Yunanlılara göre Daidalos kaba şekilde taşları yontarak, yahut ağaç kütüklerini oyarak Tanrıların ilk heykellerini yapan bir sanatkardır. O Atina’da doğmuştur. Çok küçük yaşta heykel yapmaya başladı. O yalnız heykel yapmıyor, başka şeylerle de uğraşıyordu. O zamana kadar gemilerini yalnız kürek kuvvetiyle yüzdüren Yunanlılara, yelken kullanmayı ve rüzgarlardan faydalanmayı öğretti. Eşsiz ve her şeye aklı eren bir sanatkar olduğundan eski zamanlarda ünü her tarafa yayılmış, sanatla ilgili ne yapılmışsa, ne icat edilmişse ondan bilinmiş, onun olduğu söylenmiştir. Cetvel,vida, şakul, balta hep onun tarafından icad edilmiştir. Hatta onun kendi kendine hareket eden, yürüyen, canlı gibi görünen heykeller yaptığından da bahsederler. Görenleri şaşırtan eserler meydana koyan, Tanrılara tahtlar yapan Daidalos’un çırakları arasında kendi kız kardeşinin oğlu olan Talos’da bulunuyordu. Dayısı gibi zeki ve becerikli olan, sanatta büyük bir kabiliyet gösteren Talos, birgün kırda gezerken bir yılan çenesi buldu. Onu testere gibi kullanarak bir ağacı kesti. Bu tecrübeyi çok ilerletti. Sonunda demir dişli testereyi icat etti. Yeğeninin sanatında ilerlemesini, etrafa ün salmasını ustası çekemedi. Kıskançlık kalbine kötü niyetler soktu. Birgün dayı ile yeğen, yalnız başlarına Akropolos’un üstünde bulunurlarken Daidalos, genç rakibinden kurtulmak için onu aşağı fırlattı. Aşağıda yalçın kayalar üstünde bu değerli çırağın parçalanmış vücudunu bulunca dayısından şüphelendiler ve onu Areopagos mahkemesine verdiler. Daidalos, yeğeninin bir tesadüf eseri olarak, dikkatsizlikle aşağı yuvarlandığını söyleyerek kendini temize çıkarmak istedi. Tanık bulunmadığından, yargıçlar Daidalos’u sadece memleketten uzaklaştırmakla cezalandırdılar.
Bunun üzerine bu dahi, fakat haris sanatkar Girit adasına sığındı. Girit kralı Minos, onu iyi karşıladı. Daidalos güzel eserler meydana getirmeye devam etti. KRalın kızını eğlendirmek için kabartmalar yonttu. Lekesiz bir mermerden yontularak yapılan bu kabartmalarda, bir sürü genç kızlarla delikanlıların el ele tutarak dans ettikleri görülüyordu. Başları menekşe çiçekleri ile süslenmiş olan genç kızların üstünde yumuşak ve çok hafif elbiseleri vardı. Kısa gömlekli delikanlıların süslü altın kılıçları vardı. Onlar bazen çömlekçilerin kullandıkları çarkın üstündeki vazolar gibi hızlı dönüyorlar, bazen birbirlerinin ellerini bırakarak yalnız başlarına oynuyorlardı.
Bu dans edenler grubu içinde iki güzel delikanlı olağanüstü dansları ile seyredenleri şaşırtıyordu. Bu şaheseri gören Minos, bunu yapan yüksek sanatkarı hizmetine aldığı için çok sevindi. O sıralarda yarısı insan, yarısı boğa olan korkunç bir hayvan geldi. Girit adasını, rahatsız etmeye, bir çok canlara kıymaya başladı. Ele avuca sığmaz, azgın hayvanın şerrinden adayı korumak için bunu kapayacak bir ahır lazımdı. Fakat bu kudurmuş hayvan hangi ahıra konabilirdi?
Minos, Daidalos’a bu korkunç boğanın hapsedilmesi için bir Labyrinthos yapmasını söyledi. Kıymetli sanatkar yeraltında muazzam bir Labyrint yaptı, bu yeraltı zindanının o kadar karışık o kadar dehlizleri vardı ki, oraya giren bir daha çıkamazdı. Minotauros adındaki korkunç hayvan Labyrinthos’un tam ortasında bir yeri işgal ediyordu. Kahraman Theseus, Atina şehrinin Minotauros’a yem olarak gönderdiği kurbanlar arasında Girit’e geldiği zaman Atina’lı kahramana gönül veren Minos’un kızı ona, Daidalos’dan aldığı ipi vererek Minotauros’u öldürdükten sonra Labyrinthos’un karışık dehlizlerinde kaybolmamasını sağlamıştı. Daidalos’un bu gibi işlere karışması yani kızının aşık olduğu Theseus’un hayatının kurtulmasına sebep olması, onu kralın gözünden düşürdü. Minos, Daidalos’u cezalandırmak için kendi yaptığı korkunç yeraltı zindanına kapattı.
Gurbette bulunmak, karanlık ve iğrenç bir zindana tıkılmış olmak Daidalos’un çok canını sıkıyordu. Yeraltı hücresinde; Minos’un cariyelerinden birinden kazandığı oğlu İkaros da yanındaydı. Baba ile oğul kaçmak istiyorlardı. Fakat nasıl çıkabilirlerdi ki? Girit bir adaydı ve kralın gemileri etrafı gece gündüz gözetlemekteydiler. Onlar için yalnız hava yolu açıktı. Dahi Daidalos, bunun da bir çaresini buldu. Kaz teleklerinden kocaman kanatlar yaptı. Onları omuzlarına ve kollarına bağladı, oğlu İkaros’un da kanatlarını hazırlayıp takınca uçmadan önce ona dedi ki;
Oğlum. Bu iğrenç yeri terk etmeden, tehlikesizce denizleri havadan geçmeden ve kendimizi emniyette bulacağımız yerlere varmadan evvel sana söyleyeceklerimi iyi dinle. Havada uçarken şuna dikkat et; Ne çok yüksekte, ne de çok alçakta uç, Havanın ortasında uçmak gerektir. Eğer çok yükseklere çıkarsan güneşin ateşi seni yakar, kanatları birbirine yapıştırmak için kullandığımız balmumu erir.
Eğer çok aşağıdan uçarsan denizin rutubeti kanatlarını ıslatır ve ağırlaştırır. En iyisi sen beni izle, uçuşunu benim uçuşumla ayarla. Bunları söyleyerek Daidalos, kanatlarını çırptı havalandı. İkaros, yuvasından yeni uçan ve annesinin peşisıra uçan bir kuş gibi onu takibe başladı. Çobanlar ve çiftçiler, Labyrinthos’dan havalanan bu kanatlı insanları, sopalarına ve sapanlarına dayanarak hayretle seyrediyorlardı. Şaşırdılar, onları birer tanrı sandılar. Minos’un gmeilerinin devriye gezdiği hududu aşınca onlar açık deniz üstüne varmışlardı.
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Daidalos ve İkaros
23 Mart 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.



Ağaç şeklinde