmedik mevsim güneşisin
kaparsın ansızın

gelir bulur beni, esrarlı sesin
en olmaz yerde keser yolumu e ş k i y â s e v d a n
hummâlı bir sancı bırakır içime elemi
nereye sürüklendiğini bilmeyen
ilkbahara çarpmış kuş gibi
sırılsıklam(ım) nisan yağmurlarından
gitmez, alnımdaki cehennem ateşi…
söndür söndürebilirsen içimdeki geceyi

arafta durur şimdi yüreğim
eğer gelirsen! bil ki o zaman
varamadığın uzaklarda olacağım ben!