Poseidon için yazılan eski bir yakarış şöyledir; Ey yerleri sarsan kara saçlı Poseidon, beni dinle, hızlı koşan dört azgın atın çektiği şarını, tuzlu sular arasından geçirerek, elinde taşıdığın üç çatallı, uzun yabayı sallıyorsun; derin suların, uçsuz bucaksız denizlerin sultanı olan Tanrı, yerin temelini koru, onlar toprağın ağır yükü altında ezilmesinler, çökmesinler, gemilere, uygun rüzgar gönder, onların yelkenleri şişsin, bana, sağlık, iç rahatlığı, kınanmayacak bir zenginliğin, iyiliklerini ver. Gerçekten Poseidon denizlerin Tanrısıydı. Bütün kainat, üç hisseye bölündüğü zaman, Zeus’un kardeşi olan Poseidon’a Denizlerin, Adaların ve Sahillerin Tanrılığı düşmüştü. Suların Tanrısı, denizin mavi derinliklerinde yaşıyordu. Onun muhteşem sarayı, dalgaların koşuştuğu, deniz sathının çok dibinde, sıvı bir amatistin orta yerine kurulmuş gibiydi. Sarayın duvarları, güneş parladığı zaman suyun altından Ebem Kuşağı gibi çeşit çeşit renkler gösteren, şeffaf sedeflerden yapılmıştı. Bütün denizlerin bitkilerinden en güzelleri sarayın has bahçesini süslerdi.
Dalgalar diyarının eşsiz hükümdarı, suların dibindeki parlak ve pek güzel olan saraından çıktığı zaman, zırhını giyer, bir eline üç çatallı yabasını alır, öteki ile dizginleri tutar, iki yahut dört cins atın çektiği şarına binerdi. O zaman deniz tebessüm ederek açılır, ona yol verir; yunus balıkları neşeyle sıçramaya başlardı. Bütün deniz hayvanları krallarını tanırlar ve köşelerden, bucaklardan, gizlendikleri oyuklardan çıkarlar, bir yere toplanırlar, sonra Poseidon’un şarının yanında yüzerek, onu takip ederek bekçilik yaparlardı. O arabasına bindiği zaman azgın dalgalar birdenbire yavaşlar, deniz hiddetini unutur, sükunet bulur, neşe ile parlamaya başlardı. Hafif esen serin bir rüzgarın, kokulu nefesi ve geniş su ovasının hafif koyuluğu içinde, onun süslü şarı arkasında beyaz bir köpük bırakarak kayar giderdi. Cins atların uzun yeleleri, hoş bir şekilde dalgalanır ve sular Poseidon’un şarına o kadar hızla yol verirlerdi ki, dingilleri bile ıslanmazdı.
Kardeşi Zeus, kızdığı zaman nasıl yıldırımlar fırlatır, göğü inletirdiyse, Poseidon’da sinirleri bozulduğu zaman, suların yüzünü karartır, kocaman dalgaları kabartır, onları vahşi hayvanlar gibi kıyılara saldırtırdı. Azgın dalgalar müthiş gürültülerle sahillere çarpar, kayalarda parçalanırdı. Bu zamanlarda etrafa beyaz köpükler saçan ve yanlarından acı deniz suları akan, Poseidon’un korkunç ve pek kızgın olan atları, denizin ufuklarında baş döndürücü bir hızla koşarlardı.
Gamlı bulutlar, göğü kederle doldururlar, azgın rüzgarlar zincirlerinden boşanırlardı. Böyle zamanlarda, kudurmuş dalgaların vahşi gürültüleri, gemilerin omurgalarını hırpalar, fırtınalar direklerini kırar yelkenlerini yırtardı. Coşan, çalkalanan deniz, gemileri kumlara saplar, yahut bilinmeyen kayalara çarparak paramparça ederdi.
Poseidon, yalnız dalgaları kaldırarak denizin sükunetini bozmazdı. O aynı zamanda, uluyan, korkunç sesler çıkaran dalgaları ve deniz anaforlarını meydana getirerek koşturur ve yüksek sahillerin diplerine çarpar, oraları sarsar, çökertir, yıktırırdı. Öyle sanırlardı ki; Deniz Tanrısı kızdığı zaman, isterse sahilleri altüst ederdi. Hatta o bütün kıtaların biçimlerini bozacak, değiştirecek kudrete, kuvvete malikti. Denizlere serpilmiş, geniş yarıklar, hep Poseidon’un eseriydi. O, üç çatallı yabasını vurduğu zaman, kıyılardaki yalçın kayalar yırtılır, parçalanırdı. O istediği zaman dağları koparır,denizlere fırlatarak, adaları meydana getirirdi.
Diğer taraftan yer sarsıntıları neticesinde, toprağın parçalanarak, kaynakların fışkırmasının sebebini de Yunnalılar yine Poseidon’un üç çatallı yabasını yere vurmasında ararlardı. Fakat susuz ve kurak yerlerde, suları fışkırtarak onları şenlendiren Tanrı, bazen de aksine olarak bereketli ve ekime uygun, sulak yerlerdeki kaynakları, kuyuları kurutur, ortalığı çöle çevirebilirdi. Derler ki, bir gün Argolid’de yapılan savaşta kral İnakhos, Poseidon’un aleyhine olarak Hera’dan yana çıkmıştı. Bundan öfkelenen, suların ve denizlerin Tanrısı, yabasını hiddetle yere vurunca, bu güzel memleketi sulayan, cennet yapan bütün kaynakları, çeşmeleri kuruttu. Ağıza konacak bir damla su bırakmadı, hayvanlar, insanlar ölmeye, otlar kurumaya başladı. Sarayında susuzluktan anan yakılan İnakhos, içecek su bulmaları için kızlarını muhtelif istikametlere yolladı.
Kızlarından biri olan Anymone, uzun müddet dolaştıktan ve çok bitkin bir hale geldikten sonra bir ağacın altında uyudu kaldı, biraz sonra yanı başından geçen bir geyiğin çıkardığı gürültü ile uyanınca, genç kız hemen kalktı, yayını gererek bir ok attı; fakat ok geyiğe değecek yerde orada fundalıkta uyuyan bir Sotyros’a isabet etti.
Yarasından kanlar akarak, kuduran Sotyros, hatasını anlar anlamaz koşmaya başlayan güzel kızın arkasına düştü. Hem koşuyor, hem acı acı bağırıyordu. Anymone’den müthiş bir intikam alacaktı. Zavallı kızcağız, kızgın Satyros’ın kendisini yakalamak üzere olduğunu hissedince, yerleri sarsan Tanrının yardımına koşmasını istirham etti. O anda Poseidon göründü ve üç çatallı yabasını, kızın peşinde koşan kızgın Sotyros’a fırlattı. Vuru o kadar müthiş oldu ki; Tanrının silahı vücudunu delerek geçti ve gitti hızla bir kayanın kalbine saplandı.
Bunun üzerine Tanrı; ne arıyorsun güzel kız diye sordu. Susuzluğu giderecek bir kaynak arıyorum; yeri kavuran ve beni yakan yandıran susuzluğu dindirmek arzusundayım. Şu halde kolumla savurduğum şu kayaya saplanmış bulunan üç kollu yabamı oradan çek çıkar. Anymone buyruğu dinledi ve Tanrının yabasını kayadan çıkarır çıkarmaz, yabanın üç çatalının saplandığı yerden üç berrak kaynak fışkırmaya başladı. Bu pınarın adı Lerna Pınarı olarak kaldı.
Elif


Üyelik tarihi
09 Şubat 2015
Bulunduğu yer
Ankara
Yaş
36
Mesajlar
17.951
Seslenildi
1540 Mesaj
Etiketlendi
104 Konu
Ruh Hali
Poseidon (Neptune)
26 Mart 2015
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Raphael bunu beğendi.
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.

1Beğeniler
Normal