Sevişirken mi boşaldı gözlerindeki yaş yağmuru yoksa ihanet ederken mi? Merak ediyorum sevgili, hangi tenin kasıklarında inletiyorsun benden aldığın düşleri?
Oğuz abicim, öncelikle kalemine sağlık. Çok yerinde olan bir konuya değinmişsin.
Yazacağım kelimelerden beni herhangi bir karşıt olarak bilmek yerine sadece yazacağım kelimelere dikkat ederek eleştirmenizi rica ediyorum.
Öncelikle ben adaletin yani günümüzde adaletin var olduğunu varsayan birisi değilim. 12 yıldır ya da ondan önceki yıllarda da bir adalet olduğunu sanmıyorum. Adalet demek hukuk mücadelesidir. Ancak yaşım itibari ile eski'ye dair bir adaletin olup olmadığını kısa araştırmalarıma göre dayandıracak da biri değilim. Sadece günümüzde yaşanılanları varsayarak alacağım. Şimdi öncelikle başta da belirttiğim gibi Adalet demek insanların elleri kolları bağlı iken, hukuktan yararlanması demektir. Adalet demek, kişinin hür iradesini koruyan,kollayan demektir. Bu izlenimde günümüzde bir adalet anlayışı maalesef ki yok. Sebebi adaleti bazı insanların kişiselleştirip kendi yollarından gitme eğilimlerini, gene başka çaresi olmayan insanlarca kabul edilip başka insanların mahremiyetine giriş olarak gösterilmesi. Nasıl ki "büyük balık küçük balığı yer" bilgisi var ise bu işleyişte bu düzeyde gidiyor. Geçenlerde bir forumda "Kuran-ı Kerim" acaba değiştirilmiş midir diye bir tartışma konusuna denk gelmiştim. Şimdi benim gördüğüm şey, dini amaç değilde araç niyetine göre şekillendiren bazı insanlarca adalet onların elinde oluyor. Şöyle ki, güçlü bir insan (bu güç makam olarak) şayet bir düşünceyi değiştirmek istiyor ise bunu hem din çerçevesi altında hem de hukuki bir zaruriyet altında değiştirebilme hükmünü kendi elinde hissediyor. Hal böyle olunca güçsüz insan, hiçbir şeye hükmedemeyeceğini anlıyor ve hükmünü hissettiren insana karşı bir tapınma eğilimi gösteriyor. Bu anlamda adalet sayfalarca yazılan hukuki işlem dışında bizlere aktarılıyor. Zulüm, kardeş katli, hırsızlık, adam öldürme, kişiye tecavüz, haneye tecavüz .. gibi suçlar çoğalıyor. Çünkü değiştirilen bir şeyin hükmü sadece değiştirene ait oluyor.
Bazen düşünüyorum Allah bunları görüyor, duyuyor, biliyor peki neden bir tepki vermiyor? Belki de zamanını bekliyor, ya da insanlara bir uyarı niteliğinde bir şey gösteriyor. Peki bu insanlar benimsemiş oldukları dini, neden kendi menfaatleri için kullanıp gene kendi menfaatleri dışındaki bireylere yapılan haksızlıkları görmezden gelip böyle bir girişimde bulunuyorlar. Buna cevabım yok. Sadece kitabımızdan bildiğim kadarıyla "Kul hakkı" adı altında yapılan her şey ki buna adalet de dahil, çok büyük günah olması. Yani bunu yapan bir insanın mevcudiyeti, kesinlikle "cehennem" olarak biliniyor. Peki bunu bildikleri halde yapmaları ne için.. Çünkü, insan doyumsuz bir varlıktır, insanda hayıflanma duygusu yoktur. Bu sebeple insan sadece kendisini düşünür.
Kısaca bir kimsenin adaleti, doğumla başlar ölümle sonuçlanır.
Tek dileğim Rabbimin adaletinin üzerimizde olması. Saygı ve sevgilerle.
Oğuz abicim, öncelikle kalemine sağlık. Çok yerinde olan bir konuya değinmişsin.
Yazacağım kelimelerden beni herhangi bir karşıt olarak bilmek yerine sadece yazacağım kelimelere dikkat ederek eleştirmenizi rica ediyorum.
Öncelikle ben adaletin yani günümüzde adaletin var olduğunu varsayan birisi değilim. 12 yıldır ya da ondan önceki yıllarda da bir adalet olduğunu sanmıyorum. Adalet demek hukuk mücadelesidir. Ancak yaşım itibari ile eski'ye dair bir adaletin olup olmadığını kısa araştırmalarıma göre dayandıracak da biri değilim. Sadece günümüzde yaşanılanları varsayarak alacağım. Şimdi öncelikle başta da belirttiğim gibi Adalet demek insanların elleri kolları bağlı iken, hukuktan yararlanması demektir. Adalet demek, kişinin hür iradesini koruyan,kollayan demektir. Bu izlenimde günümüzde bir adalet anlayışı maalesef ki yok. Sebebi adaleti bazı insanların kişiselleştirip kendi yollarından gitme eğilimlerini, gene başka çaresi olmayan insanlarca kabul edilip başka insanların mahremiyetine giriş olarak gösterilmesi. Nasıl ki "büyük balık küçük balığı yer" bilgisi var ise bu işleyişte bu düzeyde gidiyor. Geçenlerde bir forumda "Kuran-ı Kerim" acaba değiştirilmiş midir diye bir tartışma konusuna denk gelmiştim. Şimdi benim gördüğüm şey, dini amaç değilde araç niyetine göre şekillendiren bazı insanlarca adalet onların elinde oluyor. Şöyle ki, güçlü bir insan (bu güç makam olarak) şayet bir düşünceyi değiştirmek istiyor ise bunu hem din çerçevesi altında hem de hukuki bir zaruriyet altında değiştirebilme hükmünü kendi elinde hissediyor. Hal böyle olunca güçsüz insan, hiçbir şeye hükmedemeyeceğini anlıyor ve hükmünü hissettiren insana karşı bir tapınma eğilimi gösteriyor. Bu anlamda adalet sayfalarca yazılan hukuki işlem dışında bizlere aktarılıyor. Zulüm, kardeş katli, hırsızlık, adam öldürme, kişiye tecavüz, haneye tecavüz .. gibi suçlar çoğalıyor. Çünkü değiştirilen bir şeyin hükmü sadece değiştirene ait oluyor.
Bazen düşünüyorum Allah bunları görüyor, duyuyor, biliyor peki neden bir tepki vermiyor? Belki de zamanını bekliyor, ya da insanlara bir uyarı niteliğinde bir şey gösteriyor. Peki bu insanlar benimsemiş oldukları dini, neden kendi menfaatleri için kullanıp gene kendi menfaatleri dışındaki bireylere yapılan haksızlıkları görmezden gelip böyle bir girişimde bulunuyorlar. Buna cevabım yok. Sadece kitabımızdan bildiğim kadarıyla "Kul hakkı" adı altında yapılan her şey ki buna adalet de dahil, çok büyük günah olması. Yani bunu yapan bir insanın mevcudiyeti, kesinlikle "cehennem" olarak biliniyor. Peki bunu bildikleri halde yapmaları ne için.. Çünkü, insan doyumsuz bir varlıktır, insanda hayıflanma duygusu yoktur. Bu sebeple insan sadece kendisini düşünür.
Kısaca bir kimsenin adaleti, doğumla başlar ölümle sonuçlanır.
Tek dileğim Rabbimin adaletinin üzerimizde olması. Saygı ve sevgilerle.
Yazdırana şükür ki varsın..Nasıl güzel tespitler bunlar.. Aklının dehlizlerine kurban..
Bir kaç cümlede ben söyleyeyim..
Ülkemiz deki Adalet sisteminin vicdanı yok! Tüm cezai yaptırımlar yasa ve kanunun dışına çıkamıyor ne yazık ki. ‘Türk ceza kanunun bilmem kaçıncı maddesine göre" diye başlayan cümleleri çok duyduk,daha da duyacağımız kesin.Bu sözleri sarfederken şunu da kabul ettiğimi söylemeliyim:“Elbette ki her ülkede cezai bir hukukun olması zaruridir.Bunun aksini iddia etmek herkesin kendine göre bir kanun belirlemesine imkan vermek demektir.” Lakin çoğu zaman insanın aklına, kanun maddelerinin içeriğinin bazı durumlarda ne kadar önemi olmalıdır sorusu gelmiyor değil. Bu soruların yanıtını kimi zaman insanoğlunun vicdanı kimi zaman nefreti ile cevaplamak zorunda kaldığımız için adil bir adalet biçimini yaşatamıyoruz. Oysa adilane yaşamın şekillenmesinde ön planda olması gereken en zaruri davranış, insanca bir yaşamı benimsemekle kazanılır.Bunun neredeyse imkansızlaşmasına sebep olan şey ise menfi ve kin duygularının depreşmesi ile insanlığın fıtratında olan hırs ,şehvet ve ihtiras duygularına yenik düşmekten başka birşey değildir.