sesim, durmadan eksiliyor içimden
gidişin, bir çöl gecesi hâlâ
mecâlsizim / yorgunum boşluğu solumaktan
koca bir dağ ağırlığı üzerimde

hüznün yaylım ateşinden
gün begün düş /ürüyor hazan yaprakları

eskil anıların kavruğu
boş çerçevede bir selâ çiçeği
onda, hangi yüz sen olabilir ki !
uzanamıyor güneşe; açamıyor güz gülü

gölgenin yokluğunda koyu bir hüzzam çınlıyor gitgide
karanlık boyuyor sokağımı
uyanmayacak bu içimdeki gece
yer açılmayacak güne

hangi hekim kapatır bu yarayı
kanatları kırılan kuş nasıl uçar

kurak içime
olmayan yağmur bulutunu
hangi rüzgâr var eder üstümde

salkım söğütler gibi uzansam bir dereye
yıkanır mı içimdeki acılar
giderir mi sana susuzluğumu

ne kadar çoksun ve ne kadar az
dünyama ses veremeyen
bir toprak kadar
ne yapsam durulmuyor içim sensiz…
bu hâl böyle, mahşere kadar sürecek Anne