yol yorgunu yüreğim
hayatın, karanlık bakışından vehimli

yeni düşlere yer açamayan bu darlık
gözlerime şebnemler bırakan bu gri renk

tenhayım /yabancıyım kendi sesime
kürdilihicazkâr düşüyor hep şarkıların nefesine

yağmursuz toprağım, kurak mavi ile yeşil
ne kıyımda bir sandal, ne kapımda bir el

özlemleri, umutları, düşleri olmayan
yeni bir sürgün vermeden
dünün kırıntılarıyla eylenen, yoksul zaman
anahtarsız bir kilit ve pulsuz bir mektup gibi işlevsiz

akşam alacasındaki gölgelerle
enkazında kıvranırken gün
mimoza kokulu yaz bahçesinde
ışımayan hayalini bıraktık düşlerimizin de...

öfkeli ve kırık son bakışında
uzun, acılı ezgileriyle, deli atlar koşturuyor içinde hâlâ

kovalarken karanlığımızı
unuttuk aydınlığın yüzünü

büyüdü yalnızlığımız, nokta olduk içinde
yas sürmede zamanda, bu günde de

şimdi, yarın var mı! bilir de bilmez gibi
ardı sıra bırakarak geçip gidiyoruz gerçeği

oysa, hep bilir insan, dile getirmez ölümün geçilmezliğini
her boş geçen gün ömre ziyan
bir yerden başlamalı yeniden
yeniden y a ş a m a merhaba demenin
yeni bir soluk almanın, yolu olmalı

bakır çalığı sürülmüş gün şafağı
yeniden, yeniden yine açığa çıkmalı
kime kalmış ki bu hayat?
ölüm gelene dek yaşamalı, yaşamalı…
açılmalı artık bu "kapı duvar"
duyuyorum, uzaklarda bir yerlerde söylüyorsun şarkını
dön yüzünü hayat, dön yüzünü, yakınlaş
sen olmazsan, ben olamam ki...