Sen mükemmel olamazsın, mügemmelsin!
Hepimizin yaptığı herşeyin amacı mükemmel olmak değil mi?

Düşünsenize; saçımız en mükemmeli olmalı, makyajımız da, görüntümüz de, yemeğimiz de, tırnaklarımız da, işimiz de… Kısacası yaptığımız herşeyi en mükemmeli olarak parmakla gösterilmek için yapmıyor muyuz? Aslında tüm çabamız, tüm uğraşımız bu değil mi?
Ama bunun bizler için çeşitli bahaneleri de var. “Ne yapıyorsam kendim için yapıyorum. Kimse için birşey yapmıyorum ki ben”.
Evet belki ilk mükemmellik denemesinde ya da mükemmelliğe giden yolda öyledir. Savaşınız hep kendinizledir zaten. Kendiniz için en iyisi olmak istersiniz, kendinizi kendinize ispatlamak için. Ama mükemmelliğe doğru gidilen uzun yoldan sonra aldığınız iltifatlar, yarıştığınız mükemmeller bir süre sonra yarışınızın kendinizle olmadığınızı anlamanızı sağlar. O kadar çok koşuşturmuşsunuzdur ki oraya gelene kadar kimseyi görmemişsinizdir. Ama sonra artık o “mükemmellik” kavramını benimsediğinzide, hayatınızın bir rutini haline geldiğinde, her koşuşturmacadan sonra insan nasıl döner bakarsa çevresine, siz de bir döner bakarsınız.
Yarış daha bitmemiş. Arkadan haldır haldır daha mükemmelleri geliyor. Önünüzde hız almış daha mükemmel var. Kısa bir soluklanmadan sonra tam gaz devam edersiniz mükemmellik serüveninize…
Bu serüvende, bu koşuşturmada ne, kim olduğunuzu, ne hissettiğinizi, ne düşündüğünüzü unutursunuz. Aldığınız iltifatlar, getirdiği başarılar ve sonucu her ne olursa olsun egonuzu alır kucağına okşar. Ve siz bundan tuhaf bir haz duyarsınız.
Sonra insan bu, yorulur. “Bir dakika” dersiniz, bağırırsınız herkes dursun istersiniz. Siz bu yarıştan çekilmek istersiniz ama kimse duymaz sesinizi tekrar onlara yetişip duyurmak için arkalarından koşarsınız, yeniden oyundasınız.
İki ay önce ben bu yarışta duraksadım, yoruldum. Çünkü mükemmel olmaya yakın olmak, mükemmelin bir tık altı olmak çok güzel birşeydi. Girdiğim her ortamda nasıl kilo verip kilomu koruduğum, vücudumun güzelliği, yaptığım işlerden başarılı bir şekilde sıyrılıyor olmam, yaşıtlarımın ötesinde çok yüksek olgunlukta olmam inanılmaz br haz veriyordu.
Fakat günden güne yalnızlaşmaya ve bir büst konumunu alıyormuşum gibi hissettirdi bana. Çünkü bu beraberinde kontrol manyaklığını da getirmişti, yüksek kaygı ve depresyonla birlikte. Çünkü sizi öyle bir konuma koyuyorlar ki, konuşulan şeyler hep mükemmelliğinizle o kadar alakalı ki, sizi ondan sevdiklerini düşünüyorsunuz hep. Herşeyiniz mükemmel olmazsa sevilmeyecekmişsiniz gibi düşündürüyor o ego, o hırs size bunu.
Ama mükemmellik beni tanımlayan birşey değildi ki. “Müge nasıl biri?” diye sorduklarında “Mükemmel” cevabını alan insanın kafasında nasıl birşey beliriyordu ki?
Mükemmellik günümüzün getirdiği bir tanım ve içeriği hep değişiyor. Mükemmel demek günümüzde; herşeyi eksiksiz yapan, işinde, hayatında, eğitiminde, insan ilişkilerinde kısacası günlük ve uzun vadede üzerimize düşen herşeyde harika! Ama ne kadar? Çok!
Durdum düşündüm ben bu değildim ki. Etrafıma baktım; bir at yarışında gibiydim, “Mükemmel Müge”yi tanımlayanlar ise benim o koşuşturmamı izliyordu ama bir “finish” yoktu ki.
“Hayır” dedim. Bu ben değilim. Herşeyim planlı olmak zorunda değil, her gün eşek gibi spor yapmak zorunda değilim, her gün kusursuz görünmek zorunda değilim…
Benim içimde hissettiğim Müge bu değil ki!
O Müge spontan olmak istiyor,
O Müge gönlünce davranmak istiyor,
O Müge saatlerce bilgisayar başında çürümek istemiyor,
O Müge sevmek istiyor,
O Müge aşık olmak istiyor,
O Müge herşeyin mükemmelini aramıyor,
O Müge mügemmel olmak istiyor,
O gibi, ona has özelliklerle!
O Müge o ne düşünür, bu ne düşünür diye düşünmek istemiyor,
O Müge kalbini dinlemek istiyor!
O Müge hata yapmaktan kaçmak istemiyor! Onlarla yüzleşebilmek istiyor!
Bende soluğu mükemmelik dışında içinden çıkamadığım pek çok sorun olunca Zeynep Selvili’nin yanında aldım. Ve yavaş yavaş bu ve diğer sorunlarımı aşıp, olmak istediğim Müge olabilmek için bunca yıldır debenelipte kurduğum düzeni bozmaya, değiştirmeye çalışıyoruz. Bir bina, bir kalp kolay kırılıyor da, çok enteresan insanın bir huyu, bir düşüncesi, bir davranışı bir dakika da değişmiyor! Yapması da yıkması da zor bir insanın davranışını, düşüncesini, huyunu! Ama zamanla, yavaş yavaş ağır ağır da olsa ben istediğim Müge olacağım!
Tam anlamıyla Mükemmel olmayan, saf olduğunu insanların anlasa da onu yıkamayacağı, sevdiği zaman saklamasının hiçbir anlamı olmadığını anlayan, insanlar Müge ne yaparsa yapsın, ne düşüncekse yine onu düşüneceklerini anlayan bir Müge, üzülmekten kaçamayacağını anlayan Müge, başına gelecekleri engelleyemeceğini anlayan bir Müge…
Ve ben bunlara çalışırken dün bigumigu.com‘da efsane bir video izledim. Gerçekten son dönemde üzerine oldukça düşündüğüm şey; “Mükemmellik” üzerine.
Eğer buraya kadar gelip kahramanımız Müge’nin değişim serüvenine ortak olduysanız teşekkür ederim. Şimdi size bahsettiğim video geliyor. Vidoe Santuary Spa tarafından çekilmiş. Bir araştırma yapıyorlar ve sonuçlarına göre İngiltere’de 10 kadından 7’si “Mükemmel” bir kadın olabilmenin baskısını yaşıyor ve kadınların %80’i kendisini yetersiz hissediyor.
Bu sonuçlara dayanarakta aşağıdaki videoyu hazırlıyorlar; sloganları ise; “Relax, Breathe & #LetGo” (Rahatla, Nefes Al ve Bırak Gitsin)
https://www.youtube-nocookie.com/emb...s=0&showinfo=0
P.S: Çünkü mükemmellik, fotoğraftaki olduğu gibi kırmızı halıdan geçmek gibi. Oraya gelene kadar siz sizlikten çıkarsınız herkesin ilgisi odağı olursunuz, başarınız, zerafetiniz ve güzelliğini/yakışıklılığınızla… Ama oradan sonra bsiz hep birşeylerin, birilerinin mükemmelik uğruna esiri olursunuz. Oradan sonra bir kez içinizden geldiği gibi hissettiğiniz gibi içinizden geldiği gibi davranamazsınız. O günden sonra bir kez dahi hata yapma şansınız yoktur!
P.S 2: Yani aşağıdaki fotoğraftada olduğu gibi, hep söylendiği gibi o kırışıklıklarımla mutlu olmak istiyorum belki de… De böyle görünürsem mutlu filan olmam botox yollarını tutarım şimdiden sözünü vermiyorum=)