Bazı arkeolojik bulgular bilmece gibidir ve belki de birbirinden ilginç birçok teoriye de konu olmalarından dolayı insanları büyüleyen bir tarafı vardır.
Önemle belirtmek lazım ki, arkeolojik bulguların hiçbirini uzaylılarla ya da doğaüstü güçlerle açıklamak mümkün değil. Ancak nispeten yeni bir bilim olan arkeoloji, henüz her şeyi cevaplayabilmiş değil ve daha cevaplanması gereken, belki de hiçbir zaman cevaplanamayacak olan çok fazla soru var.
Bu listedeki arkeolojik bulgular, herhangi bir “uzaylı” teorisi içermese de, hâlâ gizemini koruması açısından oldukça dikkat çekici.
25- Taş Küreler (Kosta Rika)

Kosta Rika/ Taş Küreler. Fotoğraf: Museo Nacional de Costa Rica / Juan Julio Rojas
Bazılarının MÖ 6. yüzyıla tarihlendiği bu dev taş küreler Güney Kosta Rika’nın Diquis Deltasına serpiştirilmiş halde bulunurlar. Yerel dilde ‘Las Bolas’ olarak adlandırılan ve Gablo adı verilen silikatlı siyah volkanik kayalardan yapılmış olan top şeklindeki bu küreler, Kolomb Öncesi dönem uygarlıklarına ait. Bu eski kayaları inceleyen arkeologlara göre, bu kayaları kusursuz olarak küresel biçimler haline getiren insanlar, bunun için muhtemelen diğer küçük kaya parçalarından yararlanmış olabilirler.
Uzman olmayan kişilerin spekülatif yorumları Diquis Küreleri de denilen bu dev taş kürelerinin astronomik amaçlar için kullanıldığı, ya da önemli yerleri belirten ve o yöne yönlendiren işaretler olduğu yönünde. Gerçek şu ki bu kürelerin kullanım amacı tam olarak bilinmiyor. Kansas Üniversitesi’nden Antropolog John W. Hoopes’un Ocak 2016’da JSTOR Daily’ye verdiği demeçte bir zamanlar Kosta Rika’yı ve Orta Amerika’nın diğer bölgelerini dolduran Chibchan insanlarının, İspanyol fethinin ardından ortadan kaybolduğunu ve onlarla birlikte bu kürelerin amacının da ortadan kaybolduğunu belirtiyor.
24- Kleopatra’nın Mezarı (Mısır)

Fotoğraf: Lawrence Alma-Tadema
MÖ 305 ile 30 yılları arasında Mısır’ı yöneten VII. Kleopatra, Ptolemaik Krallığın son aktif hükümdarıydı.. Zekası, güzelliği ve romantik ilişkileri (hem Julius Caesar ve Mark Antony’den çocuk sahibi olması gibi) hakkındaki pek çok şey biliniyor, fakat onun gömülü olduğu yer hala gizemini koruyor.
Kleopatra ve Marcus Antonius, MÖ 31’de Aktium Savaşı sırasında eski müttefikleri Octavianus’a yenildiklerinde birlikte intihar ettiler. Ve ikili, Mısır tanrıçası İsis’in bir tapınağının yakınlarında yer alan ve yazar Plutarch’ın (MS 45-120) ‘ulvi ve güzel’ anıt olarak adlandırdığı bir bölgeye gömüldüler. Ancak mezarın tam yeri hala bir sır. Arkeologlara göre, sevgililerin mezarı bulunsa bile mezarın boş olma ihtimali oldukça yüksek, zira mezar soygunu antik zamanlarda alışılmamış bir şey değildi.
23- Atlantis (Bilinmiyor)

Fotoğraf: Nasa/Gsfc/Meti/Ersdac/Jaros ve US./Japan Aster Bilim Ekibi
Bahamalar, Yunan Adaları, Küba ve hatta Japonya’da bile olabileceği iddia edilen Kayıp Atlantis şehri, ilk olarak antik Yunan filozof Platon tarafından MÖ 360 yılında dile getirildi. Bu mitolojik adanın 10.000 yıl önce bir felaket sonucu denizin dibine batmasından önce önemli bir deniz gücü olduğu sanılıyor.
Arkeologların, Atlantis’in gerçek tarihi varlığını sorgulamalarının yanı sıra, dünyanın dört bir yanında keşfedilen batık kalıntılar arasında akla en yatkın olası yerini de tartışıyorlar. Fakat kesin delil olmaksızın Atlantis, diğer arkeolojik sırlar gibi, popüler hayal gücünü meşgul etmeye devam ediyor.
22- Stonehenge (İngiltere)

Dünyanın en ünlü anıtlarından Stonehenge olarak bilinen bu tarih öncesi anıt, MÖ 3000-1500 yılları arasında, beş evrede inşa edildi. İlk başta, Wales’den getirilen dolerit (diyabaz) taşlarından yapılmış küçük bir dikilitaş dairesinden oluşuyordu. Bugün gördüğümüz içteki dikilitaş dairesi, daha sonra devasa (ve yerel olan) dikilitaşlarla inşa edildi.
Bu megalitik taşlar yaklaşık 5000 yıl önce dizildi ve bu yapı onu inşa eden ilkel insanlar için oldukça etkileyici bir başarı. Ancak arkeologlar sadece bu bilgiden eminler. Stonehenge’in orijinal amacına ortaya koymaya çalışan ve astronomik bir gözlemevinden, dini bir şifa tapınağına ve yakılarak gömülen insan mezarlığına kadar uzanan teorilerin hiçbiri, şimdiye kadar netleştirilemedi.
21- Antik Hayvan Tuzakları (Türkiye, Mısır, Ürdün)

Fotoğraf: dreamstime
İsrail, Mısır ve Ürdün çöllerini çaprazlama bir şekilde geçen bu alçak taş duvarlar, 20. yüzyılın başında pilotlar tarafından keşfedildikleri andan itibaren arkeologları şaşkına çeviriyor.
MÖ 300’lere tarihlenen ve 64 km uzunluğundaki bu hat dizisi, havadan görünümleri bir uçurtmayı andırdığı için ‘uçurtmalar’ olarak da adlandırılıyor.
Bu ‘Uçurtmalar’ın amacının vahşi hayvanları daha kolay bir şekilde ve çok sayıda avlayabilmek için küçük bir çukura doğru yöneltmek olduğunu iddia eden yakın zamandaki yeni bir araştırma, bu duvarların gizemini biraz çözmüş olabilir. Bu verimli sistem, yerel avcıların yerel fauna hakkında önceden düşünülenden daha fazla şey bildiğini ortaya çıkarıyor. Son yapılan araştırmalarda bu tuzaklardan Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde de çok sayıda keşfedildi.
20- Mısır Piramitleri (Mısır)

Fotoğraf: stock.xchng
Hala açığa çıkabilecek pek çok bilinmezinin yanı sıra Mısır Piramitleri hakkında sadece şu ana kadar bildiklerimiz bile inanılmaz derecede büyüleyici.
Neredeyse 5000 yıl önce günümüz Kahire’sinin yer aldığı bu bölgede inşa edilen 3 piramit kompleksi, antik Mısırlıların firavunlarına olan hürmetini ve ölümden sonra yaşama olan incelikli inançlarının ahiti olarak bölgeye hükmediyor.
Arkeologlar hala piramitlerin içine inşa edilmiş yeni tüneller ve bölümler keşfediyor ve bu büyük anıtların yapım tekniklerine dair ipucu arıyorlar.
19- Torino Kefeni

Belki de hiçbir arkeolojik buluş İsa Mesih’in gömü örtüsü olduğuna inanılan esrarengiz Torino Kefeni’nden daha fazla tartışılmamıştır. Bu uzun bez parçası, kan izleri ve bir bedeninin koyu renkli izlerini taşıyor.
Katolik Kilisesi, bu kefenin varlığını MS 1353’te Fransa’nın Lirey kentindeki bir kilisede ortaya çıktığında resmi olarak kabul etti. Ancak kefenin efsanesi MS. 30 ya da 33’e kadar uzanıyor.
Efsaneye göre kefen, Eski Filistin’in güney bölgesinden Edessa’ya yani Urfa’ya, daha sonra Konstantinopolis’e yani İstanbul’a taşınmıştır. Haçlılar, MS 1204’te Constantinople’ı işgal ettiklerinde, örtü Atina- Yunanistan’a taşındı. Burada MS 1225’e kadar tutulduğu iddia ediliyor.
1980’de ise araştırmacılar karbon14 metodu ile bu kumaş parçasının gerçek yaşını hesaplamak için çalışmalara başladılar ve İsa’ya ait olduğu iddia edilen bu gömü örtüsünün MS 1260 ila 1390 yılları arasında yapılmış olduğunu tespit ettiler. Başka bir deyişle, bilim insanları bezin büyük olasılıkla bir Ortaçağ sahtekarlığı olduğunu tespit ettiler. Bununla birlikte, bu araştırmayı eleştiren bir diğer kitle ise, İsa’nın ölümünden yüzyıllar sonra gerçek örtüye dikilmiş yeni bölümlerin tarihlendirilmiş olabileceğini iddia ederek, bunun kefenin neden gerçekte olduğundan daha “yeni” olduğunun açıklaması olduğunu savunuyor.
18- Ölü Deniz Parşömenleri – Bakır Tomar Hazinesi (Filistin)

1952’de Kumran’da keşfedilen eski bir bakır tomar, büyük miktarda gizli altın ve gümüşü tarif edebilir, ancak hiç kimse o hazinenin var olup olmadığını ya da nerede olabileceğini bilmiyor. Bakır tomarlar, Filistin topraklarında şimdi Batı Şeria olarak bilinen bölgede bulunan Ölü Deniz Parşömenleri arasında bulundu. Roma İmparatorluğu’nun Kumran yerleşimini kontrol altına alması yaklaşık 2.000 yıl öncesine dayanıyor. Araştırmacılar, bu tomarların, bölgenin Roma güçlerine karşı sıkça yapılan ayaklanmalar sırasında yerli halk tarafından gizlenmiş bir hazineyi tarif edebileceğine inanıyorlar.
17- Ahit Sandığı (Kudüs)

Fotoğraf: I. Vassil, Wikimedia
Ahit Sandığı, Tevrat’a göre, 10 emirin yazılı olduğu taş tabletleri içeren altınla kaplanmış ahşap bir sandık. Antik çağlarda bu kutsal kutu, Kudüs’te Yahudi bir ibadet yeri olan Birinci Tapınakta tutuluyordu. Fakat İlk Tapınak, İbranice İncil’e göre, Kral II. Nebukadnessar tarafından yönetilen bir Babil ordusu tarafından 587’de tahrip edildi. Bu tarihten itibaren, birçok kişi (hem gerçek hem de kurgusal) Ahit Sandığını aramak için oraya gitmiş olsa da, ona ne olduğunu kesinlikle kimse bilmiyor.
Şu ana kadar hiçkimse kutsal sandığı bulamadı (elbette Indiana Jones dışında). Bazı eski raporlar, Nebukadnezar’ın kenti yağmaladıktan sonra sandığı Babil’e götürdüklerini söylüyor. Diğerleri ise sandığın Kudüs’te bir yere gömüldüğünü veya İlk Tapınak ile birlikte yok edildiğini söylüyor. Modern raporlar ise, sandığın Etiyopya’daki bir manastırda olduğunu gösteriyor.
Ve kısa süre önce tercüme edilmiş eski bir İbranice metin, Ahit Sandığı’nın kendi kendine ortaya çıkacağını, ancak bunun Davut oğlu Mesih’in geleceği güne kadar gerçekleşmeyeceğini belirtir.
16- Voynich Elyazması (İtalya?)

Fotoğraf: Beinecke Nadir Eserler ve Elyazmaları Kütüphanesi, Yale Üniversitesi
20. yüzyılın en çok konuşulan kitaplarından birisi ve hiçkimsenin okuyamadığı eski bir metin. Voynich el yazması, 1912 yılında antik bir kitapçı tarafından keşfedilen, bilinmeyen bir alfabeyle yazılmış ve çıplak kadın vücudundan şifalı bitkilere ve Zodyak işaretlerinden oluşan bir dizi resim içeren 250 sayfalık bir kitap.
Şu anda Yale Üniversitesi’nin Beinecke Nadir Kitap ve El Yazması Kütüphanesi’nde yer alan kitap, araştırmacılara göre 600 yıl öncesine dayanıyor ve Orta Avrupa’da yazıldığı düşünülüyor. Bazı bilim insanları, kitabın anlaşılmaz kelimelerle dolu bir Rönesans dönemi aldatmacası olduğuna inanıyor olsa da, kitabın metninin bilinmeyen bir dilde yazıldığını düşünenler de var. Diğerleri ise kitabın henüz kırılmaması gereken birtakım kodları olduğuna inanıyor.
İngiltere’deki Bedfordshire Üniversitesi’nden dilbilimci Profesör Stephen Bax, Şubat 2014’te Voynich elyazması karakterlerinin 14’ünü deşifre ettiğini iddia etti. Kitap, muhtemelen doğa üzerine bir tez yazısı olup, Yakın Doğu veya Asya dilinde yazıldığı iddia ediliyor.
15- Kayıp Çin Uygarlığı – Sanxingdui (Çin)

Fotoğraf: Creative Commons
Her şaşırtıcı arkeolojik keşif, deneyimli bir arkeolog tarafından yapılmaz. 1929’da, Çin’in Sichuan eyaletinde bir kanalizasyon hendeğinin tamirini yapan bir adam, yeşim ve taş eserlerden oluşan bir hazine ortaya çıkardı. Bu kıymetli hazine özel koleksiyoncuların eline geçti ve 1986’da bölgede çalışan arkeologlar, yeşim, fildişi ve bronz heykeller de dahil olmak üzere Bronz Çağı hazineleri ile dolu iki çukur daha ortaya çıkardılar.
Peki bu gizli harikaları kimler yarattı? Araştırmacılar şimdi 3.000 ila 2.800 yıl önce çökmüş bir uygarlık olan Sanxingdui medeniyeti üyelerinin bu eserlere imza attığına inanıyorlar. Arkeologlar artık Sanxingdui’nin bir zamanlar Minjiang Nehri kıyısındaki duvarlı bir şehirde yaşadığını biliyorlar. Ama neden bu şehri terk ettikleri ve kaçmadan önce neden bu çukurlara bu kadar çok eser gömdükleri araştırmacılar arasında spekülasyon kaynağı. Kayıp uygarlığın 3000 ila 2800 yıl önce şehri kasıtlı olarak terk ettiği tahmin ediliyor fakat kazı başkanı Niannian Fan, şehri terk etmek için ortaya atılan “savaş” ve “sel” nedenlerinden hiçbirini ikna edici bulmadığını söylüyor. Jeolojik izlere göre, 3300 ila 2200 yıl önce, o bölgede büyük bir deprem ve toprak kayması söz konusu. Bu toprak kaymasının, şehrin yanındaki nehri kestiği ve Sanxingdui’nin su kaynağını yok etmiş olabileceği düşünülüyor. Otoritelere göre bu hipotez, spekülatif olabilir fakat uygarlığın ortadan kaybolması veya başka bir yere taşınmasını açıklayabilir.
14- Nuh’un Gemisi (Türkiye)

Ağrı Dağı
Bazı şeyler o kadar ilginçtir ki tekrar tekrar keşfedilirler – örneğin Nuh’un gemisi. Bu kutsal gemi, birçok insan tarafından defalarca keşfedildi … ya da keşfedildi mi?
Dünyanın dört bir yanından gelen amatör arkeologlar, yüzyıllarca, Ağrı Dağı ve çevresinde, geminin kanıtlarını bulduklarını iddia ettiler. Ama diğer araştırmacılar ise, Nuh’un devasa gemisinin gerçekten inşa edilip edilmediğinden kuşku duyuyorlar. Atlantis gibi, Nuh’un Gemisi de hiç varolmamış olma ihtimaline rağmen tekrar tekrar çözülmeye devam edecek olan bir arkeolojik gizem.
13- Kayıp Maya Uygarlığı (Orta Amerika)

Fotoğraf: Zap Ichigo, Shutterstock
Altı yüzyıl süresince gelişen bir medeniyet nasıl ortadan kalkar? Güney Meksika’da ve Orta Amerika’da çalışan arkeologların onlarca yıldır çözmeye çalıştıkları bir gizem bu.
MS 900 civarında, Maya uygarlığı çöktüğü düşünülüyor, ancak bu düşüşün nedenleri henüz belli değil. Bilimsel çalışmalar, Maya’nın çöküşünde kuraklığın önemli bir rol oynamış olabileceğini düşündürüyor. 2012 yılında Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, Maya ormanları daha büyük şehirler ve tarım arazileri için yokettiğinde, kazara hali hazırda sık görülen kuraklığı daha da kötüleştirmiş olabilirler.
Diğer araştırmacılar ise, toprak parçalanmasının ve azalan av popülasyonların (özellikle beyaz kuyruklu geyiğin) Maya’nın sonuna etki ettiğini öne sürüyor. Yine diğer bazı uzmanlar da ticaret yollarının ve iç siyasi çatışmaların, bir zamanlar çok büyük olan bu imparatorluğun sonunu hızlandırdığını belirtiyor.
12- Khatt Shebib (Ürdün)

150 kilometre uzunluğundaki taş duvarın çok belirgin bir amacı olacağı düşünülebilir, ancak Khatt Shebib’in durumunda bu geçerli değil. Ürdün’deki bu gizemli duvar ilk kez 1948’de kaydedildi ve arkeologlar bu duvarın neden, ne zaman ve kim tarafından inşa edildiğinden emin değiller.
Duvar kuzey-kuzeydoğu ile güney-güneybatı arasında uzanıyor ve iki duvarın yan yana durduğu bölümlerin yanı sıra duvarın kollara ayrıldığı bölümler de bulunuyor. Günümüzde duvar harabe halinde ancak yapıldığı dönemde 1 metre yüksekliğinde ve 0.5 metre eninde olduğu düşünülüyor. Khatt Shebib’in işgal ordularından korunmak için inşa edilmeleri ihtimal dahilinde değil ancak, örneğin aç bir keçi gibi daha az tehditkar olan düşmanları uzakta tutmak için inşa edilmiş olabilir. Ürdün’deki arkeologlara göre, duvarın batısında bulunan tarım izleri, yapının eski tarım arazileri ile göçebe çiftçilerin mera alanları arasında bir sınır görevi yapmış olabileceğini düşündürüyor.
11- Büyük Taş Çemberler (Ürdün)

Fotoğraf: David L. Kennedy, APAAME_20040601_DLK-0041
Arkeologlar için Ürdün’de şaşkınlık yaratan tek eski yapı Khatt Shebib değil; 2000 yıl öncesine dayanan ve Ürdün kırsalında bulunan çember taş dizileri de bilim insanlarınının kafalarını karıştırmaya devam ediyor.
Kısaca “Büyük Çemberler” olarak bilinen bu yapıların şimdiye kadar 11 tanesi Ürdün’de bulundu. Çemberlerin çapı yaklaşık 400 metre olup sadece birkaç metre yüksekliğindeler. Bu kısa duvarlı çemberlerden hiçbirinin insanlar ya da hayvanların geçebilmesi için açıklıkları yok, bu nedenle arkeologlara göre besi hayvanı ağılı olmaları ihtimal dahilinde değil. Peki bunlar tam olarak neydi? Kimse bilmiyor.
Araştırmacılar şimdi Ortadoğu’daki diğer dairesel taş yapılarla Büyük Çemberleri karşılaştırarak bu yapının gizemli amaçlarını anlamaya çalışıyorlar.
10- Cochno Taşı (İskoçya)

Fotoğraf: Glasgow Üniversitesi
2016’da İskoçya’nın Glasgow kentinde, arkeologlar 5.000 yıllık bir taş levha ve aslında onun gizemli geçmişini kazdılar.
13 x 8 metre ölçülerindeki Cochno Stone adlı bu taş “çanak ve halka izleri” olarak bilinen ve dünyanın başka yerlerindeki tarih öncesi bölgelerde de tespit edilen, kendi içinde dönen desenler içeriyor. Glasgow Üniversitesi’nde arkeolog ve kıdemli öğretim görevlisi olan Kenny Brophy’ye göre, bunlar antik sanat eseri örnekleri olabilir.
1930’larda Concho Taşı’nı inceleyen araştırmacılar, taş yazıtların tutulmalar gibi astronomik olaylarla bağlantılı olabileceğine inanıyorlardı, ancak Brophy bunun böyle olduğunu düşünmüyor. O ve araştırma ekibi, şu anda tarih öncesi insanların onu nasıl kullanmış olabileceğini ayırt etmek için taşı daha yakından inceliyorlar.
Meltem


Üyelik tarihi
14 Aralık 2014
Mesajlar
11.145
Seslenildi
2190 Mesaj
Etiketlendi
310 Konu
Hala Gizemini Koruyan 25 Arkeolojik Bulgu
26 Aralık 2017
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
gnaremoob bunu beğendi.

6Beğeniler








karışmam
Normal