YAZ şafağını kucakladım.
Sarayların ön yüzlerinde hiç bir kımıltı yoktu daha. Ölüy*dü sular. Gölge yığınları orman yolundan ayrılmıyordu. Yürü*düm, ılık ve canlı solumalar uyandırarak, değerli taşlar bakı*şıp kaldı, sessizce kımıldandı kanatlar.
Daha şimdiden o serin, soluk parıltılarla dolu patikada ilk kımıltı bir çiçeğin bana tutup adını söyleyivermesi oldu.
Çamların arasında saçlarını çözen şelâleye güldüm: gü*müş rengi tepede tanrıçayı tanıdım.
Tülleri birer birer tutup kaldırdım o zaman. O ağaçlıklı yolda, kollarımı salladım durdum. Ovalarda horoza haber ver*dim. Bütün kentte, çan kuleleri, kubbeler arasından kaçıyor*du; mermer rıhtımların üstünde bir dilencileyin koşarak onu kovalıyordum.
Yolun ta üst yakasında, bir defne ormanının yanında, o top top olmuş tüyleriyle çevirdim, onu, o koca vücudunun ağır*lığını birazcık duyar gibi oldum. Şafakla çocuk ormanın alt ya*kasında devriliverdiler.
Uyandığımda öğle olmuştu.
ÇEV: İLHAN BERK
Asrevya

Üyelik tarihi
03 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Antalya
Mesajlar
20.169
Seslenildi
1439 Mesaj
Etiketlendi
51 Konu
Arthur Rimbaud | Tan
26 Eylül 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Değeri değere değen kavrar.
Bilgi kokmayan karşı çıkışlarda cehalet kokusu ve kompleks vardır.

Hybrid-Şeklinde