Uluğ İğdemir Anlatıyor: Türk Tarih Kurumu kurulduğundan beri bir belleten, bir bülten, o zamanki tabiriyle bir mecmua dergi çıkarmak fikri vardı. Bir gün Afet Hanım beni köşke çağırdı, yukarıya Çankaya’ya, Bülten meselesi de vardı gündemimizde onu konuşuyorduk. Bu sırada Atatürk geldi yanımıza,

-“Ne konuşuyorsunuz?” dedi. Atatürk

-“Bülten nedir?” diye sordu. Afet İnan

-“Bülten, yazıların çıktığı bir dergidir” dedi. Atatürk

-“Gelin şunu araştıralım” dedi. Bizi aldı, köşkte büyük bir çalışma odası vardı bir tarafı kütüphane, L şeklinde, aşağı yukarı 30 kişi alan uzunca bir masa vardı. Bununda gerisinde kendisinin çalışma odası vardı. Bizi büyük masaya oturttu ve kütüphane müdürüne sözlükleri getirttirdi. Küçük Larus geldi, Büyük Larus geldi, bakıldı, bülten kelimesi nereden geliyor diye… Bülten Fransızca’ya, İtalyanca’dan geçmiş, İtalyanca’ya Latince’den. Latince’si, damga, bilmem ne manasına geliyor…nihayet Atatürk Pekarski’nin Yakut Lügat’ini getirtti. Aşağı yukarı buna benzer, aynı anlamı taşıyan kelimelere var. Biz bunları konuşurken Saraçoğlu Şükrü geldi. Atatürk

-“Gel Saraçoğlu” dedi,

-“Biz bültenin Türkçe’sini araştırıyoruz sende bak gel” dedi. Konuşuldu falan ve nihayet belle, belge derken “BELLETEN” diye yazdı ve bana verdi.

-“Mecmuanın adını böyle yaparsınız” dedi.


Kaynak;İsteataturk.com