Orpheus, Trakyalıdır. Yunan mitolojisinin en son kahramanıdır. Bu sebeple çok eski zamanlarda Orpheus miti mevcut değildi. Ne Homeros, ne de Hesiodos Trakyalıı kahramandan bahsetmişlerdir. Orpheus, şimdiye kadar gördüğümüz Yunan kahramanlarından hiçbirisine benzemez, o zaferden zafere koşmuş, savaş meydanlarında harikalar göstermiş, kılıcından kan damlayan bir kahraman, mızrağını ejderlerin ağzına sokan, arslanları bir vuruşta yere seren şişkin adaleli bir pehlivan değildir. O hassas kalpli, zarif bir şair, lirinin hoş ahengiyle gönülleri zapteden, maddi kuvvetin yapamayacağı harikaları sazıyla yaptıran sanatkar bir kahramandır.
Bir rivayete göre Apollon’un diğer rivayete göre, bir ırmak Tanrısı olan Oiagrus’un oğludur. Anası Kalliope adındaki ilham perisiydi. Orpheus, lirinden o kadar hoş sesler çıkarırdı ki, yırtıcı hayvanlar inlerinden çıkıp onun dizleri dibine yatarlardı, kuşlar havada uçmaktan vazgeçerler, onun yanına gelir konarlardı. O lirini çalmaya başlayınca ağaçlar, heyecandan titrerler, kayalar bile ona doğru koşarlardı. Argonaut’lar seferine katılmış, liriyle büyük işler başarmıştır. Bir rivayete göre Karadeniz boğazındaki yalçın, oynak kayaları Symplegades’leri lirinin ahengiyle yere bağlayan ve arkadaşlarını ölümden kurtaran oydu. Yine lirini çalarak, altın yapağıyı bekleyen ejderi, onun uyutmuş olduğunu söyleyenler de vardır. Argonaut’ları, Siren’lerin şerrinden onun kurtardığını evvelce görmüştük.
Orpheus; Argonaut’larla beraber Kolkhis’den döndükten sonra Thrakia’ya yerleşti, oranın kralı oldu, o sırada çok güzel bir peri kızı olan Eurydike’ye gönül vermiş onunla evlenmişti. Karısını çıldırasıya seviyordu. Bir gün sevgili karısı, Aristaios adındaki bir çobanın takibinden kurtulmak için kaçarken sık otlar arasında gizlenen bir yılanı göremedi, üstüne bastı, yılan Eurydike’yi ısırınca güzel kadın çok yaşamadı öldü.
Sevgili karısının ölümünden sonra Orpheus, dünyada hiçbir kimsenin hissedemeyeceği büyük bir ızdırabın ve yeisin tesiriyle kıvranmaya başladı. Kendini avutmak için lirini alarak Thrakia dağlarına çıktı, çaldı çağırdı dağı taşı inletti. Fakat hiçbir şey onu teselli edemedi, daima Eurydike’nin hayali gözünün önündeydi ve nereye gitse onunla beraber gidiyordu, onsuz yaşayamayacağını anlayınca, yeraltına, karanlık aleme inmeyi bile göze aldı, insanların yalvarmalarına kulak asmayan, taşlaşmış kalplerin bulunduğu karanlık diyara inerek sevgilisini aramak istedi.
Öteki alemin kapısına geldi, lirini çalmaya başladı, yer altında güneş görmeden sürüklenen zayıf gölgeler ve hayaller Orpheus’un lirinin sihirli sesini işitince muazzam bir kalabalık halinde ona doğru koşuştular. Geceleyin sessiz duran kuşlar gibi onu dinliyorlardı. Eriny’lere saç vazifesi gören yılanlar lirinin sesini duyunca ıslık çalmaktan vazgeçtiler.
Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı Kerberos’un üç ağzı da açık kaldı, İksion’un tekerleği lirin sesini dinlemek için dönmeyi bıraktı durdu. Nihayet Orpheus, cehennemler kralı Hades’in huzuruna çıktı. Lirini daha hazin, daha acıklı çalmaya başladı, hiç kimseye müsamaha etmeyen, hiçbir ricayı kabul etmeyen merhametsiz Hades’in kalbi yumuşadı. Bu ahenkli sesler onun kalbinede tesir etti. Orpheus’a bir şartla karısını geri verebileceğini söyledi. O şart; yeryüzüne çıkıncaya kadar kendisini takip edecek olan sevgilisinin yüzüne bakmayacaktı.
Orpheus sevindi, günün ışığına doğru yürümeye başladı, karısı kendisini takip ediyordu. Ahiretin kapısına yaklaşmışlar, nerdeyse yeryüzüne ulaşacaklardı; fakat aşk ateşiyle yanan Orpheus, daha fazla sabredemedi, dayanamadı, kalbindeki sevda aklına tesir etti. Hades’in sözünü unutarak Eurydike’yi görmek üzere geri döndü, baktı. Onun bir anlık bakışı her şeyi alt üst etti. Sevgili karısı bir buhar gibi havaya yükseldi ve kayboldu. Boş yere onun arkasından koşmak, onu yakalamak istedi, fakat ruhları kayıkla cehennem deresi Styks’den geçiren kayıkçı onu bir daha kayığına almadı.
KAlbi kırılmış, ümidi kaybolmuş olan muzdarip koca, tam yedi ay yalçın bir kayanın üstünde kaldı ve liriyle ızdırabını inledi,kederini, ıssız dağlara vahşi kayalara anlattı. Kaplanlar o ilahi sesi duyunca kan dökücü huylarından vazgeçiyorlar, munis bir kedi gibi onun dizinin dibine yatıyorlardı. Meşeler onu dinlemek için dağlardan kopup geliyorlar, kayalar aşağı yuvarlanıyorlardı. Ne aşk, ne izdivaç, artık her şeye veda etmişti. Onun feryatları ve inlemeleri bir türlü bitmiyordu. Bir rivayete göre şaraptan nefret ettiği ve insanlara müzikle sarhoş olmayı öğrettiği için nefretini kazandığı Bakkha’lar bu sarhoş ve çılgın bakireler, bir rivayete göre de ölen karısının aziz hatırasına bağlanıp kalarak gözü başka kadın ve kız görmediğinden öfkelenen Trakyalı kadınlar, bir gece bu kederli aşığın üzerine çullanarak onu paramparça ettiler.
Pausanias’ın rivayetine göre de Orpheus, insanlara musikinin kutsal sırlarını duyurduğunu için Zeus yıldırımı ile vurularak kavrulmuştur. Orpheus’un bir nehre düşen başı ile lirini, dalgalar Lesbos kıyısına kadar getirdiler, orada bir kayanın oyuğuna giren başı uzun zaman ziyaretçilerin birçok şeyler sordukları bir sır danışma yeri olarak kaldı. Lukianus zamanına kadar Lesbos’un bir mabedinde saklanmaktaydı. Lesbos, derebeylerinden birinin oğlu olan Neanthos bir gün mabetten bu kutsal liri alarak çalmak istedi, liri çalınca ahenkli seslerine koşuşan köpekler Nanthos’un üzerine atıldılar onu paramparça ettiler. Orpheus’un başının Meles kıyılarında bir çoban tarafından bulunduğunu ve Makedonya’da Libethra şehrinde Orpheus’a ait bir mezar olduğunu söyleyenler de vardır.