Giriş: Felsefe, bütün ilimleri ihata eden bir düşünce sistemi olup, Kainatın sırrını çözmek gâyesinde-dir. Felsefe bunun için çeşitli metotlar kullanır. Kainatın sırrını öğrenmek meselesi, en eski çağlardan beri insanın kafasını meşgul ediyordu. İşte bu şekilde tefekkür ecen insan kafası, kâinatın birçok sırlarını çözmeyi başardı. Tabiatın birçok kanunları anlaşılmış, bu kanunların keşifleri de İlim dediğimiz düşünce tarzını doğurmuştur.işte bunların hepsi, felsefî düşünceden kaynak alır
ani her ilim şubesi, bir felsefi düşünceye dayanır. Menşe'de mutlaka felsefi tefekküre dayanmış olması, tarihin de böyle bir ana düşünceden doğduğuna delâlet eder. Tarih bir ilim olarak felsefeden geldiğine göre, tarihin de bir felsefesi olmak gerekir. İşte bu tarih felsefesi tarihin sırrını çözmeye çalışan şubedir. Tarih nedir, ne mânâ ifade eder, tarih denilen cevher nedir?İşte bunların cevabını tarih felsefesi araştırır.
Biliyoruz ki "tarihi insanlar veya insan kütleleri meydana getirir. Acaba insanlar veya kütleler niçin tarih yaparlar? Niçin tarihin incelediği olayları yaratırlar? Bunları tarih yapmaya zorlayan nedir? Tarihi olayların meydana gelişinin sebepleri nedir? Neden tarih yapılır. Tarihi olduran, ona vücut veren cevher, öz veyahut sır nedir? İşte bütün bunları tarih felsefesi ile çözmek yolundayız. Biz şimdiye kadar tarihi olayı var kabul etmiştik. Lakin ''yeryüzünde ne-den tarihi, olaylar vukua gelir” sorusuna cevap aramamıştık. İşte bu sorunun da cevabını veriyoruz. Tarih felsefesi bu bakımdan, ayrı tarihi olayları dikkate alıp, onlardan münferit olarak sonuçlar çıkarmaz. O bütün tarihi olaylara şamil tek cevabı arar. Yani tarih felsefesine ait prensipler, birkaç tarihi olayı değil, bütün tarihi olayları izah etmek gerekir. Tarih felsefesi zaman, mekan, fert, coğrafya vs faktörleri nazar-ı itibara almaksızın tarihi olayların ana sebebini araştırır. İşte tarih felsefesi insanlar için tarihi olayları yaratır sorusuna, tek cevabı araştırmak yolundadır.
Felsefe fikir ve kültürle gelişir.Tarih felsefesi de tarih telakkilerine ufuk açar. Tarihte felsefi sistemi bizce bilinen her filozofun, tarih felsefesi bakımından belirli bir görüşü vardır. Ancak bu bütün filozoflarda açık değildir. Bazıları tarih felsefesi üzerinde hususi etüdler yaptıkları halde, birçoklarında buna açık ve belirli olsak rastlanmaz, dağınıktır. Her filozof belirli bir ölçüde tarih felsefe-i yapmıştır. Tarih yazanların da belirli bir felsefesi görüşleri vardır. Tarihçiler mutlaka bir tarih felsefesinin izindedirler ve olayları kabul ettikleri felsefe açısından yazarlar. Tarihçilerden kendi felsefi örüşünü açıklayanlar bulunduğu gibi, bunu yapmayanlar da vardır. Ancak bu, onların tarih felsefeleri bulunmadığını göstermez. Değil tarihçiler, toplumda her fert bile bir felsefi inanışın içindedir. Belki bunlar bunu fark etmezler, lâkin bu açıktır. Bun-lar gibi birçok tarihçiler de takip ettikleri sistemin farkında değillerdir, işte bütün bu tarihçi ve filozofların tarih felsefesi bacınca söylediklerini veya peşinde oldukları felsefi fikirleri bir tasnife tabi tutmak gereklidir.
“Tarih Felsefesi" tabiri yenidir ve ilk olarak 1765’de filozof Voltair, (öl.1776), tara-fından kullanılmıştır. "Phllosophie d ' histoire”. Bilindiği gibi kâinatın temelinde iki ana felsefi görüş bulunmaktadır.Bunlar Grek ve Sami düşünceleridir. Rasyonalist, akılcı ve gerçekçi olan Grek düşüncesi yanında Sami düşünce kâinatın sırrının insan tarafından çözülemeyeceğini, bu sırrı çözme yolunun ancak Allah’ın seçtiği peygamberler tarafından bulunabileceğini belirtir. Eski Grek felsefesi için ise hususi bir tarih felsefesi görüşü yoktur. Zira kül halindeki bilgiler içinde tarih ayrılmamıştır. Mytos devrinde bazı filozoflar çıkmış, ancak bunlar daha ziyade insanlığın başlangıcı hakkında düşünmüşlerdir. Daha sonraları insanların ortaya koyduğu dünyevi neticeler, kültür problemi hakkında da düşünülmüştür. Demokritos,(öl.M.Ö.V.yüzyıl), bunu takip eden Protagoras, (öl. 411), bir "altın çağ” tasavvurundadırlar. Bunlara göre insanlar başlangıçta, yani kültürün doğuşunda bir me-sut verir, altın çağ yaşamışlardır. Sonraki zamanlar bir alçalma ve kötüye doğru gidiştir. Bu fikrin aksi bir iddia, asıl karanlık iptidailikten gelişen ve gittikçe artar bir, aydınlığa doğru gidiştir. Aynı tarihte bir alçalma değil, bilakis bir gelişme vardır. Eflâtun, bunların yanında daha ziyade yeryüzündeki “canlı” mefhumunu, hayatın manasını izaha çalışmıştır.Bunun yanında Ariototatel devleti yaratan ana kanunları araştırmaktadır. Bunlardan ayrı bir Zenon'un, (öl. M.Ö. 260), bağlıca temsil ettiği stoisyen düşünce vardır ki, buna göre insanlığın bekası sebep-siz değildir. Canlılar ve onlara verilen hayat, bir dünya devleti tesisi maksadı ile beraber teşekkül etmiştir. Daimi bir mücadele içinde olan insanların yarattıkları olayların sebebi, bir dünya devleti kurmaktır. Gaye budur ve tarihi olaylar bunun sancılarıdır.
Bazılarına göre, insanların yaptıkları ebedi bir tekerrür ve devri daimden ibarettir. Bu itibarla tarihte geniş ölçüde bir mana aranması lüzumsuzdur. Polibios, bir gün Roma aslına dönecektir, yani çökecektir diyordu. Grek ve Roma düşüncesinde bu problem, henüz metafizik bir meseledir ve insanlığın üzerinde mütalaa edilmiştir. Yani henüz tarihi olayların müsebbibi olan insan ele alınmamıştır. Lakin Hıristiyanlık, bu antik düşünceyi değiştirdi. İnsan birden ön plana geçer,ki, insan her şeydir. Yani insan bir gölge değildir, aksine kâinat bir sahne, bunun aktörleri de insanlardır. Tarih de bunların yarattıkları bir şeydir, insanların mücadelesidir ki, tarihi yaratır. Bu tarih, insan denilen varlığın iradesinin zaman içinde aldığı şekil veya değişikliklerle hüviyet kazanır. Madem ki tarih zamanla değişen insan iradesinden doğar, şu halde tekerrür etmez. Her tarihi olay o ana mahsustur, geriye dönmez. Bütün insanlar günahkardır ve meydana gelen olayların tek sebebi de bu günahkar insanları temizleyip selamete çıkarmaktır. Meydana gelen hadiseler, insanları selâmete yaklaştıran olaylardır. Bütün insanlar böyle bir gayeye gidiyorsa, insan nevi arasında çözülmez bir rabıta vardır. O da selâmete ulaşmaktır. Her yeni neslin vazifesi, bu gayeye ulaşmak fikrini gerçekleştirmektir. Milletler ve toplumların vazifesi birdir ve üzerlerine düşeni yaparlar. Bu St. Augustunius' un felsefesini teşkil eder.
A- Felsefi Fikirlerin Tasnifi, türlü felsefi görüşlere göre tarih:
İlkçağ filozoflarından Protagoras'a göre insan her şeyin ölçüsüdür. İnsan yapar ve bu ölçü değiştikçe tarih olur. Bunun aksini iddia eden Gorgias'a göre (öl.V.asır), zaten hakikatte hiçbir şey yoktur. Var diye biz kendimizi aldatıyoruz. Şu halde tarih de yoktur. Üstelik eğer varsa bile, biz zaten onu bilemeyiz. Sokrates,Eflatun ve Aristotales’e göre tarihi insan yapar, onun metafizikle bir ilgisi yoktur. Aynı fikri meşhur Romalı hatip Çiçero’da müdafaa etmiştir. Keza bir ahlakçı ve yazar olan Seneca (öl.66)’da aynı fikirdedir. Seneca ile çağdaş olan Epictotes ise bir stoisyendir.
Ortaçağ felsefesi tarihi olayları kanunlara bağlamak ister. Ortaçağ’ın ünlü Hıristiyan filozofu St .Augustunius 'un tarihe özel bir bakışı vardır. Ortaçağ İslam dünyasında tarih felse-fesi konusunda Farabi ve İbn Haldun bilhassa zikredilmelidir. Uzluk adlı bir Türk'ün oğlu olan Farabi, Avrupa Üniversitelerinde kitapları asırlarca okutulan bir Türk filozofudur ve Asıl büyüklüğü Grek düşüncesini ve felsefesini İslam düşüncesine aktarıp büyük medeni hamle sağlaması, üstelik bu Grek düşüncesinin batıya intikalini sağlamasıdır. Felsefe ve sosyolojide çığır açan Ibn Haldun (Öl.1406), Tancalıdır. Yazdığı tarihin "Mukaddime'sinde içtimai ve tarihi fikirlerini açıklar. Bu mukaddime tarihinden daha fazla önemli ve üzerinde durulmuştur. Ibn Haldun ilk defa İslam dünyasında belirli şekilde tarih problemi üzerinde durmuştur. Tarihinde tenkit fikrini ilk defa süren, budur. Ibn Haldun'a göre devletin ömrü , insanın ömrüne benzer. Yani çocukluk, gençlik, olgunluk ve ihtiyarlık gibi devreleri geçirir. İşte devletin hayatı da budur, l- Asabiyet, yâni çocukluk . 2- istibdat, yani gençlik, 3- Medeniyet, yâni olgunluk, 4- Tereddi, sukut yâni kâhillik, 5- inkıraz, çöküş, yâni ihtiyarlık. Ibn Haldun devletin geçirdiği bu safhalara “tavır” adını verdiğinden buna aynı zamanda “Tavırlar nazariyesi” de denmiştir. Vico, Spengler ve nihayet devrimiz tarih felsefecisi Toynbee de Ibn Haldun'la aynı fikirdedir-ler.
Yeni çağlar felsefesinin ilk dikkate değer siması, aynı zamanca devlet adamı, siyasetçi olan Makyavelli,(öl.15271)’dir. Tesbit etmiş olduğu bir hakikat, bir çok kimselere ve cemiyetlere acı gelir. Ona göre siyaset, bir ahlak nizamı tanımayan bir vakıadır. Siyasette tek bir şey mevzu bahistir. Fayda, iyilik üzerinde durulmaz ve iyilik yolundaki siyasetçiler başarıya ulaşmaz. Kısacası gayeye ulaşmak için her şey mubahtır. Politikacı, toplumun arzularını yerine getirmek için ahlaksızca da olsa her! Yolu seçebilir. Bunlar makyavelist prensipleri diye siyaset alanında ün yapmıştır. Bu devirler için Fransız siyâset yazarı Bodin ile İtalyan filozofu Vico da önemindir. Bilhassa İtalya'da tarih toplum psikolojisi üzerinde durmuştur. Ona göre cemiyetler şu safhaları geçirmek zorundadırlar; l- Destanî devir, yani romantik çağ; 2- İlâhi din devri yani teokratik çağ-, 3- mahalli beylikler devri yâni feodal çağ; 4- Burjuva çağı. Ancak Vico, bu çağ-ları daha ziyâde Avrupa sosyal tarihini misal olarak almıştır. İbn Haldun'un tavırlar nazariyesi-ne benzeyen bu felsefesi orijinaldir.
Voltaire,(öl.1778), tarihçi,şair, filozof, münekkit ve yazardır.Önce de söylediğimiz gibi, batıda ilk defa tarih felsefesi tabirini kullanmıştır. Felsefesi Fransız ihtilâlini hazırlayan fikir cereyanları arasında önemli yer işgal eder ki, teokratik düşünceye cephe almıştır.
Aynı devrin bir diğer filozofu Condorect’ye göre (öl.1794),tarihte hudutsuz bir ilerleme mevzu bahistir. Bir duraklama veya bir kösteklenme asla bahis konusu değildir. J.Rousseau, yazar terbiyeci ve mütefekkir olup, "İçtimâi mukavele" adlı e-seri ile ihtilâle müessir olan fikir adamlarından birisidir. Bu, tarihteki gelişmenin,"yâni ilim ve sanatlardaki ilerlemelerin insanları mesut edeceği yerde, daha bedbaht kıldığını söylemiştir. Yakın çağların filozofları olan Kant (öl.1804), Hegel (öl.1835), A.Compte, (öl. 1853) , C.Marks (öl.1883), Spengler (öl.1936) ve son olarak da A.Toynbee olup, bunları ilerde daha iyi göreceğiz. Bunlardan Spengler, çağlar nazariyesine taraftar görünmektedir.
Bu filozofların felsefi fikirlerini determinist veya indeterminist olmaları bakımından ikiye ayırabiliriz:
I- Bazıları her tarihi olayı belirli bir sebebe dayarlar. Bunlara göre her tarihi olay mutlaka o sebep içinde cereyan eder.Bunlara muayyeniyetçi veya determinist denir. Deterministler de şu bölümlere ayrılır:
1- İlâhî deterministler:Bunlara göre tarih, ilahi bir kudretin tanzimiyle olur. Her şey Allah'ın koyduğu nizam içinde cereyan eder,yani tarihi Tanrı tanzim eder ki, bu fikrin baş temsilcisi SI Augustunius'dur.
2- Bazılarına göre tarihin oluşunda tek sebep coğrafyadır. Tarihin oluşuna etkili olan âmiller de iklim, toprak şartları, coğrafi durumdur. Bunun temsilcileri İbn Haldun, Bodin ver Monteski eu'dür. Toprak faktörünü ele alan bir diğer âlim de Treitschke (öl. 1891)’dir.
3- Bazıları da tarihin oluşunu uzvi ve ırki sebebe bağlarlar. Bunlara göre ırkî hususiyetler tarihi olayların sebebini teşkil eder. Bunu da yine İbn Haldun söyler ki, ayrıca C .De Gobineau da (öl.1882) bu fikri şiddetle savunur. Bu sonuncusuna göre insan ırkları doğuştan eşit değildir. Bazı ırklar kabiliyetli olup, medeniyet ve tarih de onların eseridir. Gobineau'ya göre en kabili-yetli ırk beyaz, beyazlardan Germen ve germenlerden de Tötonlardır. Bu zatın eserlerinden sonra Avrupa'da kendi ırklarının üstün olduğunu kabul eden bir ırkçılık cereyanı başlamıştır.Bu fikir o kadar sarih olmamakla beraber, H. Spencer (öl.1903) ve Spengler'de de vardır.
4- Bazıları göre iktisadi ve içtimai durum tarihi hadiseleri ortaya kor. İktisadi hadiseleri esas olan K. Marks,daha ziyade sosyal olaylara, kıymet vereni de E.Dürkheim'dir. Bu sonuncusuna göre sosyal düzen ve onun kanunları, beşeriyetin-tarihini yaratır. Yalnız bu bakımdan Ziya Gökalp da onun fikrindedir ve o, içtimai illiyeti başta ele alır.
5- Tabii-içtimâi illiyet prensibini esas alanların temsilcisi, fikirlerini evvelce gördüğümüz Makyavelli’dir.Bu prensibin bir diğer müdafii de Vico’dur.
II- İndeterministler, yâni tarihin oluşunu bir kanun veya faktöre dayatmayanlar. Bunları da birkaç grupta toplayabiliriz:
1- 1-İlahi imkana istinat eden hürriyeti esas alanların başında Bossuet (öl.1704),geliyor. Buna göre tarihi olaylar nizamlanmış olmayıp, bir ilahi kuvvet buna serbestiyet vermiştir.
2- Kimine göre, hiçbir nizam ve imkan olmayıp, tarihte her şey tesadüfidir ki, bu fikri Renouier (öl.1903), müdafaa ediyor.
3- Tarihin oluşunu büyük adamlara bağlayanlar da vardır. Bunlara göre tarih, büyük adamla-rın iradesiyle yaratılır. Bunun temsilcileri Ih.Cariyle ile H.Tannie,(öl.1893)'dür.
4- Septik, yani şüpheciler de vardır.Bu aslında bir felsefe olmayıp, tarihi mânâyı şüphe ile kar-şılayanlardır. Bunlar hiçbir şeye inanmazlar. Her şeyin geçici ve tesirsiz esaslara dayandığını kabul ederler ki, en önemli zümre nihilistlerdir. Onlara hiçbir şey yoktur, hatta bir nizam bile; bu bakımdan anarşisttirler. Hiçbir sosyal düzen tanımayan bu septiklere göre, kurulu, nizam yıkılmalıdır; zira bu da bir hiçtir. Onlar sadece idame-i hayat için gerekli müesseseleri isterler. Bunlara göre tarih, ahlâk, diğer sosyal nizamlar yıkılmalı, bunun yerine insan serbestçe bütün arzularını tatmin edebilmelidir. Bu bakımdan Nihilizm, anarşizmin bu da sosyalizm ve komünizmin kökenidirler.Bilhassa Rusya'da doğan ve orada işlenen Nihilizm'in tahripkar yolundan edebiyat alanında Turganiyef ve Dostoyevski’dir.
Tarihin oluşunu tek sebebe bağlayanlara "Monistler” birçok sebebe bağlayanlara da " Plutaristler” diyebiliriz. Monistlerden Hegel'e göre tarih, bizatihi aklın bir tezahürüdür. Akıl ise, bir ilâhi ahenktir. Tarihi hadiseler, bu ahenk içinden ve aklın iradesiyle çıkar, Plutaristlerden İbn Haldun' a göre ise tarihte iklim, soy,tesanüt, dayanışma veya onun tabiriyle asabiyet'' başlıca rolleri oynarlar. H.Tainede tarihin oluşunu şu sebeplere bağlar: Muhit, soy, demografi, etnik, içtimai an, yâni hadise anında topluluğun psikolojik durumu,
Bilgi nazariyesi bakımından Filozofları ikiye ayırabiliriz: l- Akılcılar, rasyonalistler, 2- Tecrübeciler, emprikler.Birinciler tarihin oluşunu akli ve rasyonel bir nizama bağlarlar ve tarihin bu nizam içinde vuku bulduğuna inanırlar. Kant, Eflatun, Hegel VB. gibi Tecrübeciler ise, bu manevi faktörü silerler. Onlara göre tarih, cemiyetin müşahhas olayları dolayısıyla yaratılır. Akıl kumanda etmez. Bir arada yaşama, yardımlaşma, karşılıklı münasebetler, dostluklar, kavgalar vs. tarihi yaratır. Bilhassa K.Marx'ın ve daha mülayim olarak H.Spencer'in görüşü budur.
Tarih felsefesini romantik veya gerçekçi olarak ele alanlar da vardır. Tarihî romantik açıdan izah edenlerden birisi Herder (öl.1803)' dir.Gerçekçilik açısından izah edenlerden birisi ise Voltaire'dir. Tarih felsefesini iki ana esasa göre de toplayabiliriz.
1- Pesimibsler, yâni karamsarlar.Bunlara göre tarih, aynı mahrekte dönen bir devri daimdir. Bütün olaylar bu çarkın üzerinde cereyan ettiğinden bir yenilik bahis konusu değildir. Bunlar tarihî gelişmeyi inkâr ederek, terakkiye inanmazlar. Bunlara göre asıl özlem duyulan çağ, eski zamanlardır. Yarın karanlıktır ve bu bakımdan endrekt olarak akla da inanmazlar. Zira akıl beşeriyeti tekâmüle sevk etmiştir ki, bu daha ziyâde dine saygıyı emreder.
2- Optimistler, yâni iyimserler, nikbinler. Bunlara tarihte mutlaka bir gelişme ve terakki vardır. Mazinin altın cağ olduğu bir masaldır. Zira her geçen gün beşeriyete bir yenilik ve gelişme getirir. Bu bakımdan tarih, insanların inanacakları en büyük faktör olmalıdır. Akla da saygı esas-tır, zira beşeriyetin tekâmülünü akıl temin eder.
Bütün bu tasnifler, filozof ve sosyologların görüşleridir. Bunlara karşı tarihçilerin de bu görüşleri toplayan tasnifleri vardır. Tarih metodcuları bu çeşitli görüşleri toplayarak ana telâkkiler" halinde tasnif etmişlerdir. İşte bunlar "Tarih Telâkkileri"’dirler ve her biri tarih yazımında ve öğretiminde insanların düşünlerine uzun müddet hükmetmişlerdir.
TARİH METODOLOJOSİ DERS NOTLARI
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu
Türkolog

Üyelik tarihi
21 Şubat 2017
Bulunduğu yer
İstanbul
Yaş
32
Mesajlar
5.835
Seslenildi
721 Mesaj
Etiketlendi
80 Konu
Ruh Hali
Tarih Felsefesi
22 Mart 2017
Tarih Felsefesi
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiçbir işe yaramayacaktır.

Normal