Kreusa, Erektheus’un kızı ve Orithyia ile Proris’in kızkardeşiydi. Çok bahtsız bir prenses olan Kreusa daha çocuk yaşındayken bir gün dağlara çiğdem toplamaya gitmişti. Dibinde derin bir mağara bulunan bir uçurumun üstünden hayli çiçek toplamış, onları sepet yerine başörtüsünün içine doldurmuştu. Böylece bir yığın çiçekle eve dönmeye hazırlanırken, nereden geldiği belli olmayan bir adamn kendisine kollarıyla sarıldığını dehşetle hissetti.
Görünmez adamın kucağından sıyrılmaya çalışırken, adam görünür hale geldi. Adam çok güzel bir delikanlıydı. Fakat Kreusa korktuğu için pek dikkat etmedi ve onun eşsiz güzelliğinin farkına varamadı. Bu sebeple boş yere bağırdı, annesini yardıma çağırdı. Zavallı, kendisini kucaklayanın Tanrı Apollon olduğunu bilseydi her halde ses çıkarmazdı. Apollon onu güçlü kolları arasına aldı, uçurumun dibindeki karanlık mağaraya götürdü.
Bu buluşma, Kreusa’nun arzusu hilafına bir buluşmaydı ama sonunda, Apollon’dan gebe kaldığını anladı. Kreusa ne yapacaktı? Doğurma zamanı yaklaştıkça şaşkına dönüyordu. Tanrı görünürlerde yoktu, ona kim yardım edecekti? Kreusa korkusundan derdini annesine, babasına açamıyordu. Aldığı tohum, tanrıdan da olsa onu kimse hoş görmezdi. Gebe olduğunu duysalar, belki de onu öldürürlerdi.
Doğum zamanı gelince Kreusa büsbütün perişan oldu, can korkusundan evden kaçtı, Apollon’la buluştukları karanlık mağaraya gitti. Sürüklenerek içeri girdi. Apollon’la seviştikleri köşede, kuru otlar üstünde bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Sonra zavallı bebeği, orada ölüme terk ederek, mağaradan çıktı, bitkin ve üzgün bir halde evine döndü. Fakat ana yüreği, dayanamadı, yeniden oğlunu bıraktığı yere döndü. Orada çocuğu bulamadı, belki vahşi bir hayvan parçalamıştır diye düşündü, fakat dikkatle yerlere baktı, kan lekesi falan da göremedi. Onu şaşırtan bir şey daha vardı. Bebeğin, kendi eliyle ördüğü yün örtüsü ve kundağı da meydanda yoktu. Kreusa daha çok endişeye kapıldı, acaba mağaraya giren bir kartal veya akbaba, çocuğu kundağıyla beraber alıp havalandı mı? Acaba zavallı yavru yırtıcı kuşların pençelerinde didiklenerek parçalandı mı?
Aradan hayli zaman geçti. Kral Erekhteus kızı Kreusa’yı Ksuthos adında bir adamla evlendirdi. Ksuthos ne Athinai’li, ne de Attika’lı olduğu için yabancı sayılıyordu. Evlilikleri pek mutlu olmadı. Çünkü çocukları olmadı, Kreusa mağaraya bıraktığı oğlunun acısıyla yanarken, kocası onun çocuk doğurmasını istiyordu. Ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Kalktılar akıl danışmak için Delphoi’ye gittiler. Oraya varınca, Kreusa kocasını şehirde bir rahiple başbaşa bırakarak, kendisi yalnız başına tepede bulunan danışma tapınağına çıktı. Onu çok güzel ve yakışıklı bir delikanlı rahip karşıladı. Altın bir kaptan su dökerek onu takdis etti. Ona, tanrı Apollon2u öven ilahiler okudu. Sonra onunla tatlı tatlı konuştu. Yakışıklı rahip, Kreusa’ya neden üzgün olduğunu sordu. Elinde olmadan, dnaışmaya gelen, bu güzel kadınla yakından alakadar oluyordu. Onun asil görünüşlü, temiz kalpli bir kadın olduğunu söyledi. Böyle temiz bir varlığın, kendisini, üzüntüye kaptırmamasının gerektiğini anlatıyordu. İyi ve faziletli bir kadının, bahtsız değil, mesut olmasının icabettiğini anlattı. Bunun üzerine mesut olmak mı bu benim için imkansız diyerek, ızdıraplarını, hayatının çekilmez acılarını rahibe itiraf etti. Onun söylediği her kelime kederle yüklüydü. Rahip bu dertli kadını teselli edecek güzel sözler söyledi. Onun sözleri gibi, gözlerinin güzel bakışlarından ruhu hoşlandı.
Kreusa dayanamadı, güzel sözler söylüyorsun, senin adın nedir diye sordu. Delikanlı rahip İon diye cevap verdi. Kendimi bu tapınağa adadım, nereden geldiğimi, kimin oğlu olduğumu bilmiyorum. Apollon rahibelerinden birisi, bir sabahın erken saatlerinde mabedin merdivenlerinin üstünde bir bebek iken beni bulmuş büyütmüş ve bu tapınağa adamış. Bu mabette bulunmaktan, temiz bir hayat yaşamaktan, tanrılara ilahiler söylemekten çok mesutmuş.
Rahip bunları anlatırken biren bire hayretle durdu. Bunları dinlemekle neden kederlendiğini neden gözlerinin yaşlarla dolduğunu sordu. O Delphoi’ye tanrıya danışmak içini dökerek üzüntülerden kurtulmak ve ne yapması gerektiğini öğrenmek için gelmişti. Halbuki o şimdi ağlıyordu. Doğruluk Tanrısı’nın tapınağında gözyaşı dökmek günahtı. Kreusa; Ben Apollon’a o kadar fazla yaklaşmak istemem, çünkü ona güvenemiyorum diye söylendi. Sonra, İon’un sebebini anlamak isteyen hayretle dolu bakışlarına karşılık, kocasının Delphoi’ye niçin geldiğini anlattı. Ben de dedi. Küçük yaşta ölüme bırakılan bir çocuğun, nerede olduğunu öğrenmek istiyorum. O, bir arkadaşımın çocuğudur. Apollon’dan olmuş. Yıllar geçmiş, apollon anne ile oğlu tek başlarına bırakıp kaçmış, hiç aramamış, bulup yardım etmemiş.
Tanrı Apollon böyle şey yapmaz diye mırıldandı. Kreusa, biliyorum yapmış dedi. Kısa bir sessizlikten sonra İon dediğin doğru bile olsa, konuşma şeklin doğru değil, karşında bulunanın tanrı olduğunu unutma. Kreusa, İon’a hak verdi. Doğru söylüyorsun dedi. Tam o sırada Ksuthos tapınağa girdi. Sevinçle İon’u kucaklayarak sen benim oğlumsun diye bağırdı. Apollon böyle söyledi; Kreusa’nın yüreğini kıskançlık kaplamıştı. Demek o sizin oğlunuz, peki annesi kim? Ksuthos;
Bilmiyorum. Belki de öz oğlum değildir. Tanrı onu evlat edinmemi istemiştir. Bu hale, İon donmuş kalmış, Ksunthos şaşkın, fakat mesut, Kreusa söylediklerine üzülmüş, ifade edilmez duyguların tesiri altında ezilirken içeri tapınağın yaşlı rahibesi girdi. Elinde vaktiyle Kreusa’nın dokuduğu iki şey vardı. Birisi bir kundak bezi, öteki bir örtüydü. Yaşlı rahibe, Ksunthos’u rahibin görmek istediğini söyleyince o, çıktı. Kreusa’nın kocası dışarı çıkınca, yaşlı rahibe elindeki şeyleri İon’a uzattı. Bunlar, anneni bulman için senin işine yarar dedi. İon, demek annem beni bu kundağa sarmış dedi. Artık her yeri, Avrupa’yı, Asya’yı arar onu bulurum.
Kreusa kundağı ve örtüyü tanımıştı. Heyecandan ağlayarak oğlum oğlum diye İon’un boynuna sarıldı. İon şaşırmış kalmıştı. Bu kadın akıllı bir kadın olmasa gerek, deli midir nedir. diye bağırdı. Kreusa, hayır hayır diye haykırdı. Bu örtü ve bu kundak bana aittir. Seni terk ettiğim zaman, onlara sarmıştım. Size biraz evvel, bir arkadaşın çocuğu diye bahsettiğim çocuk sizsiniz, o arkadaş dediğim de benim. Sen benim ve Apollon’un çocuğusun. Benden yüzünü çevirme, ben bunu ispat edebilirim. O örtünün üstüne kendi elimle işlediğim süsleri, altın telle yaptığım iki küçük yılanı bakıp görebilirsin.
İon, Kreusa’nın söylediği nakışları buldu. Ve sen benim annemsin diye söylendi. Fakat doğruluk tanrısı, yalan söylemez. Ben Ksunthos’un oğluyum. Anneciğim ben şaşkına döndüm. Biraz önce Ksunthos Tanrı apollon haber verdi bana. Sen benim oğlumsun demişti. Şimdi sen, babamın Apollon olduğunu söylüyorsun.
Apollon, seni Ksunthos’a manevi bir evlat olarak vermiş olabilir. diye Kreusa haykırdı; fakat korku ve endişeden de tir tir titriyordu. İşte tam bu sırada yukarıdan güneş gibi göz kamaştırıcı parlak bir aydınlık doğdu, onların her ikisini de ışığı içine aldı. Onlar başlarını yukarıya kaldırıp ışığa baktıkları zaman büsbütün şaşırdılar. Güzel, çok güzel, muhteşem bir tanrıçanın kendilerine hitabettiğini duydular.
Ben Athena Pallas’ım. Beni size Apollon gönderdi ve şunları duyurmamı söyledi. İon, onun ve senin oğlundur. Kreusa’nın bıraktığı mağaradan çocuğu o buraya getirmiş. Bunları söyledikten sonra hayal kayboldu, ana – oğul kucaklaşıp öpüştüler.
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Kreusa ile İon
22 Mart 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

Hybrid-Şeklinde