Atatürk’ün Dört Büyük Cephesi | Atatürk Günlüğü



Sesli Belgelerden Kemal Atatürk
TÜMGENERAL İSMAİL HAKKI TEKÇE ANLATIYOR:

Atatürk’ün Dört Büyük Cephesi:
“19 Nisan 1920 tarihinde üsteğmen olarak ilk refakat subayı ve 10 Kasım 1938’e kadar Muhafız Alay K. lığında bulundum. Tam 18 yıl 6 ay 24 gün. Ölümünün 24 ncü yıl dönümü olan 10 Kasım 1962 günü için benden ona ait hatıralarımdan bahsetmem istendi. Atatürk hatıraları her yönüyle o kadar geniş o kadar engin ki bunların özeti ciltlerle kitaplar tutar. Çünkü o büyük dahinin dünya ölçüsünde en az dört büyük cephesi vardır.

1 — En büyük Komutandır:
Cengizler, Atillalar, Napolyonlar’a da komutan denildiği halde bir sel gibi gelip geçmişler ve nihayet menfalarda (sürgün yeri) eriyip gitmişlerdir. Cihan harbinde yıkılmış, mağlûp olmuş ölmüş denilen Türk milletinin, yurduna üşüşen üstün düşmanları dahi, komutanlık dehası ile kovarak yeniden hayata kavuşturmuştur. Böylece askerlik tarihine, dünya harp tarihine, dünyada sevk ve idare örneği göstermiştir. Bu safhaya ait hatıraları tarihe bırakıyorum.

2 — Dünya ölçüsünde en büyük siyasîdir.
Gerek dış, gerek iç âlemin millî mücadelemizde; gerek cumhuriyet devri içerisinde dünyanın en büyük şahsiyetleriyle temasında şahidi olduğumuz, bizzat kendisinden dinlediğimiz büyük siyaset dehası, Türk milletini, devletini ittifakı aranan bir varlık haline getirmiş. Düşmanları dost etmiş, dostlarını kendilerine daha sıkı bağlayan çekici bir kudret yaratmıştır. Bunun tasviplerini de siyasî tarihe bırakıyorum.

3 — İnkılâpçı, devrimci cephesi:

Tarihte örneği görülmeyen bir enginliktir. En kısa bir zamanda tahakkuk ettirdiği devrimleri kendi çalışmamasası başında ve mutad akşam sofralarında, yakın ve güvendiği arkadaşlarına, en küçük teferruatına kadar nasıl açtığını ve nasıl serbest tartışmaya başladığım gözlerimle görmüş, kulaklarımla işitmiş olduğumdan, devrimlerde ne engin bir derya ne zengin bir hazine olduğunu tarif edemem. Bunları da inkılâp tarihine bırakıyorum.

4 — Sosyal ve medenî cephesi :
O yarattığı medenî hayatı, milletin iktisadî ve sinai alanlarda yükselişi ile medenî yaşayışını düzenleyecek tesisleri vakit geçirmeden güvenle kurup çalışma yoluna sokmayı; harp içerisine girip esasen bildiği ihtiyaçları, onların ağızlarından dinlemeyi; o zaman % 80 ni ortaçağ devrinden öncesini yaşayan milletini, kendi tabirince muasır medeniyet seviyesine çıkarmayı; ne coşkun ifade ve ne hevesli irade kuvvetiyle her fırsatta ortaya koymayı tam bir vazife bilirdi. Milletini dünya medeniyetinden 100 yıl geri bırakan köhne hurafelerin, din perdesi altında sürekli huzursuzluk yaratan çeşitli isyanların, esasen İslâmiyetin yasak ettiği kara cehaletle, bunların ortadan kaldırılmasındaki azminde ne derin bilgisi vardı.

Onun memleket varlığına, yetişecek gençliğe, fedakâr öğretmene ilim erbabına, sevgisi ve saygısı hudutsuzdu. Hemen her hitabesinde, her temasında ince dudaklarından çıkan ne güzel sözler, mavi gözlerinden taşan alevler parıldardı. Bunların da takdirlerini tarihe bırakıyorum.”

Kaynak: ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
İSMET GÖRGÜLÜ