Syrakusa civarında bulunan küçük Ortygia adasında, kutsal bir kaynak varmış. Arethusa adını taşıyan bu kaynak, çok eski zamanlarda bir su kaynağı değilmiş, Yunanistan’da Peleponesos’un kuzey batısında, Elis bölgesinde yaşayan çok güzel bir kız imiş. Artemis’in izinden yürüyen ve onun gibi temiz kalmak isteyen bir bakire olduğundan erkeklerle hiçbir dostluğu ve münasebeti yokmuş. Yalnız avlanmaktan hoşlanır, ormanlarda dolaşmaktan ve ormanların temiz havasını teneffüs etmekten zevk alırlarmış.
Çok güzel bir kız olduğu için kendine gönül verenler, güzelliğinden bahsedenler bulunurmuş, fakat o hiç bir erkeğe yüz vermez, avlanmaktan başka bir şey düşünmezmiş. Bir gün bu güzel kız, her zamanki gibi yine ormanlarda av peşinde dolaşmış, hayli yorulmuş. O gün hava çok sıcakmış, bu sebeple yorgunluğunu daha fazla hissetmiş. O sırada önüne güzel bir ırmak çıkmış. Hiç ses çıkarmadan, yavaş yavaş akan bu ırmağın suları çok duruymuş. Irmağın derinliklerinde, kumlar üstündeki çakıl taşları, rahatça sayılabilirmiş. O çay o kadar durgun ve düşünceliymiş ki, insan onun aktığından şüpheye düşebilirmiş. Beyaz yapraklı söğüt ağaçları, gümüş yapraklı kavaklar, gölgelerini, ırmağın üstüne düşürürlermiş, onun kenarlarında, en sıcak günlerde bile, yeşil bir serinlik hüküm sürermiş. Sıcaktan bunalmış ve yorgun düşmüş olan güzel avcı Arethusa önce suyun kenarında oturmuş, ayaklarını suya sokarak ferahlamış, sonra suyun güzelliğine ve berrak oluşuna hayran olmuş, dizine kadar suya girmiş, daha sonra dayanamamış, elbisesini çıkarmış, onları suyun üstüne doğru sarkmış olan bir söğüt dalına iliştirmiş çıplak olarak duru ve güzel ırmağın göğsüne atılmış. Berrak ırmağın, serin suları içinde yüzerek, güzel vücudunun yorgunluğunu gidermeye çalışırken, suların içinden gelen garip bir fısıltı duymuş. Güzel avcı, hiç kimsenin bulunmadığı ve görülmediği ıssız bir yerde, yıkandığı ırmağın derinliklerinden gelen bu sesten müthiş korkmuş ve en yakın kıyıya doğru koşmuş, o sırada arkasından gelen bir ses;
Nereye kaçıyorsun Arethusa? Ben ırmak tanrısı Alpheios’un. Benden kaçma diye fısıldamış. O çırılçıplak koşuyormuş. Elbiseleri öteki kıyıda söğüdün dalında asılı kalmış. Irmak tanrısı Alpheios güzel, yakışıklı bir delikanlı olmuş, çıplak kızın ardına düşmüş. Kızın çıplaklığı delikanlıyı hem tahrik ediyor, canlandırıyor, hem de ona, arzusuna kolayca ulaşacağı zannını veriyormuş.
Kız canını kurtarmak için ne kadar hızlı koşuyorsa, Alpheios da onu yakalamak için adeta uçuyormuş. Korkudan tirtir titreyen bir güvercin, bir atmacanın pençesinden nasıl kurtulmaya çalışırsa, kız da ona yakalanmamak için öyle kaçıyormuş. Onlar çok koşmuşlar, dağlar, dereler aşmışlar, Orkhomenos duvarlarına kadar koşmuşlar, Kyllene dağını aşmışlar, Menale’yi geçmişler, Erymanthos’un buzlu tepelerini arkada bırakmışlar. Elis ovasına varmışlar. Alpheios’un kızı, Arethusa’yı geçemiyormuş ama, kuvvetleri dayanma güçleri müsavi değilmiş. Kızcağız yorulmaya başlamış; fakat yine de koşmaya devam etmiş. Bir çok ovaları aşmışlar, ormanları geçmişler, hiç yol vermeyen, kayalıklardan atlamışlar, yine koşmuşlar,yine koşmuşlar. Sonunda Arethusa arkasında kalan güneşin önüne düşürdüğü gölgelerden, delikanlının kendisine yaklaşmak üzere olduğunu hissetmiş. Fakat, belki bu bir vehimdir diye düşünürken, kendisini kovalayanın, pek gürültülü olan ayak seslerinin yaklaştığını anlamış, sonra saçlarına bağladığı kurdelayı oynatan sıcak nefesini, ensesinde duyunca, artık iş işten geçtiğini bilmiş, o zaman ümitsizlikle; beni kurtar, beni kurtar, ben kirlenmek istemiyorum diye candan, tanrıça Artemis’e yalvarmış. Tanrıça, kıza acımış onun üstüne hemen bir bulut parçası atmış, onu delikanlının gözünden saklamış.
Arethusa bulut kümesi içinde gizlenince, ırmak tanrısı sağa koşmuş, sola koşmuş, onu bulamamış. Çok üzülmüş, boş yere, kızın ayak izlerini aramış. Sonra, içi yana yana, Arethusa, Arethusa diye iki defa bağırmış. Bu ses, avcı kızın gönlünü korku ile doldurmuş. Bir kuzu, kurdun sesini işitince nasıl titrer ve sinerse yahut bir tavşan kendisini yakalamak isteyen bir tazının korkusundan, bir çalılığa girer orada nasıl hareketsiz kalırsa,o da öylece Artemis’in onun üstüne attığı bulutun içinde öylece sinmiş kalmış. Alpheios onu bulamadığı halde, oradan uzaklaşmamış. Kızı saklayan buluta gözlerini dikmiş, gözetlemeye başlamış. Rüzgarın bulutu dağıtmasını beklemiş. Çıplak vücudunu, her tarafından bulutun sıkıca sardığı, kucakladığı güzel kız üşümüş, soğuk terler dökmeye başlamış. MAvimtırak ter taneleri, teninin her tarafından bolca akıyormuş. Başından saçlarından, yüzünden, kollarından, göğsünden, sırtından, bacaklarından, her tarafından ter halinde bol bol sular sızarken birdenbire ayaklarının altından bir su kaynağının fışkırdığını hissetmiş. Sonra bütün vücudu su içinde kalmış, su olmuş.
Böylece, o tanrıça Artemis’in lütfu ile, güzel bir kız iken, bir su kaynağı haline sokulmuş. Onun baştan başa, su kesilen varlığı içinde, kendi insan şekli kaybolmuş. O temiz ve lekesiz kalmayı arzu ettiği için, kaynak olan güzel teninin fışkırttığı sular,hem tatlı, hem de saf ve berrakmış. O zaman ırmak tanrısı Alpheios delikanlılığı bırakmış, tekrar ırmak haline dönmüş ve kaynak olan sevgilisinin sularını kucaklamış, onunla birleşmiş. Onu, kendi içinde kucaklamış, kendini ona, onu da kendine katmış. Fakat, Arethusa, yine yalnız yaşamak, bir erkekle su halinde de olsa birleşmek istememiş, bu sebeple suları kendisini seven Alpheios’un sularına karışmış olmasına rağmen, kendini ona teslim etmemiş. Aşığının kolları arasından sıyrılarak kurtulmuş, tanrıça Artemis’in açtığı yeraltı macerasından sularını akıtarak, çok derinlere dalmış hatta Hades’in karanlık ülkesine kadar inmiş, orada yeraltı alemine, kaçırılmış bulunan kederli Persephone’yi bile görmüş. Böylece, güzel Arethusa Yunanistan’dan yerin dibine geçerek, denizin çok altından akarak gelmiş, Syrakusa yakınındaki Ortygia adasında kaynak halinde fışkırmış. Fakat Arethusa yine de Aplheios’dan kurtulamamış.
Derler ki, ırmak tanrısı, sevgilisinin kurnazca kolları arasından sıyrıldığını ve yerin dibine geçtiğini görünce, o da aynı yeraltı yolundan koşarak, onu kovalamış ve o da Ortygia’ya kadar gitmiş. Böylece, ikisinin suyu orada yine birbirine karışmış. Bugün, Yunanistan’daki Alphoios ırmağına bir tahta çanak atılsa, o çanak Sicilya’daki Arethusa kaynağından çıkarmış.