Çerkez Ethem Sorunu | Atatürk Günlüğü


E. Korg. CEMAL ENGİNSOY'dan bir analiz:
Bu, düzensiz teşkilât fikrini ve siyasetini yıkmak kararı, artık, Çerkez Ethem Sorunu’nun da su yüzüne çıkmasına yol açar. Mustafa Kemal Paşa, bu konudaki gelişmeyi şöyle açıklar:
“… Çerkez Ethem Bey, millî bir müfreze ile, evvelâ Anzavur takibinde ve sonra Düzce isyanında başarılı bazı hizmetler yapmış olduğu cihetle; Yozgat’a gitmek üzere Ankara’ya getirildiği zaman, hemen herkes tarafından iltifat ve takdir gördü…

Ethem Bey ve kardeşlerinin sonradan gösterdikleri durumdan, gördükleri takdir edici muamelelerden gururlandıkları ve hatta bazı hayallere kapıldıkları anlaşılıyor…

Doğrudan doğruya valilere ve herkese emirler veriyorlar ve emirlerinin yapılmaması halinde idam edileceği tehdidini de ilâve ediyorlardı. Biz, bütün bilgi ve haber almalarımıza rağmen; bu kardeşleri daima istifade edilebilir bir halde bulundurmak cihetini tercih ettik. Bu sebeple, kendilerini idare ettik…

Fakat Batı Cephesinde, Orduda, ve halk arasında ve hatta Mecliste yapılan propaganda o kadar kuvvetli ve tesirli hale geldi ki; ordudan fayda yoktur, dağılsın! hepimiz Kuvayı Milliye olalım! sözleri her tarafta kulakları doldurmaya başladı. Batı Cephesi birlikleri arasında; Kuvayı Milliye halinde bir bölgesi ve cephesi bulunan Ethem Bey Müfrezesi*nin eratı, âdeta müstesna ve asker kişilere tercihli, imtiyazlı görülmeye, imrenilmeye değer sayılmaya başlandı. Ethem Bey ve kardeşleri de, herkes üzerinde, bir nevi nüfuz ve hâkimiyet tesisine başladılar…

Her başarısızlı*ğın sonunda birtakım dedikoduların meydana gelmesi beklenmelidir… (Gediz yenilgisinden sonra) bazıları ve özellikle Seyyar Kuvvetçiler, Ethem ve kardeşleri, bütün kusuru Cephe Kumandanına ve muvazzaf tümenlere yükleyerek kendilerinin zor durumda bırakılmış olduklarını propaganda ettiriyorlar ve: Ordu Kumandanı, kendi hatalarını kapatmak için, suçu bize yüklüyor, diyorlardı. Ordu ise, Kuvayı Milliye ‘nin hiçbir is yapmadığını ve yap*ma gücünde olmadığını; muharebede verilen emirlere itaat etmediğini, daima tehli*keden uzak bulunduğunu, iddia ve ispat ediyordu…

İsmet Paşa’nın cephede faaliyete başlamasından sonra, Ethem Bey, rahatsızlığını ileri sürerek, An*kara’ya geldi ve burada uzun müddet kaldı. Yokluğunda; kardeşi Yüzbaşı Tevfik Bey Ethem Bey’in vekili olarak, Kuvayı Seyyare’nin başında ku*mandan bulunuyordu… Ethem Bey ve kardeşi, emirleri altındaki birlikleri teftiş ettirmiyorlar ve haiz olmadıkları yetki ve sıfatları takınıyorlardı…

Cephe Kumandanı (İsmet Paşa), verdiği genel emirde demişti ki: Muhare*benin bunalımı sırasındaki öfkelenmelerin etkisi ile, sıkı yönetim tedbirleri alınması*na kesinlikle engel olmak gerekir. Hainliği ne derece muhakkak olursa olsun; hiçbir köy kesinlikle yakılmayacak; ahaliden hiçbir kimse, hiçbir birlik tarafından, hiçbir suçla idam edilmeyecektir. Casuslukları ve başka hainlikleri belli olmuş adamların, koruma altında, istiklâl Mahkemesine gönderilmeleri gerekir. Umum Kuvayı Seyyare Kumandan Vekili Tevfik Bey bu emre de itiraz etti…

Batı Cephesi Kumandanlığı, 22/23 Kasım 1920’de bütün cephe birliklerinden munta*zam bir genel kuvvet çizelgesi istedi. Cephe birliklerinin hepsinden cevap geldi. Kuvayı Seyyare göndermedi. Bu hususta cepheden yapılan bir soru*ya verilen cevapta, Tevfik Bey diyordu ki:

Kuvayı Seyyare ne bir tümen, ne de bir muntazam kuvvet haline getirilemez. Bu serserilerin basına ne bir subay, ne de hesap memuru koymak mümkün olmamakla beraber; kabul edilmesi imkânı da yoktur. Çünkü; subay gördüler mi Azrail görmüsçesine isyan ediyorlar. Bizim müfrezelerimiz, Pehlivan Ağa, Ahmet Onbaşı, Sarı Mehmet, Halil Efe, Topal İsmail gibi adamlar tarafından idare edilmektedir. Ve bölük eminleri de yazdığını okuya*maz ve okuduğunu yazamaz adamlardan teşekkül eder ve sen yapamıyorsun diye bunların değiştirilmesi imkânı da yoktur. Kuvayı Seyyarenin, şimdiye kadar olduğu gibi, gelişi güzel idare edilmesi zaruridir…

Esasen, Kuvayı Seyyareyi zaptu rapt ve intizama koymak değil; bu fikrin meydan almakta olduğunu hissettiği anda dağı*lır… (28 Kasım 1920’den sonra yapılan haberleşmelere göre) Tevfik, Cep*he Kumandanını tanımıyor…

28 Kasım tarihinde kardeşine (Ethem Bey) gönderdiği bir telgrafta:

Batı Ordusu Kumandanı ismet Bey’in bu Cephe Kumandanlığını idare edemeyeceğini anlıyorum, diyor…

Bundan sonra, Kuvayı Seyyarenin muharebe raporları Ankara’da Ethem Bey’e geliyor ve Ethem Bey tarafından Batı Cephesine gönderiliyormuş.

Bundan başka; Kuvayı Seyyare Kumandanlığı, Batı Cephesi haberleşmelerine sansür koymuş… Cephe ile haberleşme açıkça ve resmen menedilmiş… Kolaylıkla anlaşılmakta idi ki;

Ethem ve Tevfik kardeşler ve kendileri ile aynı fikirde olan bazı arkadaşları, millî hükümete karşı isyana karar vermişlerdi. Bu karar*larının uygulanmasına; cephede, Tevfik Bey vesile ararken ve kuvvetlerini cepheyi terkederek toplarken; Ankara’da, Ethem Bey ve mebus olan kar*deşi Reşit Bey ve daha birtakımları siyaset yolu ile çalışıyorlardı. İsyan plânında başarılı olabilmek için; her şeyden evvel, buna engel olarak görülen Batı Cephesindeki Ordunun başındaki Kumandanı itibar ve ma*kamından düşürerek, orduya hâkim olmak çok lüzumlu idi. Ondan sonra da, Meclis kamuoyunu tamamiyle kendi lehlerine çevirerek, Kumandan ve*ya Vekil veya Hükümetin düşürülmesinde kolaylık sağlamak önemli idi…

Ethem Beyin İsmet Paşa’ya ve kardeşi Tevfik Bey’e yazdığı telgraflarda kullandığı yumuşak ve nazik bazı kelimelerin, henüz zaman kazanmak maksadına yönelik olduğuna ve meseleyi İsmet Paşa ile Tevfik Bey arasın*da yanlış anlamadan doğan bir teessürden; en nihayet, Tevfik Beyin sinirliliğine yenilerek aşırı hareketinden ibaret gösterip, kendilerinin gayet ita*atli ve ılımlı olduklarını bir zaman için daha göstermeye çalıştıklarına hükmetmemek mümkün değildi. Biz de, durumu olduğu gibi, ciddî saydık. Siyasî ve askerî tedbirlerimizi ona göre uygulamaya başladık… Her bakımdan, gerek cephede ve gerek Ankara’da, icap eden tedbirleri aldırmıştım. Ethem ve kardeşlerinin isyanından asla çekinmiyordum. İsyanları halinde, akıllarının başlarına getirileceğine ve cezalandırabileceklerine şüphem yoktu. Onun için, gayet serin ve geniş hareket ediyordum. Mümkün olduğu kadar kendilerini nasihatla terbiyeye ve itaate getirmeye çalışmayı; bunu başaramadığım takdirde, kamuoyunda daha çok açıklık yaratacak olan saldırgan eylem ve hareketlerinin gereğini yapmayı tercih ediyordum. Bu nedenle;

Ankara’da bulunan Ethem ve Reşit Beyleri ve bazı kişileri beraber alarak, bizzat Eskişehir’e gitmeye ve orada İsmet Paşa ile de birleşerek yüz yüze konuşmaya ve anlaşmaya 2/3 Aralık 1920 tarihinde karar verdim… Arzusu olsun olmasın, Ethem Beyi beraber götürmek veyahut ısrarı halinde ona göre muamelede bulunmak üzere, gerekli tedbirleri de emretmiştim…

Nihayet, 3 Aralık 1920 akşamı, bir özel trenle Eskişehir’e hareket ettim…

4 Aralık 1920 sabahı erkenden, henüz ben uykuda iken, tren Eskişehir’e ulaştı. Daha evvel, İsmet Paşa’nm henüz Bilecik’te bulunduğu anlaşılmış olduğundan, Eskişehir’de durmayıp Bilecik istasyonuna gitmeye karar vermiştik. Eskişehir’de uyandığım za*man, trenin niçin durduğunu ve hareketine devam etmediğini sordum. Yaverlerim, arkadaşların sabah kahvaltısı yapmak üzere, istasyonun karşısındaki lokantaya gittiklerini ve şimdi gelmek üzere bulunduklarını, söyledi. Çabuk gel*meleri için haber gönderilmesini ihtar ettim. Birkaç dakika sonra, hazırız, denildi. Bütün arkadaşlar geldi mi? dedim. Bunun üzerine yapılan araştır*madan anlaşıldı ki; herkes hazırdır, ama; Ethem Bey, bir arkadaşı ile be*raber, ortada yoktur. Derhal, Ethem Beyin firar ettirildiğine hükmettim. Fakat, bu hükmü kimseye söylemedim. Yalnız; o halde, dedim, Ethem Bey olmaksızın bizim Bilecik’e gitmemizde bir fayda yoktur, ismet Paşa’yı da buraya davet ederiz…

Daha evvel yalnız ve özel görüşmemiz lüzumlu olduğundan; ben de, bir iki istasyon ileri giderek; İsmet Paşa ile buluştuk. Beraber, 4 Aralık 1920 akşamı, Eskişehir’e geldik…

Ethem Bey hazır değildi. Nerede olduğunu kardeşine sordum. Rahatsız, yatıyor, dedi…

Reşit Bey, Ethem Bey’in hasta olduğunu söylerken, görüşmek üzere karargâha gelebileceğini de ilâve etmişti. Yemekten sonra karargâha gittik; fakat, Ethem Bey gel*memişti. Reşit Bey’e ne vakit geleceğini sordum. Verdiği cevap şu idi:

Et*hem Bey bu dakikada kuvvetlerinin başındadır! bu habere rağmen, sakin bu*lunmayı ve görüşmeyi tercih ettik. Reşit Bey, kardeşleri ve kendi namına cevap veriyordu; gayet kaba ve saldırgancasına konuşmaya başladı. Kardeşlerinin birer kahraman olduklarını, hiç kimsenin emri altına girmeyeceklerini ve bu*nu böylece kabul etmeye herkesin mecbur olduğunu, çekinmeden söylüyor ve ordu, zaptu rapt, kumanda, hükümet kavramlarına ve bunların gereklerine dair ile*ri sürülen düşüncelere kulak bile vermiyordu. Onun üzerine, ben dedim ki:

Bu dakikaya kadar sizinle eski bir arkadaşınız sıfatı ile ve sizin lehinizde bir sonuca ulaşmak samimî duygusu ile görüşüyordum. Bu dakikadan itibaren, arkadaşlık ve özel davranışa ait durumum son bulmuştur. Şimdi, karşınızda Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Hükümetinin Reisi bulunmaktadır. Devlet Reisi sıfatı ile, Batı Cephesi Kumandanına halin icabını tatbikte yetkisini kullanmasını emre*diyorum. Hemen İsmet Paşa da dedi ki:

Maiyetimde bulunan kumandanlardan herhangi biri bana itaatsizlik etmiş olabilir. Ben, onu terbiyeye ve yola getirmeye muktedirim. Bu hususta henüz kimseye karşı aczimi itiraf etmiş ve hiç kimsenin bana ait olan bir vazifenin yapılmasını kolaylaştırmaya yardımını rica etmiş deği*lim. Ben durumun icabını yaparım. Tarafımdan ve İsmet Paşa tarafından alı*nan bu ciddî durum üzerine (o zamana kadar avazı çıktığı kadar bağırırcasına konuşan) Reşit Bey, derhal sığınırcasına bir durum aldı ve ileri git*mekte acele edilmemesi ve kendisi, kardeşlerinin yanına giderse, bir çözüm yolu bulabileceğini, söyledi. Bundan bir sonuç çıkmayacağı, maksadın kardeşlerini aydınlatmak ve zaman kazanmak olduğu meydanda idi. Buna rağmen, Reşit Bey’in bu teklifini kabul ettik. Ertesi günü, İsmet Paşa’nın hazırlatacağı bir özel trenle, Kütahya’da kardeşlerinin yanma gitmesi uygun görüldü. Kâzım Paşa’nın da Reşit Bey ile beraber gitmesi uygun bulun*du. Hareket ettiler…

5/6 Aralık 1920 tarihinde Reşit Bey’den, Kütahya’ya vardığından ve ertesi günü Tevfik Bey’le görüşeceğinden, Ethem Bey’in de oraya varışından, söz eden ve fakat henüz müspet bir anlam taşımayan bir telgraf aldım. Dört gün sonra da, Reşit Bey’in avdet ederken Eskişehir’den gönderdiği 9 Aralık tarihli bir telgrafta: Tevfik ile olan mesele, iyi bir sonuca bağlanmıştır, denildikten sonra; lâkin, tanımak ve tanıtmak istediğimiz kişilerin basit ve zamana lâyık düşünememeleri veyahut düşünemediklerine bin bir işaret konmuştur, cümlesi okunmakta idi…

9 Aralık 1920’de Ethem Bey’den de aldı*ğım bir şifre telgrafta; meselenin İsmet Paşa tarafından bile bile ve mevsimsiz çı*karılmış olduğu, anlatılmak isteniyordu…

Benim üç gün sonra buna verdi*ğim tatmin edici cevapta; son günlerin fiilî görüntüleri beni kuruntuya değil, fa*kat tereddüde sevk ettiğini itiraf ederim; dedikten başka, genel durumumuzun ahenk ve intizamım bozmada hiç kimseye göz yumulmamasını, yazdım.

Gerçek*te… Ethem Bey ve kardeşleri, zaman kazanmak için bizi kandırmaya çalı*şıyorlardı. Maksatları, mümkün olabildiği kadar yeniden kuvvet çekmek ve toplamak ve Düzce’de bulunan Sarı Efe kuvvetlerini ve Lefke’de bulunan Gökbayrak Taburunu kendine katmak ve Demirci Mehmet Efe’nin de kendisi ile beraber isyanını temin etmek, bir taraftan da cephe kuman*danlarını düşürmek ve ordu subaylarını ve eratını kendilerine karşılık ver*memeleri için propagandaya fırsat bulmak istiyorlardı…

Ethem ve kardeşleri, cephede bulunan kumandanları beğenmiyorlar ve onlara itaat etmiyorlar… Yal*nız, güya bana itaat ediyorlar ve Meclisi de, kendi arzularına göre, harekete geçire*ceklerini ümit ediyorlar…

(Bu arada) Demirci Efe, Ethem Bey ile haberleş*meden sonra, özel bir durum aldı. Bu, hissolunur olunmaz, Güney Cep*hesinde bulunan Refet Bey Süvarileri, derhal üzerine gönderildi. 15/16 Aralık 1920’de, Dinar civarında İğdecik Köyü’nde, bir gece baskını ile Efe’nin kuvvetleri dağıtılmış, Kendisi, beş on kişi ile kaçmış. Efe çok sonra gelerek, affa uğramıştır…

22 Aralık 1920 günü, Reşit Bey’i, bakanlardan ve mebuslardan 15 kadar arkadaşı, hükümetteki daireye davet ettim… Bu heyete, olayların bütün akışını, gerekli belgeleri de göstermek suretiyle, açık bir şekilde izah ettim. Reşit Bey, söylediklerimin hiçbirini inkâr etme*di. Düşman saldırılarına karşı tek kuvvetin Ethem Bey’in kuvveti olduğunu ve bizim teşkil ettiğimiz tümenlerin çil yavrusu gibi dağılacaklarını, söyleyerek; her halde Ethem Bey kuvvetinin arttırılmasına ve kuvvetlendirilmesine ihtiyaç olduğunu, bildirdi.

Cevap olarak dedim ki:

Ethem Bey’in kişi olarak etkisi altında kullanabileceği kuvvetin en büyük sayısı 1.200, 2.000 kişiden ibaret olabilir. Bu arttırılırsa, inzibatsızlıktan dağılıp felâket sebebi olur. Her halde, memleket mukadderatının şahsa bağlı kuvvetlere değil; ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinin kanunlarına tabi muvazzaf birliklere bırakılması lâzımdır. Kuvayı Seyyare, belirli bir kadro dahilinde, verilen emirlere tamamiyle uymak ve boyun eğmek şartı ile yararlı olabilir. Reşit Bey, ileri sürülen gerçekleri benimser gibi bir durum aldı. Bunun üzerine; son bir teşebbüs olmak üzere, Reşit Bey’in bazı arkadaşlarla beraber, kardeşlerinin yanına gidip nasihatlarda bulunmaları kabul edildi.

Bundan sonra, meselenin çözümü için şimdiye kadar yaptığım şahsî teşebbüslere de son vereceğimi heyete söyledim. Heyet, Kuvayı Seyyareye, hükümetin son ve kesin istekleri olmak üzere şu hususları bildirecekti:

Kuvayı Seyyare, diğer birlikler gibi, emir ve kumandaya tamamiyle uyacak ve bunun dışında her türlü taşkınlıklardan kaçınılacaktır. Kuvayı Seyyare, kuvvetini artırmak için, kendiliğinden hiçbir yerde, hiçbir suretle adam toplamayacak ve bu maksatla gönderdiği adamların faaliyetine derhal son verecektir. Erat ihtiyacı, diğer birlikler gibi, vaki olacak müracaat üzerine, Cephe Kumandanlığınca temin edilecektir. Kuvayı Seyyare, kaçaklarını yakalattırmak için doğrudan doğruya adamlar tayin edip göndermeyecek; kaçakları, diğer birliklerde olduğu gibi, Cephe Kumandanlığınca takip ve elde ettirecektir. Kuvayı Seyyare mensuplarının ailelerine bakmak üzere bazı yerlerde bulundurduğu irtibat subayları yanında bulunacak şifrenin bir sureti de bize verilecektir…

(Bana ulaşan haberlerden anladığıma göre) Kütahya’ya giden heyet, gerçekten tutuklanmıştı…

(Bu durum üzerine) Kuvayı Seyyareye karşı, ismet ve Re/et Bey kuvvetlerinin, bulundukları yerlerde toplu ve dikkatli ol*malarını ve alınmış bulunan genel tedbirlere daha çok önem vermelerini ve dikkat etmelerini, istedim. Batı ve Güney Cephesi Kumandanlarına, Kütahya’ya bildirilmek üzere, 27 Aralık 1920’de, özetle şu kararname bildirildi:

Birinci Kuvveyi Seyyare (Ethem Bey emrindeki kuvvetler), diğer bütün askerî birlikler gibi, kayıtsız ve şartsız olarak Büyük Millet Meclisinin kanunlarına, Hükümetin düzen*lerine ve emirlerine uymak ve itaat etmekle yükümlüdür ve askerî zaptu rapta bağ*lıdır. Birinci Kuvveyi Seyyare Kumandanlığının askerî görev ve hususlardan dolayı bütün teklif ve düşünceleri, ancak emri altında bulunduğu Kumandanlığa (Batı Cephesi Kumandanlığı) ve sözü edilen kumandanlık vasıtası ile gerekli makamlara ulaştırılır…

Kütahya’ya Heyet-i Vekile kararını ve (Kütahya’ya gönderilmiş olan) heyetin avdeti lüzumunu bildirdikten sonra; Cephe Kumandanına da, asî Ethem ve kardeşleri aleyhine fiilî harekâta geçmelerini emrettim. Askerî harekâtı çapulculuktan ve devlet kuruluş ve idaresini şunun bunun masum çocuklarını kurtuluş fidyesi dilenmek için dağlara kaldırmak hay*dutluğundan ibaret sanan; şarlatanlıkları ile, yaygaraları ile bütün bir Türk. vatanını rahatsız ve Türk milletinin Büyük Meclisini kendileri ile iş*gal eden hayasız, haddini bilmez, küstah ve herhangi bir düşmanın boğaz tokluğuna casusluğunu, uşaklığını yapacak kadar aşağı ve rezil yaradılışta bulunan bu kardeşleri, ellerindeki azamî kuvvet ve dayandıkları düşman*lar da dahil olduğu halde, yola getirmek ve tepelemek suretiyle; inkılâp tarihimizde bir etkileyici ibret örneği kaydetmek zarurî görüldü…

Kuvvet*lerimiz, hareket emri alır almaz, derhal asî Ethem kuvvetleri üzerine yürüyüşe geçtiler. 29 Aralık 1920 günü, Kütahya’yı işgal ettiler. Üç gün sonra da, Batı ve Güney Cephelerinden hareket eden bütün kuvvetlerimiz, Kütahya’nın 30, 40 kilometre ilerisinde ve Gediz genel istikametinde bir hatta birleştiler. Asî Ethem, kuvvetlerini hiçbir yerde durdurmaya ve direndirmeye cesaret edemeden, Gediz üzerine çekilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisinin şuurlu ordusu, kendisini ve Büyük Millet Meclisi ve Hükümetini küçük görecek kadar beyinsizlik ve aptalca bir gurur gösteren bu asilere lâyık olduğu yola getirdi tokadı vurmak için, zapt olunamaz bir hiddet ve şiddetle hareket ediyorlardı…

Ethem küvetlerini takip eden bir*liklerimiz, 5 Ocak 1921 günü Gediz’i işgal ederek, o civarda toplandılar.

Ethem ve kardeşleri de, kuvvetleri ile beraber, düşman saflarında lâyık oldukları durumu aldılar…”

Fakat; Ethem ve kardeşleri, Ocak 1921 başında Batı Cephesinde başlayan Yunan kuvvetlerinin saldırısından yararlanarak, tekrar haince girişimlerini sürdürmeye çalışırlar. Konuyu Mustafa Kemal Paşa şöyle açıklı*yor:

“… Kütahya’da yalnız 61. Tümen, iki alay kadar kuvveti ile, izzettin Bey (sonradan Ordu Müfettişi İzzettin Paşa) kumandasında bırakılmıştı…

Yunan Ordusunun yaptığı bu taarruzda, Ethem ve kardeşleri de, kendile*rine düşen vazifeyi yapmaktan geri durmadılar. Tekrar Kütahya’ya yöne*lerek, orada bulunan zayıf tümenimize taarruza başladılar. İzzettin (Çalış*lar) Paşa’nın metin karakteri ve kavrayışlı kumandası ve emrindeki Türk subay ve erlerinin yüksek kahramanlıkları, Ethem ve kardeşleri ile saldıran hain kuvvetleri yenerek geri çekilmeye mecbur etti…

Süvari tümen ku*mandanlarından Derviş Bey (sonradan Kolordu Kumandanı Derviş Paşa), Afşar’da, özellikle Gediz’de Ethem kuvvetlerinin gerilerine doğru geceleri de ilerlemek suretiyle yönelttiği müthiş darbelerle; Ethem, Tevfik, Reşit kardeşleri sersem etti. Kuvvetlerinin toplanmasına zaman bırakmadı. Der*viş Bey, Ethem ve kardeşlerini 14 Ocak’tan 22 Ocağa kadar, dokuz gün nefes aldırmaksızm sürekli olarak takip etmiştir. Neticede, bütün Ethem kuvvetleri esir edilmiş; yalnız, Ethem, Tevfik ve Reşit kardeşler, yeni vazife almak üzere, düşman ordugâhına kaçabilmişlerdir…”

Kaynak:
E. Korg. CEMAL ENGİNSOY
ATATÜRK BİYOGRAFISİ’NDEN SAYFALAR II
ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
1 Nutuk II, s. 452-454.
2 a.g.e., s. 460-461
3 a.g.e., s. 461-466
4 Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, s. 341-344.
5 Nutuk II, s. 491-492.