Atatürkçü Uygulamada Milli Güç | Atatürk Günlüğü


Em. Tümg. MUZAFFER ERENDİL anlatıyor:
''Bilindiği gibi, devletin kuruluşu birçok zorunluklardan doğmuştur. Bunların en önemli etmeni (âmili) milletin çok çeşitlenen ve bireyin gücü dışına çıkan ortak görevlerdir. Örneğin millet çapında iç güvenlik ve asayiş, millî savunma, ekonomik ve kültürel kalkınma, devletler arası siyaset gibi görevler, milleti oluşturan bireylerin takati dışındadır. Bunları birey yapamaz. Bu konu hem bir takat işi, hem de bireyin yapmaması gereken hususları kapsar. Bir ülkede bireyin emniyet ve asayişi üstlenmesi karışıklık ve anarşi nedeni olur. Böylece, güvenlik, asayiş, adalet ve özgürlük konularıyla dış siyaset, millî savunma başta olmak üzere, bayındırlık işlerini özellikle devlet hizmetleri olarak belirlemek gerekir.

Devlet bu görevleri, hükümetler vasıtasıyla milletten aldığı yetki ve iradeye dayanarak yerine getirir. Bunun için de yine millete dayalı, milletten doğan bir gücü kullanır ki, bu güç günümüz devlet idaresinde ve toplum yaşantısında “Millî Güç” olarak nitelenir.

Millî güç, adından da anlaşılacağı gibi, belirli bir millete ait, o milletin özünde mevcut bütün güçleri kapsar. Bu gücün milliliği, millî devlet anlayışı ile de açıklanabilir. Millî devlet, günümüzün devlet anlayışında geçerlidir. Çünkü, günümüzün millî savunma anlayışında, topyekûn savunmanın başka bir ifadeyle milletçe savunmanın temelini millî güç oluşturur. Topyekûn harp kavramı bütün dünya da anlaşılıp uygulamaya konulduktan sonra, böyle bir harbin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde millî kaynakların geliştirilip hazırlanması da önem kazanmıştır. Bilindiği gibi, millî varlığın güven içerisinde bulundurulması daha barış zamanındaki millî seferberlik hazırlıklarıyla başlatılmakta ve olağanüstü halin ilanıyla birlikte, gelişen duruma göre, düzenlenmektedir.

Millî güç, bir milletin maddî ve manevî bütün güçlerinin toplamı ve bileşkesidir. Bu genel bir anlatımdır. Bunun ayrıntılarını anlatmak gerekirse, ekonomi, siyaset, askerî ve sosyo- psikolojik unsurları millî güç içersine dahil ederek, bütün bu ana güçlerle oluşan gücü, millî güç olarak tanımlamak mantıkî bir hareket olur.

Millî güç, bir milletin millî hedeflerine ulaşmada kullanabileceği maddî ve manevî bütün güçlerin bütünü olarak millî stratejinin de dayanağıdır. Millî Strateji, uygulama bakımından öncelikle millî gücün yeterliliğini ve etkinliğini araştırır. Bu, imkân yeterli görülmüyorsa, onun istenen düzeye çıkarılması için gerekli çare ve çözüm yollarını da araştırır. Çünkü millî bir dâvanın veya sorunun çözümü, öncelikle millî imkân ve güç sorunudur. Millî Stratejiyi yürütmekle görevli devlet, bu yürütmeyi, onun başlıca sorumlusu olan hükümet vasıtasıyla sürdürür. Böyle olunca, devletin icra unsuru olan hükümetler bu konudaki gerekli tedbirleri almakla da yükümlüdürler. Bu yükümlülük millî gücün, muhtemel ve mümkün tehlikeler karşısında, yeterli, aktif ve uyanık tutulması da devletin sorumlulukları arasındadır. Bu konuda gösterilecek ilgi, titizlik ve yönlendiricilik, devletin ve milletin yüksek çıkarlarıyla ilgilidir.

ATATÜRK’ÜN MİLLİ GÜÇ ANLAYIŞI VE UYGULAMALARI:

“Topyekûn Savaş” veya “Milletçe Savaş” kavramı Birinci Dünya Harbi içerisinde çıkmıştır. Buna rağmen bu kavram Mustafa Kemal Paşa tarafından gereği gibi anlaşılmış ve Türk İstiklâl Harbinde uygulamaya konulmuştur.

Düşmanı yurt topraklarından atmak, muharebeleri sürdürmek, dışta ve içte kendini kabul ettirmek, ancak ve ancak millî gücün seferber edilmesine bağlıydı. Milletten doğacak, geliştirilecek ve idame ettirilecek böyle bir güç, sonunda başarıya ulaşabilirdi. Mustafa Kemal Paşa, bu konuya öncelik veriyor ve şöyle diyordu:

“Her türlü başarı sırrının, her türlü kuvvet ve gücün gerçek kaynağının milletin kendisi olduğuna kanımız tamdır”.

Mustafa Kemal Paşa, gerçeklere dayanan bir hayat felsefesine sahipti:

“Bilirsiniz ki, hayat demek, savaş ve mücadele demektir. Hayatta başarı, yüzde yüz mücadelede başarıyla mümkündür. Bu da manen ve maddeten kuvvete, güce dayanır. Bir de insanlığın uğraştığı bütün sorunlar, karşılaştığı bütün tehlikeler, elde ettiği başarılar, toplumca yapılan genel mücadelenin dalgaları içinden doğagelmiştir”.

Mustafa Kemal Paşa’nın İstiklâl Mücadelesindeki millî strateji uygulamasının ana hatlarını şöyle özetlemek mümkündür:

Düşmana direniş ve karşı koyma bilincini yaratmak ve harekete geçirmek; düşmanı yenilgiye uğratmak, bunun içinde askerî gücü üstün düzeye getirmek; Ordusunun silâh ve donatımı için ekonomik ve sınai kaynakları düzenlemek, bunlar yapılıncaya kadar halktan oluşturulan Kuvâyı Milliye ile düşmanı oyalayıp yıpratmak ve muharebelerle onu yenilgiye uğratmak. Bütün bunları yaparken de iç siyasî gücü teşkilâtlandırmak ve bununla ahenkli olarak dış siyasî gücü maharetle kullanmak.

Mustafa Kemal Paşa 22 Haziran 1919’da, yayımladığı Amasya Tamiminde, Türk halkını:

“Yurdun bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.” diye uyarıyor, İstanbul’daki “Padişah Hükümetinin sorumluluğunun gereklerini yerine getirmediğini belirtiyor” ve “Milletin bağımsızlığını yine milletin kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır” diye ne yapılması gerektiğini de ortaya atıyordu.

Bu bir bakıma eski bir özdeyişi hatırlatıyordu:

“Sana senden gelir, bir işte dâd lazımsa, ümidin kes zaferden, gayriden imdat lazımsa.”

Kaynak: Em. Tümg. MUZAFFER ERENDİL
ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
1 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: C. 2, s. 237
2 Kemal Atatürk, Nutuk, Atatürk’ün Doğumunun 100. Yılını Kutlama Koordinasyon Kurulu Yayını c. 2, s. 297.
3 a.g.e.: c. i, s. 9
4 Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri: s. 4
5 Nutuk: c. i, s. 10