yeni bir rüya görmek için uyanırsın güne
değiştirmek için ezberlerini
silkelersin artıklarından yaşam bezini
eski gölgeleri geçersin
bir umutla
başlar çizimler yeni eskizlere

umarsız, başıboş düşünceler orda burda
amaçsız gezdirilirken akıl
sevgiler üveyken / sevgiler yoksul
bir ney, nasıl üflenir yaşamın soluğuna

ne havadaki bahar kokusu
ne mavi gökyüzü
hangi çeşmeye değerse değsin ağzın
kanmaz için
nabzı vurmaz güzelliğin
zaman aynasında değişmeyen yüzü
hep aynı / kederli sarı eylül hüznü

hangi güzelliğin iksirini içerse içsin gözü
darağacına giden kişi
ölüm aryasını söyleyen cellâdına gülümseyebilir mi

nasıl büyütülür ışık
hayat kundaklamışken renkleri
sözsüzlüğe müptelâlığı sürer paslanmış dilinin

yakınınken evvel ilkbaharın gözleri
gurbettir şimdi
her mevsimden binbir türlü artık
dağınık, toplanmayan bir hurdalık elindeki


içinin çölünde tüner çığırtkan akbabalar
kıvrandırıp usandırır
bitirmeden gitmelerin sancısı
her günün ayrı kan kaybeder
kendi hayat suyuyla tazelenirken acılar
kocayamaz bir türlü

gözlerini bağlayamazsın
hükmedemezsin bakışlarına
küstürüp yaşam çiçeğini
derinden çizer yüzünü
eylül bu
“dönülmez akşamın ufku”
yeşile döndürmek mümkün mü
sarı yapraklarını…