Tarih Telâkkileri
l- Teokratik Tarih telâkkisi:Bu telâkkinin kurucusu St.Augustinus (öl.430),tarihin oluşunda ilâhî illiyeti kabul eden bir deterministtir. Teokratik telâkki tarihin oluşunu ilâhi kanunlara bağlar ve öyle izah eder. St. Augustinus, yazdığı " Tanrı Devleti " adlı eserinde felsefesini izah etmiştir, Buna göre kâinatta iki devlet mevcut olup, bunlar karşı karşıyadırlar. Birisi gökteki Tanrı devleti, öteki de yeryüzündeki "Şeytan devleti, şeytanın Tanrı'ya başkaldırdığı anda kurul-muş, Adem'in kovulmasıyla yeryüzüne intikal etmiştir. Bu iki devlet daimî bir mücâdele halin-dedirler. Antik çağ devletleri Şeytan devletleridir. Bunlar adeta Tanrı'nın varlığına tecâvüze kalktıklarından Hz.İsa zuhur etmiştir. Hz.İsa’nın zuhuru,Tanrı devletinin emniyetini sağlamak ve onun şiarlarını sağlamak yaymak maksadıyla olmuştur.Batıda, Hz.İsa'nın temsil ettiği fikirlerin temsilcisi kilisedir.Bu hüviyetiyle kilise, her yerde hem maddî hem manevî olarak şey-tân devletiyle mücâdele etmektedir. Tanrı ve şeytan kuvvetlerinden ilkine barış, ikincisine ise huzursuzluk adı verilmektedir. Barış kuvvetlerinin gayesi ilâhî varlığı korumak, dünya ile Tanrı arasındaki ahengi sağlamaktır.İşte bütün tarih, bu iki kutbun yâni hayır ve şer kuvvetlerinin mücadelesidir. Gördüğümüz hayat, bu mücâdeleden başka bir şey değildir ve bu savaş, ebediyen devam edecektir. Ancak ağır ağır hayır kuvvetleri şer kuvvetlerini mağlup edecektir. Böylece dünyaya tanrı devleti hâkim olacak,yeryüzü sükûna kavuşacak ve şer kuvvetleri de cehennemi boylayacaklardır.
St.Augustinus'a göre tarih,Tanrı'nın insan nevini korumak için koyduğu bir plândır. İşte bunu ispat etmek için St.Augustinus bir çok şeyler yazmıştır. O eserini 6 bölüme ayırmış, ilk beş bölüm Hz.İsaldan önceki devir olduğu halde, 6.bölüm, Hz.İsa devridir. Ona göre biz, Tanrı çocuklarının zaferi ile sonuçlanacak sonuncu devredeyiz.Bu telâkki kainat içinde insanın varlığını ortaya koymuş, insana bir değer vermiştir. Umumiyetle tarihin gerçek bir gelişme olmadığını, sadece bir sembol olduğunu ileri süren, böylece tamamen teolojik bir karakteri bulunan bu felsefe, insanlık tarihinin büyük hamlelerinden birisidir. Buna göre insanlık, bir ilâhî plan içinde geliştirilmektedir. Binaenaleyh burada insan birliğinin ortaya sürülmesi noktası mühimdir.
Ancak olaylar, St.Augustinus'un tasavvur ettiği gibi olmadı. Hıristiyanlık zafere ulaşa-cak yerde, her yerde geriledi ve bunun teorisi önemli kayıplara uğradı.Buna karşılık Aquino'lu St. Thomas, (öl.1274) Hıristiyanlığın bu manevi sıkıntısını görmüş, Tanrı-dünya devleti mücâdelesini yumuşatmıştır. O, aradaki zıddiyetin pek fazla olmadığını, hepsinin aslında bir olduğunu, ve bu yumuşak mücâdelenin devamının Dünya devletini Tanrı devletine ulaştıran en kısa yol olduğunu söyler. Gerçi bir gecikme vardır. Ancak bu gecikme, tabiî, zarurî ve mecburî bir gecikmedir.Bu suretle teokratik telâkkinin, yakında gerçekleşecek dediği Tanrı devletinin zaferi, sonsuza kadar uzatılmıştır.
Teokratik tarih telâkkisine göre insanların münferiden nail oldukları nimetler, bu in-sanlara Tanrı'nın bağışıdır. O halde bu nimetlerin Tanrı'nın büyüklüğü uğrunda kullanılması icap eder. Müesseseler ve kazançlar da Tanrı’nın bağışıdır.Öyleyse bunları Tanrı devleti uğrunda harcamalı ve sarf etmelidir. Bu devlet, aslında insanları ilâhî kanunlar yolunda yürütmek üzere ortaya konulmuştur.Tarihin oluşu, bundan ibarettir. Batıda ilâhî devletin temsilcisi kilise ve tabiî Papa'dır. Bütün insanlar Papalığın emrine boyun eğmelidir ki, bu tabiîdir. Zanne-dilmesin ki bu bir esarettir, hayır bizatihi Tanrı’nın bir emridir. Yukarda Tanrı devletinin iyilik, hayır temsilcisi, şeytan devletinin ise kötülük ve şerr'in önderi olduğunu söylemiştik. Hayatı bir "hayır-şer" kavgası halinde görmeğe aynı zamanda " düalistik " telâkki de derler. Zira burada iki zıt kuvvet mücâdele halindedir. Kısacası bütün tarihî olaylara Allah'ın kanunları hâkimdir ve her tarihî hadise, Tanrı'nın hükümlerinin yerine getirilmesine matuf bir vakıadır.
Bu telâkki rakipsiz Ortaçağlara hâkim oldu ve halen de Katolik âleminde devam etmektedir. İslâm tarihçilerinde de aynı telâkkinin İslâmî inanışlarına uygun redaksiyonu hâkimdir. Ancak İslâm inanışında düalizm kuvvetli değildir. Zîra Tanrı her zaman şeytandan üstün ve şeytan Tanrı'nın emrindedir. Bundan başka bazı İslâm tarihçileri, ezcümle Mes’udî, teokra-tik telâkkiden ayrılmıştır. Keza İbn Miskeveyh de bu telâkkiye karşıdır. Yalnız İbn Haldun'dur ki, açık ve belirli olarak bu yoldan ayrılmış, tarihin oluşunda başka âmiller aramıştır.
2-Pozitivist Telâkkî:Bunun kurucusu A.Compte olup (öl.1853), 1837 de neşrettiği "Positiv felsefe dersleri”nde ortaya atmıştır. Bu telâkki teokratik telâkkiye taban tabana zıttır. Der ki "bizim için Ne Tanrı'yi, ne de metafizik şeyleri bilmenin imkanı yoktur. İnsan idrâki buna müsait değildir. Zîra "bu terazi bu kadar sıkleti çekmez". Felsefî düşünce insanlara hakikati öğretmez; zaten idrak de gerçeği öğrenmeye kifayet etmez. Biz ancak görüp hissettiğimiz, duyabildiğimiz eşyayı bilebiliriz. Bunları da müspet ilmin kanun ve metotları ile tetkik eder, mahiyet ve tesirlerini anlarız. İnsanın vazifesi asıl budur. A.Compte böylelikle felsefeyi gökten yere indirmiş olmaktadır.
Auguste Compte, üç hal kanunu ile izah etmiştir. İnsanlar bütün tarihi devirler boyunca şu üç devreyi geçirmişlerdir; l- Teolojik devir;insanlar bu devirde tabiat hadiselerinin mahiyetini bilemedikleri için onu gizli kuvvetlere atfetmişlerdir, 2- Metafizik düşünce devri; bu zamanda da gerçekler bazı muhayyel idelerle açıklanmak istenmiştir-. 3- Müspet düşünce devri; İşte bu zamandadır ki, hadiselerin gerçek sebepleri mukayeseler yapılarak müspet ölçülerle idrak yoluna girilmiştir. Auguste Compte'a göre toplumun tarihî safhaları bütün beşeriyetin tekamül safhaları plânında cereyan eder. Tarihî gelişmeler sosyal-psikolojik unsurlar tarafından tâyin edilir. Bunun kanunları da tarihi gelişmeler arasındaki mukayeseler yoluyla anlaşılır. İşte bun-lardan çıkan gerçek, tarihin izahıdır. Zira bu gerçek beşerî'dir. Bu telâkkî görülüyor ki, fertleri değil, toplumu esas almaktadır. Bu telâkki olaylarda hiçbir ilâhî sebep aranmaz. Ancak top-lumların psikolojik durumlarının tarihe tesir edeceğini ileriye sürer. İşte bu bakımdan tarih ele alınırsa o zaman ilim olur. Bu modern telâkkinin temellerinden birisidir. Milletlerin psikolojisini ve kültür tarihlerini A.Compte ortaya atmıştır.
3 - Materyalist Tarih telâkkisi: Bu telâkkinin kurucusu olan Kari Marx'a göre, (öl. 1883), tarihin oluşu üzerinde ne tabiat üstü ilâhî kuvvetler, ne de toplumların psikolojik-sosyal durumları müessir değildir. Tarih ancak tabiat kanunları dairesi içinde cereyan eder. Tarih, bütün hadiseler gibi mekanik bir olaydır. Tarih böyle olduğuna göre,bunun nedenini anlamak için sadece maddî kanunları bilmek kifayet edecektir. Maddî kanunların insan veya toplumlar üzerindeki tezahürlerini öğrenmek, tarih yapmak demektir.İşte bu, materyalist görülsün Tarih anlayışıdır. Umumi olarak XVII. yüzyılda başlayan bu inanışa göre, insan esasında tabiatın tir unsurudur. İnsanı tabiattan ayıkmak kabil olmadığına göre, tarih de ancak tabiat kanunları çerçevesinde ele alınabilir. Tabiatla özelliği aynı mahiyette olan beşeriyet de, tabiat kanunları içinde hareket ve faaliyette bulunabilirler. Şu halde tarih, tabiat kanunları dışında mütalaa edilemez. Bu telâkki aslında iki türlüdür:
a- Biyolojik materyalizm. Bunun esasını Darwin, (öl.1882) kurmuştur. Biyolojik tekâmül nazariyesini ortaya atan Darwin, temel baza prensipler vaz'etmiştir: Hayat bir savaştan ibarettir. Zayıflar gider,kuvvetliler kalır. Tabiat bütün böyledir ki, bu bir “tabiî tasfiye" dir. Tarihî doğu-ran savakları da ''tabii tasfiye" açısından ele almak gereklidir. Yani tarih, bir biyolojik savaş ortamının, insanlar camiasına, tatbik edilmiş şeklidir. Biyolojik nazariye aslında birtakım ma-nevi ve ilahi esaslara dayanır, Zira bu Tasfiyede dahi bir ilahi nizam fikri vardır. Fakat bu esas, tarihi hadiselere daha ziyade materyalist bir şekil alır.
b-İktisadi materyalizm, ki başlıca siması K.Marx olup, daha sonra bunu yakın arkadaşı Engele geliştirdi. Bunu daha birçokları nazariye olarak işleyip ilmi olarak ele almışlardır. Buna tarihi maddecilik de denilir ki, tekçi, monist bir görüştür. Buna göre tarih,maddi istihsalden doğar; maddi istihsal her şeyin başıdır. Manevi telâkkiler, din , diğer ruhi faktörler de tarihin temeli delildir. Cemiyetlerde bir emekçiler bir de burjuvazi vardır ki, ihtilaller, dinler, tarih bu iki sınıfın mücadelesinden esası da karın doyurmaktan ibarettir. Her türlü kültürün,inanç ve düşün-cenin temeli işte bu mücadeledir. Beşeri olan her şey bu mücadeleden doğar. K.Marx aslında hem fikir adamı,Filozof, hem de ihtilalcidir. Filozof tarafını “Das Kapital' adlı eseri ; İhtilalci yanını da 1848'de yayınlandığı '''Manifesto"su tarif eder. Buna göre insanların vazifesi aç sınıfı kurtarmaktır. İnsanları bağlayan tek bağ vardır: yaşamak isteği ; karın doyurmak arzusu. Bu gayesine erişmek için Marx, önce dini yıkmak istedi ve tanınmış din düşmanları ile, Freudbach ile işbirliği yaptı. Gerçi Marx,hayatinin sonlarına doğru eski nazariyelerinden dönüş yapmıştı. Yakın arkadaşı Engels de cim.l895, yanıldıklarını , tarihin gelişmesinde iktisâdi âmillerle birlikte diğer unsurların da bulunduğunu söylemiştir.
4- İdealist Tarih telakkisi: Bu telâkki Alman Filozofu Kant'ın (öl.1804), tarih felsefesine da-yanır. Kant bu hususta, ilki 1784’de, Dünya vatandaşlığı bakımından bir umumi tarih hakkın-da idemler" adıyla olmak üzere beş makalede bunu izah etmiştir.Kant, tarih görüşünü dokuz maddede özetler. Buna göre tarihte muntazam bir gelişme vardır. Tarihi yaratan ferttir ve in-san bu gelişmeye kabiliyetlidir. Bu, insan nevinde mevcut gelişme istidatlarının ağır ağır gerçekleşmesidir. Bütün fertler ve milletler, farkına varmadan bu ilâhı ruhun gayesi emrindedirler. Yâni herkes bu plânın gerçekleşmesi yolundadır. Kant' a göre planlı bir tarih mevcuttur. Ancak biz bu plânın kanunlarını bilemiyoruz. Ama ilerde bunlar bilinecektir. Kant bu planın esaslarının ne olabileceklerini de ortaya koymuştur. Bunlar üç esastır:
a- Kainatta akıl sahibi tek varlık insandır. İnsanda bu aklı kullanmak için gerekli istidatlar var-dır. Bu istidatlar ilâhi ruhun maksadına uygun olarak gelişir ve bu kemâle erinceye kadar devam eder. Fertlerin bütün gayretleri bundan dolayıdır.
b- Toplum içinde bazı uyuşmazlıklar vardır. Bunlar gayri-tabii gibi yürünürlerse de, aslında normaldir. Bu uyuşmazlık insanın içtimai olmayan içtimailiğidir. Zira her insan toplumda yaşamak mecburiyetindedir. Diğer taraftan her fert cemiyete karşı direnir. Çünkü insan her arzusunu yerine getirmek isteğindedir; ancak cemiyet bunu engeller. Bu direniş de normaldir; zira insan “hürriyet” vardır.İnsanlar bu "hürriyet” ilkesi yüzünden daha üstün olmak istemektedirler. İnsanları yükselten ve gelişmesini sağlayan, kâinattaki bu tenakuzdur. Tarihin oluşu da bunlardır. Her fert çalışır, zira mevki sahibi olacaktır. Kabiliyetler tekamül eder, zevkler değişir vb. Bu da ilahi planın icabıdır. Şu halde kâinattaki bu gelişme şuurludur ve cemiyeti yükseltmek gayesindedir.
c- İnsanlar tecrübe ile öğrenirler ki, uyuşmazlık halinde üzün müddet yaşayamazlar. Yalnız başlarına tek ve “hür” olarak yaşamanın mümkün olmayacağını öğrenirler. Bu şuura erme, insanları medeni topluluklar halinde yaşamaya götüren yol olmuştur. Tecrübe ile tedricen karşılıklı alışveriş, birbirlerine saygı vs. de öğrenmişlerdir. Medeni camialar bu şekilde doğmuştur, ilahi ruhun insanlara yüklediği en büyük vazife medeni seviyeleri yükseltmektir. İnsanın kendi kendisini disiplin altına alıp uyuşmazlıkları ortadan kaldırması, toplumda kültürü yaratır ve bundan da sanat ve edebiyat doğar.
Kant akla büyük değer vermektedir. Bundan sonra hürriyet duygusunu tabii bir cevher olarak kabul etmektedir. Bu da çalışma ve mücâdele zevkini doğurur. Bunları kültür, sanat, hukuk fıtrinin ezeliyet ve eşitliği gibi hususlar takip eder. İnsanlar arasında eşitlik yaratan hukuk nizamı da ilahi bir planın gerçekleşmesidir. Tarihi tekamül milletlerarası hukuk nizamı olacak ve bu nizam, ölümsüz prensip "ahlak”ı ortaya koyar. Kant' a göre ahlaklı cemiyet esas-tır. Zira ahlaksız cemiyetler akıl, izan, çalışma ve hürriyete değer vermezler. Kant’ın bu fikirleri sonları bilhassa Fichte, (öl.1814; Hegel, (öl.1631); Schelling, (öl.1854) gibi filozoflar tarafın-dan tefsir edilmiştir. Keza takipçiler olarak Schiller (öi.1805) ve tarihçi Ranke'yi sayabiliriz.
5- Hümaniter Tarih Telakkisi; Herder,(öl.1803), "insanlık tarihin felsefesi hakkında düşünce-ler” adında 1787 de yayınladığı bir yazısında bu telakkinin esaslarını ortaya koymuştur. Buna göre tarihin oluşunda insan esastır ve insan'"insanlık" denilen manevi bir kuvvete sahiptir. Bu kudret, fert, millet ve ırkların üstündedir. Fertler, kavimler, kültürler, ırklar ayrı ayrı asla tarihi gelişmeyi yaratamazlar. Asıl ''insanlık" unsuru, tarihi yaratır. Bu "insanlık" denilen cev-herin içindeki gizli faktörlerdir ki, tarihi yaratır. Tarihi olaylarda dış tesirler normal ve doğru-dur. Fakat hepsini ihata eden ortak hüviyet "insanlık" alır. Biz beşeri hayatı ayrı ayrı öğreniriz, Bunlar aslında "insanlık" unsurunun çeşitli tezahürlerinden ibarettir. Herdr'e göre tarih, insan-lığın dışında mütalaa edilen bir ilim gerçeğinden ziyâde subjektiv ve insanın kendisinin hissettiği bir şeydir. Bu bakımlardan materyalist ve idealist telakkilerden ayrılır. Bernheim'e göre, bazı tarihi hadiseler ancak bu faktörle izah edilebilmektedir.
6- Expressiyonist telâkki:Bu, tanınmış psikolog ve filozof M.Bergson'un (öl.1941), "sezgi” nazariyesine dayanan yeni bir telakkidir. Yeni bir vakıa olan "sezgi" faktörü, edebiyat ve sanatta büyük akisler bulmuştur. Önceleri bu sahada belirli olan "sezgi" unsuru, sonradan tarihe de intikal ettirilmiştir. Bunu bilhassa Frobenius, (öl.1938), uygulamıştır. Keza Lessing "Ruhsuza ruh veren tarih" adlı eserinde, Spengler de "Batının çöküşü" adlı eserlerinde bu telakkiyi işle-mişlerdir. Buna güre tarih öğrenilmez, ancak sezilir.Tarih bir ilim değil, bir seziştir ki, tarihi ilmi kanunlara bağlamak doğru değildir. Ancak sezilir ve hissedilirse tarih kavranmış olur. Tarihin bizim için en mühim tarafı, üzerimiz de bıraktığı tesirdir. İşte o zaman ancak tarih gerçek olur. "Bir tesadüfçü" olan Lessing’e göre ancak tesadüfler hadiseleri doğurur ki, bunların ise sezil-mesi lazımdır. Bu itibarla kupkuru bir tarih kitabından ziyade edebi bir tarih yazmak lazımdır. Spengler de aynı fikri ileriye sürer. Tarihi olaylarda ona göre muharrik olan vakıalar değil, "ruh” denilen cevherdir. Spengler'in batı medeniyetinin ölüme mahkum olduğunu belirtirken “Batının çöküşü” adlı eseri, bizde de büyük yankılar uyandırmıştır.
7- Jeopolitik telakki; Tarihin oluşunda, zaten hayli tesirli olduğunu evvelce de söylediğimiz coğrafyayı işleyen ve tarih ile coğrafya arasındaki münasebetleri ana temel olarak alan yeni bir görüştür, İngiltere'nin tarihinde en önemli faktör, ada oluşudur. Osmanlı imparatorluğu tarihinin büyük âmillerinden birisi de "boğazlar”dır. İşte bunlar gibi coğrafi vakıaları tarihin temeli yapan bu telakki nispeten yenidir. Jeopolitik telâkki, tarihin oluşunda yeryüzündeki kavimlerin dağılışı,ırkları, sayısı, başlıca yerüstü ve yeraltı enerji kaynakları, serrnaye hareketleri, manevi ve ideolojik faktörleri temel amiller olarak kabul eder ve araştırır. Bu, coğrafyanın yarattığı bir siyaset ilmidir ve birinci derecede âmil olan da insan değil, topraktır. Toprağın bir ruhu, arzusu vardır ki, bu üzerindeki insanları harekete sevk eder. İşte ana fikri bu sonuncu cümle olan bu telâkkinin kurucusu “Toprak Ruhu” adlı eseri ile Ratzel"dir.Keza Hitler de Bu düşünceyi Hansshofer tarafından geliştirilmiştir.Fransızlar da tarihin olusunda bir “toprak” vakıasını kabul ederler. Tarihlerini de bu toprak üzerinde gelişen bu kültürlerle birlikte mütalaa ederler.Türkler öteden beri hareketli bir millet olduklarından belirli bir “toprak” vakıaları olmamıştır. Ancak Anadolu etrafında kümelenen son Türk devletinin jeopolitik vakıalarının tespiti,milli hedef ve toprak kanunlarının belirtilmesi gereklidir.Anadolu etrafındaki stabil toprak, ancak 1923 sonrasının olmuştur.Şüphesiz bunun önemli jeopolitik durumu mevcuttur.
TARİH METODOLOJOSİ DERS NOTLARI
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu
Türkolog

Üyelik tarihi
21 Şubat 2017
Bulunduğu yer
İstanbul
Yaş
32
Mesajlar
5.835
Seslenildi
721 Mesaj
Etiketlendi
80 Konu
Ruh Hali
Tarih Telâkkileri
22 Mart 2017
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
Eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiçbir işe yaramayacaktır.

Normal