Hümanist Olmak Bunu Gerektirir

Türkiye ilginç bir ülke.

İspanya da ilginç. İngiltere ve İrlanda da ilginç. Lübnan çok ilginç. Ama Türkiye çok başka ilginç.

İdeolojiler, hurafeler, yaşam biçimleri, gerçekler birbirine geçmiş durumda.

Kurulduğu yıllardan bu yana da karmaşa durulmamış.

Savaş gibi korkunç olayların haklı sebepleri olamaz. Yaşam hakkını savunmak ise elbette saldırmakla eşdeğer değil.

Bulunduğumuz andan geçmişe bakarak yorum yapıyoruz, ahkam kesiyoruz. Neticede İ. Dünya Savaşı'na girilmiş ve ardından aynı geçmişten gelmeyen ülkeler ve/veya milletler tarafından yönetilme, dolayısıyla da köle konumunda olma ya da ölüm tehlikesi yaşanmış.

Hala üniter devletlerin hakim olduğu bir dünya sisteminde, sınırların, milliyetçiliğin, saçma gururların olduğu bir düzende benzer bir geçmişten gelen, ortak diller konuşan toplulukların bir arada yaşamaları kaçınılma hale geliyor. Bana kalırsa hala millet, ırk, din, geçmiş vb. öğeler, aşırı kapitalist ya da farklı baskıları olan ekonomik sistemler, tüm insanlığa ait olan toprakları sınırlarla bölmeler ütopyadan çok uzak. Benim ideal dünyam bu değil.

Madem ideal bir dünyada yaşamıyoruz, o zaman tüm dünya siyasetine mesafeli yaklaşabiliriz.

Atatürk olmasaydı ne olurdu? sorusu gerçekleşmemiş her olayda olduğu gibi saçma.

Yine bugünün şartlarından Cumhuriyetin ilk yıllarını daha farklı hayal etmek de bir egzersizden öteye geçemiyor.

Bana herhangi bir insanın koşulsuz şartsız yüceltilmesi manasız geliyor. Atatürk'ün ve ülkeyi yönetmekle sorumlu diğer tüm kişilerin aldığı doğru kararlar ya da bugünün belki de daha iyi olmasını engelleyen daha az iyi kararlar vardır.

Bu insanlara minnet duyup onları hatırlamak bir tercih. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Herkes herkesin hakkına saygı göstermek zorunda.

Varoluşumuzu geçmişe bağlamamak mümkün mü? Peki bunu yaparken sürekli Atatürk'e bağlamak ne anlam ifade ediyor?

Bir insanı yüceltmemek onu olumsuz eleştirmek manasına gelmek zorunda mı?
Veya günümüz şartlarıyla düşünüp demokrasiyi, hukuku, insanlığı daha ileri götüremez miyiz?

Bunları yaparken militer düşüncelere, büstlere, heykellere ihtiyacımız var mı? Bunlara ihtiyacımız olmadığını ve isteyenin istediğini sevip istediğini sevmeyeceğini söylemek demokrasi düşmanlığı mı? Hain olmak mı?

Evet, başta da söylemiştim. Türkiye karışık bir ülke. Bazı konular pamuk ipliğine bağlı.

Bazı davranışlar inat, bazı düşünceler düşünce değil. Analitik, kişiye ait ya da mantıklı değil. Öğrenilmiş, öğretilmiş.

Atatürk'ü de başka herhangi bir insanı da sevmek zorunda değiliz. O zaman ya da bu zaman yaşayan insanlara "onlar olmasaydı" gözüyle bakmayı tamamen mantıklı düşünüp gerekli görmeyebiliriz.

Atatürk'ün yaptıklarını takdir ederken ve onu severken Kemalist olmak, o zamana "o zamanmış" diye bakarken de köktenci olmak zorunda değiliz.

Fakat hassasiyetler ve ikiyüzlülükler ülkesinde 10 Kasım'da bunları ifade etmek büyük ihtimalle iyi niyet ifadesi değil. Analitik bir düşüncenin değil en az Kemalizm kadar katı bir düşüncenin ürünü.

Atatürk'ün yaptıklarını överken kendileri kendi hayatları için bile bir tek çaba göstermeyenlere Atatürk'ün yaşamıyor olduğunu hatırlatmaya gerek var mı? Onun yaptıklarından beğenilenlerin ötesine geçilmesi gerekmiyor mu? Vefat etmiş bir insanı ilahlaştırmaktan utanmıyor musunuz? Atatürk yaşamıyor. Siz yaşarken ne yapıyorsunuz? Onu övüp sonra yan gelip yatınca elinize ne geçiyor?

Yaşayan bir insanı ilahlaştırmaktan utanmıyor musunuz? Tapınmak, yüceltmek, kusur bulamamak... Birisini övünce o övdüğünüz şeyleri kendiniz yapmış gibi mi hissediyorsunuz?

"Atatürk olmasaydı din elden gitmezdi." diye düşünen hilafet, saltanat ve şeriat dolayısıyla da insan haklarının olmadığı anları özleyen köktenciler varsa onlara ne demeli?

Çözüm militer eğitim sistemleri, yönetimler ya da beyin yıkama değil. Çözüm sesleri susturmak, medyaya el koymak, her yerde boy göstermek değil. Bunlar da en az büstler kadar saçma. İktidar üslubu somut olmayan heykeller, büstler gibi. Al birini, vur ötekine seviyesinde çirkin bir siyaset hayatı var Türkiye'de. Hep varmış. Hiç gelişmemiş. Toplum ayrımcı, nefret dolu olmaktan vazgeçmemiş. Çözüm insana odaklanmakta.

Demem o ki, ne Kemalizm, ne militarizm, ne faşizm, ne köktencilik, ne Türk, ne Kürt, ne de başka milliyetçilikler, ne din düşmanlığı ne başkalarının inançlarına karışma, ne geçmişe nostaljik gözlerle bakma ne de geçmişe küfretme bir işe yarıyor. İşe yarayan barış, insana, doğaya, haklara saygı.

Hümanist Bir Birey