poyrazın elleri döverken içimdeki denizi
sabır feryâdımla yarıldı bedenim
talazlanan yüreğim/den
çavlan bir hüzün aktı içimde sessizce
bir kurt kemirip beynimi
doladı saçlarımı geceye
ıssız bir bozkıra sürüklendim /durmadan
boş/a /luğa düştü uyku göz kapaklarımdan

mağlubiyet olmadı, derdim tasam
kalbimden fire veren sevgilerin ihaneti
yüzüme kibirle düşen dil lekesiydi
beni ateşlere salan

gönül gözünü kapamış vicdansız ellerin
fanusuna saklanıp
soluğuna kıyametleri salması
sana değildir bir tek
daha ölmedin
yere düşen günü kaldıracak gücün var
eli boşa saldırmak hangi kitapta yazar
bırak, içindeki abdalı aptal sansın onlar

bir gün gelip bu rüzgâr da dinecek
bu ayaz da geçecek
törpülenirken bir yerlerinden
diğer yanın filiz verecek
dolanmasın boynun, sözde/ki kurt kapanına
sorgun sualin /ne de vebâlin var senin

şimdi yeşilinden öksüz bir baharsa elindeki
kazı toprağını tırnaklarınla her zaman ki gibi
sevgiyle sula ver kendine değerini
esrik gülümseyişleri unuttur içindeki çocuğa
karlar kalkınca, kir çıkar ortaya

yenilmedin/ yenilmeyeceksin
iklimsizdir papatyalar bilirsin
yine açacaksın dağ bayır, özgürce
yakmadın hiçbir ateşi sen, kinle öfkeyle
sensin insanlığı değişmeyen
aldatmasın seni uçurumlar
ilişmesin artık yüzüne gam keder
mutlu bayramlar getirip koy çocukluğundan
yağmurlar inmiş gözlerini O gör(ür)dü
Tanrı şahidindir, bu yeter sana