KALEME ALMA TEKNİĞİ

I - Terkîb, sentez:

Bütün malzeme ele alınıp bir tenkit süzgecinden geçirildikten sonra, artık kaynakların verdikleri bilgileri okuyuculara mal etmek lazımdır. Bunun için de malzemenin terkibi gerekmektedir. Kaynak malzeme üç yoldan terkîb edilebilir.

a- zaman bakımından toplayabiliriz. Yâni belli bir zaman süresin-tarihini aydınlatabi-liriz.
b- Her bakımından terkîb edebiliriz. Yani muayyen bir coğrafi mel-in tarihini yazabi-liriz.
c- Mevzu bakımından terkîb edebilir. Siyâsî, iktisadî vs konularda tasnif ve terkîb edilebilir. Mesela haçlı seferleri konusunda pek çok tarih eseri vardır.

Bir devrin veya bir mekanın veya bir mevzuun tarihi yazılırken; noktalar göz önünde tutulur:

1) Çevre yâni tabii amiller, iklim,tabiî arızalar, dağlar vs dikkate alınır.
2) Bölgenin veya mekanın veya mevzuun ilgili psikolojik şartları, ruhî amilleri nazar-ı itibara alınır.
3) Medeni amiller, yaşayış tarzı, kültür seviyesi göz önüne alınır.
4) İktisadî âmiller, istihsal şekilleri, geçinme şartları vs göz önünde tutulur.
5) Ticari âmiller, yollar, kervan ticareti, gemicilik vs de önemlidir.
6) Kültürel âmiller, ilim, edebiyat bunların gelişmesi, tarihe tesiri dikkate alınır.
İşte bir mevzu kaleme-alınırken, peşinen bütün bu saydıklarımız gözden geçirilir, uygunluk şartları, değerleri bilindikten sonra asıl mevzuun yazılmasına geçilir.

Bunlar da tespit edildikten,caizeme elimizde hazır bulunurken şu üç prensibe de dik-kat etmek lazımdır:

1- Her tarihi olay, o hadisenin cereyanı zamanında içinde bulunulan şartlar dahilinde değerlendirilecektir. Çünkü zemin, şartlar ve muhit, o tarihi hadisenin cereyanına tesir eder.

2- Tarihî olaylarda ekseriya bir umumileştirme temayülü vardır.Yani bir hadise, baş-ka zaman ve mekânlara da teşmil edilir. Bu umumîleştirme son derecede nazik bir şeydir. Meselâ X. yüzyılda Orta Asya'da cereyan ederi bir olayı Bizans’ta cere-yan eden bir hadise ile karşılaştırmak gibi.Bu zikrettiğimiz ilk prensibe aykırıdır. Ancak Manke, Barthold, Toynbee vs tarihçiler umumileştirme yapmışlar,bunda muvaffak da olmuşlardır.Ancak bundan bizim dikkatle sakınmamız gerekmekte-dir.

3- Eser ne olursa olsun,, bu mevzuda yazılan her şey görülmek lazımdır. İste bu prensiplere de dikkat edildikten sonra eserin tasviri şu esaslar dahilinde yapılır:

a) Eserin adı, kitabın muhteviyatını ihata edilmelidir.Bu isim, aynı zamanda şümulün ter-si, gayet kısa olmalıdır.
b) Eser hakkında okuyucuyu hazırlamak üzere bir "giriş” kaleme alınmalıdır. Girişi mutlaka yapmak, hem de iyi yapmak gereklidir.
c) Bu kısımda kullanılan bütün kaynaklar, okuyucuya tanıtılmalıdır. Hatta bunların kaynak değerleri ve niçin kullanıldıkları da belirtilmelidir. Böylece konuya girilmeden okuyucuya bir güven verilmiş olur.
d) Bundan sonradır ki,asıl mevzua girilir. Mevzuun da sistematik bir şekilde tasnif edilmiş, fasıllara bölünmüş olunması lâzımdır. Ancak dikkatli davranılarak bu fasıllar arasında bir denge kurulmalıdır. Bu metin kısmında, asıl metinde bulunması gerekli malumatla, dip notlarında verilecek bilgilerin titizlikle ayırt edilmesi lazımdır. Ekseriya metinde verilmesi icap eden birçok bilgilerin aşağıya indirilmiş olduğunu görürüz. Esere, mevzu ile ilgili re-sim, harita ve krokiler mutlaka konulmalıdır. Bundan başka eğer lüzum varsa, bir de netice ilâve edilir ki, burada eserden çıkan umumî sonuç okuyucuya sunulur. Nihayet tetkik eserlerinin sıralandığı bir- bibliyografya verilir. Bu bibliyografya da iki şekilde sıralanabilir: ya müelliflerin soyadlarına göre, yahud da kronolojik olarak, eserlerin neşir sırasına göre. Eser hacimli ise en sona mutlaka indeks; hacimli değilse izahlı bir fihrist verilir.

2- Tertip Tarzları: Ana kaynaklara ve diğer kaynaklara müracaat edilerek ilmi usullere göre yazılan eserlere araştırma tetkik denilir. Bunlar ekseriya bir mevzuun aydınlatılmasıdır. Bu bakımdan kaynaklarla araştırmaları birbirinden ayırt etmek icap eder.Araştırmalar için önce, o mevzu ile kaynakların bilinmesi gereklidir. Bundan başka, o mevzu ile ilgili bizden önce yapılan diğer bütün araştırmalar da görülme-. filidir. Bunun için üç batı dilini bilmek gereklidir. Bir araştırmanın ilmî değeri, o tetkikin ana kaynakla olan münasebeti ile ölçülür ve bu değer, aynı sahadaki araştırmalara verilen önemle artar.

Araştırmalarda yalnız bir konu, bir problem ele alınırsa bu "monografi" olur. Meselâ Napolyon'un hayatı, İzmir ticareti tarihi vs gibi. Büyük ilmî eserler, monografilere dayanır ve o sahada yazılmış çok monografi yoksa, o ilmî eserin değeri şüphe ile karşılanır. Ana kaynaklara inmekle beraber, monografilere dayanılarak yazılan eserlere "teflik” veyâ “kompilasyon" deni-lir. Bunlar bir mevzu hakkındaki bilinenleri toplarlar. Meselâ R.Grousset'nin l'Empire deş Steppes'i,1948 Paris'i böyledir.Ayrıca geniş mevzular ana hatlarıyla tanıtılırsa, bunlar "elkitabı" , "manuel”, "handeuch" olur. Aynı mevzua dair seri makaleler yazılırsa bunlara "deneme" denilir. Şu halde ilmî mesâinin mahsûlleri şu sırayı takip eder:Makale, monografi, kombilasyon, manuel.

3- Tenkitli metin neşri: Bu bir tarihi terkib değil, eldeki bir yazma eseri neşretmek, yaymaktır. Bunun teknik terimi "editionqeriti ue" dir. Herkes elindeki bir yazma metni olduğu gibi neşredemez.Bunun için de metotlar vardır, ilki neşredilecek metnin, müellifin kendi eliyle yazdığı nüsha olmasıdır. Dünyada az olmakla beraber, müellifin kendisinin yazdığı kitaplar hayli vardır. Bir müellif hattı yazısı ne kadar kötü olarsa olsun, iyi yazılı istinsahlardan çok daha önemlidir. Hele bu tek nüsha, müellif hattı ile olursa olduğu gibi neşredilir. Müellif hattı olmamakla beraber, dünyada tek nüshası varsa,yani ünik ise, o da müellif hattı kıymetindedir.

Bu metin neşirlerinde başlıca şunlara dikkat edilmelidir. Önce müellif ve eserin mahiyeti hakkında malumat verilmelidir. Eğer eser tek nüsha ise,eserin üslubu, gramer özellikleri de tanıtılır. Ayrıca metinde geçen tarihî şahsiyetler,yer isimleri hakkında da açıklamalar yapılır. Ayrıca mühim olaylar, mevsuk ve bilinen diğer kaynaklarla karşılaştırılır. Bilhassa ünik bir eserde geçen şahıslar ve olaylar, diğer kaynaklarla mukayese edilmelidir. Bundan başka terimler üzerinde de durulur ve manaları izah edilir. Çünkü terimler zaman içinde mânâ değiştirilirler. Terimler türlü türlü olup, her birinin muayyen bir yer ve zaman özel mânâsı vardır Bütün bunlar bittikten sonra bir fihrist yapılır.

Bunlar,tek nüsha olan eserlerin neşirleridir. Eğer elimizdeki eser müellif hattı veya ünik değil-se, yani istinsahları hayli çoksa metin neşri daha zordur. Çünkü bilinen bütün nüshalar birbirleriyle kararlaştırıldıktan sonra neticede ana nüshaya en yakın olan bulunur ve o yayınlanır, İşte asıl "edition critique" buna denilir. Çok nüshalı hallerde edisyon kritik için şunlara dikkat edilir: Önce eserin dünyadaki bütün nüshaları görülmelidir. Bundan sonra istinsah durumlarına bakılarak, ana nüshaya en yakın olanı tespit edilir. Bu ise çok karışıktır. Zira birçok istin -sahlar, ana eserden değil, birbirlerinden çekilmişlerdir. Bunun için nüshalara birer rumuz verilerek, bu eserin istinsahlarının bir seresi, soy kütüğü yapılır. Bunda hangilerinin kimden istinsah edildiği ortaya konur.Böylece sağlara nüshalar bulunduktan sonra bunlar neşirde kullanılır.Mesela 15 kadar yazma nüshası olan bir eseri eleyip içinde üç tanesini ayırdık. Bunlar A,E,C, nüshalarıdır. Biz en fazla A'ya itimat ettik ve bunu esas aldık. Ancak B ve C' deki değişik durumları, eserin dip noktalarında belirtmek zorundayız.

Umumiyetle aslına en yakın elan nüshayı tayin etmekte, istinsah tarihleri büyük rol oynar. Meselâ 1321 ; de yazılan bir eserin 1347’de istinsah edilen A nüshası ;bu A nüshasın-dan 1380'de çekilen bir B nüshası ile asıl nüshadan 1510'da istinsah edilen C nüshası vardır. Bunlardan gayri, meselâ 1490'larda B nüshasından istinsah edilen C nüshası, C' den çekilen D nüshası vs olsun. Burada 1321'de yazılan ve elde bulunmayan eserin neşrinde bizim seçeceğimiz asıl nüsha A nüshasıdır. Bu C nüshası ile karşılaştırılıp neşredilir, öbür bütün nüshalar bir kenara bırakılır. Ancak meselâ A nüshası dikkatsiz kopya edilmişse, asıl olarak C'yi de alabiliriz. Bu zaman, bu nüsha A; ile karşılaştırılıp neşredilir. Kaynak eserlerin, tarihi çalışmalarda böyle ilmi şekilde neşredilmiş olmaları gereklidir. Fakat Osmanlı Tarihinde bile, kaynaklar bu yolla değil, seçilen bir nüshanın yayınlanması ile neşredilmiştir. Bu itibarla çeşitli eksiklikleri vardır. Hiçbir Osmanlı kroniği bu metotla neşredilmemiştir. Yakın zamanlarda bazı küçük kronikler müstesna. Naima, Cevdet Paşa, Raşid, Evliya Çelebi vs böyle değildir. Metin neşri hususunda A.Ateş'in bir makalesi bu mevzuda önemlidir; Metin neşri, Türkiyat Mecmuası, 1942,7-8 cilt.

Müellif hattı veya ünik bazı eserler bize sağlam olarak değil, eksik veya yırtık olarak gelebilirler. Tarihçiler bu yıpranan kısımlarla da meşgul olurlar. Metnin eksikliklerini, yani eksik mânâları tamamlamaya "combination" yâni manâ bakımından düzeltme denilir. Yıpranan, parçalanan, kopan kısımları yerli yerine yerleştirmeye de "reproductionrıdenilir. Bir üçüncüsü de ''reconstructi on" yâni metni ihya'dır. Yâni bir eser vardır ki, hiçbir nüshası bize kadar gel-memiştir. Ancak bunu bizden evvel gören bir kaynaklar, ondan geniş ölçüde nakillerde bu-lunmuşlardır, işte bu çeşitli kaynaklarda nakledilen kısımlar birbirleriyle uygun şekilde tamamlanır,eser yeniden tamamlanmış olur. Bu şekilde ihya edilen çeşitli eserler vardır. Meselâ XIII.yüzyıl başlarında yaşayan Efladeddin Kirmanı'nin Bedayi üz-zaman adlı eseri, üç Farsça kaynaktaki "extrait"lerinden 1948’de ihya edilmiştir. Bu "metin ihyasını yapabilmek için eserin muhteviyatını çok iyi bilmek gereklidir. Bundan başka sağlam bir tarihi metoda, tenkit fikrine ve bilgiye sahip olunmalıdır.

TARİH METODOLOJOSİ DERS NOTLARI

Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu