Günün Sözü DamlaPenia.
Her şey neye layıksa ona dönüşür. -Mevlana
Etiket Listesi

Like Tree1Beğeniler
  • 1 Post By Damla
Seçenekler
Seçenekler
Stil
Damla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
14 Aralık 2014
Bulunduğu yer
İzmir.
Mesajlar
45.997
Seslenildi
8368 Mesaj
Etiketlendi
235 Konu

gul Moskova Antlaşmasına Giden Yol | Atatürk Günlüğü

21 Aralık 2016
1

Moskova Antlaşmasına Giden Yol | Atatürk Günlüğü


Milli Mücadele Dönemi TBMM Bolşevik İlişkileri..
''Millî Mücadele ile aynı döneme rastlayan Bolşevik ihtilali sürecinde iki ezeli düşman toplum, işbirliği ve anlaşma zemininde buluşmuştur. Osmanlı döneminde başlayan ilişkiler Millî Mücadele döneminde de karşılıklı yardımlaşma ve emperyalistlere karşı işbirliğini esas almaktaydı. Bu konudaki Mustafa Kemal Atatürk tavrı açıktır. Bolşeviklerle yardımlaşılabileceğini ancak Bolşevik propagandası ve Bolşeviklerin Ermeniler ile ilgili politikalarının dikkatle izlenmesi gerektiğini düşünmektedir. Bu süreç içinde iki devlet birbirlerine kuşku ile ve temkinli olarak yaklaşmıştır.
Bu şartlar altında Millî Mücadele TBMM’sinin en önemli antlaşmalarından biri imzalanmış ve bu antlaşmanın sonunda Anadolu hareketine silah, mühimmat, erzak yardımı yapılmıştır. Ancak bu antlaşmanın hepsinden önemli tarafı Anadolu hareketinin güçlü bir dünya devleti ile masaya oturması ile varlığını ve gücünü pekiştirmesi olmuştur.
Tarihe “Ekim Devrimi” diye kaydedilen Bolşeviklerin iktidarı ele geçirişi, eski Rus takvimine göre 25 Ekim 1917’yi göstermektedir. Yeni takvime göre 7 Kasım gününe isabet eden olay, Osmanlı ve sonraki Türk Devleti’nin kuzey politikasında önemli değişikliklere sebep olmuştur.

Emperyalist Batı ülkelerine karşı aynı kaderi paylaşan iki tarafın, Rusya ve Anadolu hareketinin daha önce var olan tarihi düşmanlıkların gözardı edilmesi ve birbirlerine yumuşak tavır takınmaları, birbirlerinden yararlanma yollarını araştırmaları gerekmekteydi. Bu sebepledir ki, ilişkilerin sıklaşması ve ideolojik yakınlaşma görüntüsü verilmesi bu döneme rastlamaktadır.
Mondros bırakışmasından sonra Moskova ile İstanbul Hükümeti arasındaki resmi ilişkiler kesilmiştir. İlişkiler ancak Ankara Hükümetinin kurulması ile başlamıştır. Ara dönemde ilişki kurma çabalarına rastlanmakta ise de bu döneme ait belgelerin bulunmayışı ilişkilerin düzeyinin belirlenmesinde zorluklar yaratmaktadır.

Osmanlı ordusunun bir subayı olarak Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in Bolşeviklerle ilişki kurulması yönündeki ilk düşüncelerine, Kazım Karabekir’e çektiği bu yöndeki bir telgraf metninde rastlamaktayız. Bolşeviklerle yapılacak bir anlaşma ile Anadolu kuvvetlerinin bunlardan yardım alabileceği üzerinde duran Mustafa Kemal, ayrıca Bolşevik propagandası ve Ermenilere karşı takınılacak tavır hususunda çekincelerini de dile getirmektedir.
Şüphesiz ki, bu yaklaşımlar yeni başlayan bir hareketin stratejisi sayılamaz ancak burada başlayan fikirler, zamanla, yeni hareketin olgunlaşması ile kendilerini göstereceklerdir.
Bu dönemde Bolşeviklerle ilişki kurma girişimlerinde İstanbul’daki İttihat ve Terakki Örgütü’nün yeraltı teşkilatı diye anılan “Karakol Cemiyeti”nin rolü büyüktür. Dönemin Dağıstan Bolşevik Partisi’nin bir raporunda şöyle denilmektedir.
“Karakol adındaki Türk devrimci komitesi… Dağıstan’a Türk subayları göndermektedir… Cemiyetin Türk subayları, doğuda İngiltere’nin nüfuzunu yıkmak istediklerinden, Dağıstan’a İngiltere ile mücadele aracı gözü ile bakmaktadır ve İngiltere’nin baş düşmanının Sovyet Rusya olduğunu iyice bildiklerinden, Bolşeviklerle el ele verip, anlaşarak çalışmaktadırlar.”
Karakol’un lideri Kara Vasıf Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal ve ekibiyle birlikte çalıştığına dair bir söz vermiş olmakla birlikte bağımsız çalışmalarına da devam etmekteydi.
Bu gelişmeler, daha sonra da devam edecek olan İttihat ve Terakki Örgütü ile Mustafa Kemal arasındaki problemli ilişkilerin bir örneğini teşkil etmektedir.

Kara Vasıf Bey, Karakol Cemiyeti adına 1919 ekim-kasım aylarında Bolşevik hükümetinin temsilcisi Albay İlyaçef ile İstanbul’da görüşmelerde bulunmuştu.
Daha sonra Karakol cemiyetini temsilen Bakü’de bulunan Baha Sait Bey, Uşak kongresi delegesi sıfatıyla Rusya Bolşevik Partisi Kafkas bölge Komitesi ile bir antlaşma imzalar, ancak bu antlaşmayı tarafların merkezleri tanımayacaktır. Bu antlaşma, Karakol cemiyetinin Millî Mücadele’de söz sahibi olma ve kontrolü ele geçirme çabalarının bir ürünü olarak görülmektedir.
Anadolu hareketi, Kızılordu’nun ilerlemesi ve bu arada İngilizlerin Türkleri Kafkas şeddinin bir parçası haline getirme çabalarının arasında kalmıştır. Kafkas şeddi İngilizlerin, Kafkasya’da bir tampon bölge oluşturup Türk ve Kafkas güçlerini Ruslara karşı birleştirmek, özellikle Ermenistan’ı güçlendirerek Rusların Kafkasya’ya inmelerini engellemek düşüncelerinden oluşmaktaydı. Bölgeden gönderdiği 22 Ocak tarihli raporunda Kazım Karabekir ikili oynama tavsiyesinde bulunur.
Mustafa Kemal’in bunun karşısında 5 Şubat tarihli durum değerlendirmesinde farklı düşünceleri vardır. İngilizlerin Kafkas şeddi projesini Türklerin kesin yok edilme stratejisi olarak tanımladıktan sonra, alınacak önlemleri şu şekilde sıralar:
''Doğu cephesinde resmi veya resmi olmayan seferberlik yaparak Kafkas şeddini arkadan yıkacak güçleri yığmaya başlamak, yeni Kafkas hükümetleriyle ve özellikle Azerbaycan ve Dağıstan gibi İslam hükümetleriyle acele olarak ilişki kurarak itilaf planına karşı kararlarını ve durumlarını anlamak, Kafkas milletleri bize set olmaya karar verdikleri halde saldın harekatımızı birleştirmek için Bolşeviklerle anlaşmak ve içten millî örgütlenmeyi son derecede genişletmek ve güçlendirmek, silah, cephane ve malzememizi vermemek için silah kullanmaktır. En önemli görev ise İtilafın zaman kazanmasına meydan vermemek ve onun maskesini atıp memleketin tüm direniş unsurlarını birleştirecek bir neden yaratmaya zorlamaktır.''

Mustafa Kemal’in açık tavrı karşısında farklı görüşler vardır. Bunlardan birincisi yukarıda bahsettiğimiz Kazım Karabekir’in tarafsızlık görüşüdür. Diğer bir görüş de Fevzi Paşa ve İstanbul’daki diğer paşalarındır. Bunlar İngilizlerle anlaşarak ve Osmanlı ülkesinin bağımsızlığını onaylatmak şartı ile Kafkas Şeddi konusunda yardım edilebileceğini söylemektedirler.
Mustafa Kemal’in ısrarlı tutumu ile karşılaşan Karabekir Paşa İngilizlerin bölgedeki temsilcisi Yarbay Rawlinson’la görüşür.
İngilizlerin bu şeddi kurmak için asker gönderemeyeceklerini, bu yüzden Türklerle anlaşmak istediklerini anlayan Kazım Karabekir ortada İngiliz askerleri yokken Kafkas şeddinin nereden çıktığının bildirilmesini ister ve durum bu noktada bırakılır.
Mustafa Kemal bu arada Karakol cemiyetinin hareketlerini kontrol altına alma gayreti içine girmiştir. Kara Vasıf Bey, Baha Sait Bey’in yaptığı antlaşma metnini onaylanmak üzere Ankara’ya bir mektupla iletince, Vasıf Bey’e ve Kazım Karabekir vasıtasıyla Bakü’deki Halil Paşa’ya Baha Sait Bey’in Anadolu’yu temsil etmediğini bildirir.
Bu arada artık Bolşeviklerle Anadolu hareketinin ilişki içine girmesi gerektiğini, ve bunun için gönderdiği 11 Mart 1920 tarihli telgrafında, Karabekir’den bir heyet hazırlamasını ister.
Bu arada Kızılordu ilerlemektedir. Kafkas şeddi projesi de tutmamıştır. Karabekir, Batum ve çevresinde Bolşevikliği teşvik ederek bölgedeki yerel güçlerden yararlanılabileceği düşüncesini Mustafa Kemal’e iletir. Mustafa Kemal’den
“Bolşeviklik kurulması yolundaki görüşünüze bütünüyle katılırız” cevabını alır.
Fırsatı değerlendirmek isteyen “Trabzon’daki 3. fırka kumandanı Rüştü Bey, 21 Mart’ta Karabekir’e Bolşeviklik kisvesi altında Ermenistan’a bir harekat yapılmasını böylece güneye inen Kızılordu ile birleşilebileceğini bildirir.”
Karabekir, uygun bir zamanın beklenmesini belirttikten sonra Mustafa Kemal’e telgraf çekerek, Elviye-i Selase’yi işgal edeceğini bildirir.
Kazım Karabekir’e beklediği izin gelmez. Vakıa Mustafa Kemal’den bu yönde bir telgraf gelir ancak hareket emri değil hazırlık bildirişidir.
Ayrıca Karabekir’in verdiği bu kararın ne kadar isabetli olduğunu bildirmektedir. Mustafa Kemal ile diğer paşaların arasındaki görüş ayrılıklarından kaynaklanan ikilik hareketin sonuç vermemesine neden olur. İtilaftan umudunu kesmeyen, bu yüzden Bolşeviklere yaklaşmak istemeyen grubun engellemeleri sonucu beklenen harekat yapılamaz.
Mustafa Kemal resmi temsilcilerin gönderilmesi için Meclisin açılmasını beklemektedir. Mustafa Kemal 24 Nisan 1920’de Meclis açılışı münasebetiyle gizli celsede verdiği
“Ahvali dahiliye hakkında beyanatı”nda TBMM’nin iç ve dış politika ilkeleri ve hedeflerini açıklar. Ona göre, Bolşeviklikten korkan Avrupa’nın endişelerini de göz önünde bulundurarak, ülke şartlarının dikkate alınması ve TBMM’nin kendi noktai nazarının baki kalması şartı ile, Bolşeviklerden istifade edilebilir. Bu konudaki temaslara başlandığından da bahseder.''
Bolşevik Rusya’yla bir hükümet olarak temas kurabilmek için ilk resmi görüşme hazırlıkları meclisin açılışı ile başlamıştır. Kazım Karabekir’in hazırladığı teklifler metni esas alınarak, Mustafa Kemal tarafından yeni bir metin hazırlanır ve Karabekir’e tellenir.
Hazırlanan metne Karabekir tarafından:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Moskova Hükümetine Birinci Teklifhamesidir.” başlığı konur. Karabekir teklifnameyi, bir kurye ile Bakü’de bulunan Halil Paşa’ya ulaştırmak ve onların vasıtası ile de Moskova’ya göndermek niyetindedir. Ancak bu arada Kızılordu’nun Azerbaycan’a girmesi ile İngilizlerin Batum yolunu kapatmaları sonucu mektup Bakü’ye ulaşamaz.
Bunun üzerine başka bir kurye Trabzon’dan motorla Novorosisk’e geçer ve bu yoldan Moskova’ya mektubu ulaştırır.
22 Mayıs ayının 20’sine doğru Dışişleri Komiseri Çiçerin’e ulaştırılan teklifnamede; Emperyalistlere karşı Bolşeviklerle beraber çalışma teklifi, Bolşevik kuvvetlerin Gürcistan’a askeri harekat yapması halinde Türk kuvvetlerinin Gürcistan’ın Bolşevik olması yolunda gayret sarfedeceği, Ermeni hükümeti üzerine askeri harekat icra edebileceği belirtilmekte ve Azerbaycan Hükümetine Bolşevik esaslarını kabul ettirme taahhüt edilmekte, buna karşılık da para erzak ve cephane hususunda yardım talep edilmektedir.
İttihatçılar Moskova’da...
Heyet, 11 Mayıs 1920 günü Ankara’dan yola çıkıp, 19 Temmuz günü Moskova’ya varmıştır. Ancak; heyetin Moskova’ya varmasından önce, İttihat Terakki ileri gelenleri ve Dr. Fuat Sabit Bey’ler Moskova’ya gelip temaslara başlamışlardır.
Halil Paşa ve Fuat Sabit 16 Mayıs’ta, Enver Paşa, Cemal Paşa ve Dr. Bahaddin Şakir Bey’ler de 27 Mayıs tarihinde Moskova’ya gelirler. Ayrıca bu tarihte Mustafa Suphi ve arkadaşları Türkistan’dan Bakü’ye geçerler.
Burada Halil Paşa’nın ikili bir rolü söz konusudur. Ankara’nın temsilcisi olması itibari ile Ankara ile haberleşmektedir.
Ayrıca Moskova’da bulunan İttihatçı önderlerle bir arada görüşmeleri yürütmektedir. Görüşmelerin İttihatçı ağırlığı konularından belli olmaktadır. 3 Haziran’da, Rusya dışişleri doğu işleri müdürü Voznesenski ile yapılan görüşmede Cemal Paşa ve Bahaddin Şakir de bulunmuş, doğu devrimi projesi ile Halil Paşa’nın İran Başkumandanlığı karara bağlanmıştır.
Görüşmede Ermeni sorununun konuşulduğu ve Batı kamuoyunu yatıştırmak için bazı fedakârlıklar yapılması gerektiği üzerinde durulur.
Görüşmelerin sonunda, Ankara’ya gidecek ilk yardım kafilesi ile birlikte Moskova’nın Ankara temsilcisinin 16 Haziran’da yola çıkması kararlaştırılır. Bu arada hazırlanan heyetin yola çıkmasının ertelenmesi sözkonusu olur. Ankara’nın Fransızlarla imzaladığı 30 Mayıs tarihli bırakışma, Moskova’da tedirginlikle karşılanır. Bunun yanı sıra Gence’de Kızılordu’ya karşı ayaklanan Nuri Paşa ve diğer Türk subaylarının varlığı Rusların Ankara hükümeti ile ilgili kuşkularını arttırmaktadır. Halil Paşa bütün bu kuşkuların giderilmesi için Çiçerin’le görüşür.
İngilizler bu durumdan istifade ederek Azerbaycan’da Türklerle İngilizlerin Bolşevikler aleyhine ittifak edecekleri yönünde bir propaganda başlatmışlardır. Bu konu ile ilgili Karabekir’den Ankara’ya çekilen telgraf karşısında Bakanlar kurulu hemen toplanarak bir tekzip metni yayınlar.
Moskova, Halil Paşa ve ekibiyle görüşürken aynı zamanda Ermenistan ile de görüşmelerini sürdürmektedir. Bu görüşmenin sonunda Moskova’nın Ermenistan ile Ankara arasında Doğu Anadolu hususunda arabuluculuk yapması kararlaştırılır.
Ardından yardım heyeti yola çıkar. Yardım heyetinde 500 kilo altın ve Çiçerin’den Mustafa Kemal’e yazılmış bir mektup vardır.
TBMM Heyeti’nin Moskova’ya Varışı ve Moskova Görüşmeleri..
Türk Heyeti Moskova’ya uzun bir çabadan sonra ulaşır. Daha sonra 16-17 Ekim tarihinde TBMM’nde Yusuf Kemal Bey’in, Moskova’da yaptığı faaliyetler hakkında iki gün süren konuşmada anlatılanlar görüşmeyi özetlemektedir:
Hareketinden yetmişbirinci günü heyet Moskova’ya varır. Petersburg’da Üçüncü Enternasyonal toplantısı olduğu için heyeti karşılamaya kimse gelmez. Hariciye Komiserliğinden bir görevli bunları bir saat sonra almaya gelir. Üç gün sonra da Hariciye Komiseri ile komiserlik müsteşarı ile görüşme karan alınır. Çiçerin konuşmaya başlayınca ilk sözü, daha önce Halil Paşa ile bir antlaşma akdettiklerini hatırlatmak ve bu hususların Halil Paşa tarafından Ankara Hükümeti’ne anlatılacağını bildirmek olmuştur. İkinci olarak da Fransızlarla yapılan mütarekenin keyfiyeti hakkında bilgi istemiştir. Ardından kendilerinin İngilizlerle yapılan görüşmeleri hakkında kısa bir bilgi vermiştir. Çiçerin’le yapılan bu kısa görüşmenin ardından yardımcısı Karahan ile müzakerelere geçilmiştir.
29 Ağustos tarihinde durum bir raporla Ankara’ya bildirilir. Ankara’da toplanan bakanlar kurulu bir mütalâa kararı yayınlar ve durumu protesto eder.
Bir adım daha ileri giderek Vrangel orduları ile yardımlaşabilecekleri tehdidinde bulunur.
Moskova’daki heyet bu arada Çiçerin ve Lenin’le görüşme çabası içindedir. Lenin, yapılan görüşmede durumun düzeltileceğine ilişkin söz verir.
Fakat Çiçerin, Türkler ve Ermenistan arasında ortaya çıkan sorunun hallinde isteksiz davranmaktadır.
Türk heyetinin, Kafkasya’da Türk Rus irtibatının sağlanması ve Anadolu’ya silah sevkiyatının rahat yapılabilmesi için gerekli olan Şahtahtı yolunun açılması ısrarı üzerine Çiçerin, birkaç gün içinde cevap verebileceğini söyleyip görüşmeyi bırakmıştır.
27 Ağustos gecesi Bekir Sami Bey ile Çiçerinin gece boyunca yaptığı görüşme sonucu müzakerelerin durdurulması kararı alınmıştır. Rus tarafının resmi görüşmede ve resmi ağızlardan yaptığı Ermenilere Anadolu’dan toprak verilmesi (Van ve Bitlis vilayetleri) talebi de görüşmelerin durdurulmasına sebep teşkil etmektedir.
Rus belgelerinde ise, yapılan görüşmenin olumlu bir hava içinde geçtiği belirtilmektedir. Nahcıvan yolunun gerekirse kuvvet yolu ile açık tutulacağı, Sarıkamış ve Şahtahtı’nın Türklerin elinde kalması ve silah ve para yardımı hususlarında anlaşmaya varıldığından bahsedilir.
Görüşmelerin Kesilmesi ve Ermenistan Harekatı....
Görüşmelerin durmasından sonra, Yusuf Kemal Bey’in Ankara’ya gidip talimat istemesi kararlaştırılır. Bekir Sami Bey Çiçerin’e bir mektup yazarak, Yusuf Kemal Bey’in Ankara’ya talimat almak üzere gönderilmesinin kararlaştırıldığını bildirir.
Ancak, görüşmelerin kesilmesi tümüyle ilişkilerin kopması demek değildir. Yusuf Kemal Bey Ankara’ya dönerken yanında bir milyon altın ruble ve bir vagon dolusu mavzer fişeği götürmektedir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz, bakanlar kurulunun uygulanacak siyaset ile ilgili kararı bu dönem içinde belirlenmiştir. Bu arada, İttihatçı önderlerle birlikte Ruslarla görüşme yapan Halil Paşa da, 27 Ağustosta Rus heyeti ile beraber Ruslardan temin ettiği para yardımını Karaköse’ye kadar getirir. Ankara Hükümetinin onu Anadolu’ya sokmama kararı üzerine Nahcıvan’a geri döner. Oradan da Bakü’ye geçer.
Ortamın elektrikli olmasından dolayı gelen Rus elçilik heyeti de kuşku ile karşılanır. Bu heyetin Türkiye’ye Komünist propaganda yapmak için geldiği fikri yaygındır. Elçilik heyeti başkatibi Upmal, Kazım Karabekir ile görüşmesinde, Türkiye’nin hâla sultanlık arzuladığını, halk hükümetinin gereklerini yerine getirmediğini, hiç olmazsa halka komünist propaganda yapma izninin verilmesi gerektiğini anlatır.
Bu ve diğer açıklama ve çalışmaları sonucunda, Upmal’in sınırdışı edilmesi gündeme gelmiştir. Ankara’da örgüt kurduğu söylenen Upmal’in sınırdışı edilmesi, Mustafa Kemal’in 25 Ocak 1921 tarihli telgrafı ile Karabekir’e bildirilmiştir. Bu dönem İkinci İnönü savaşının galibiyet ile neticelenmesine rastlar. Komünist propagandaya ve komünistlere karşı sert tedbirler bu dönemde uygulanmaya konmuştur.
Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Türkiye’ye girdikten sonra 28 Ocak 1921 tarihinde öldürülmeleri de bu döneme rastlamaktadır.
İlişkilerin çıkmaza girmesinin en önemli sebebi Ermeni meselesidir. 20 Eylül’de Tarbzon’a gelen Yusuf Kemal Bey’in Ankara’ya Moskova görüşmelerine ilişkin son durumu telgrafla bildirmesinden sonra, son zamanlarda düşünülen Ermenistan hareketine karar verilir.
Bu arada Taşnak hükümeti de boş durmamaktadır.
“Sevr anlaşmasına dayanarak kendi yönünde oldu bittiler yaratma çabasındadır ve Elviye-i Selase’deki küçük İslam şuralarını ortadan kaldırmakla meşguldür.”
İkinci Moskova Müzakereleri ve Moskova Anlaşması...
İkinci Moskova görüşmelerinin başlamasında Moskova tarafından Ankara’ya elçi tayin edilen Budu Medivani’nin rolü büyüktür. Ali Fuat Cebesoy, hatıralarında Medivani’nin Türk temsilcilerine, Moskova’da havanın değiştiği, müzakerelerin sadece Hariciye Komiserliğine bırakılmayacağı ve Stalin’in müdahalede bulunacağı sözünü verdiğinden bahseder.
Kazım Karabekir, Çiçerin’in önerisi ile beraber Medivani’nin verdiği güvenceler ile ilgili bir telgrafı Mustafa Kemal’e çeker.
Ankara, 7 Aralık’ta Moskova’ya gidecek heyeti belirler. Heyette Yusuf Kemal, Rıza Nur ve askeri danışman olarak Saffet Arıkan vardır. Ayrıca anlaşmanın bir konferans biçiminde, Türkiye ve Rusya’yla beraber Azerbaycan, Gürcistan, Kuzey Kafkasya ve Dağıstan arasında yapılması öngörülmektedir.
Moskova’dan gelen cevapta ise, Anlaşmanın Azerbaycan, Ermenistan ile beraber yapılmasının kabul edildiği belirtilmektedir. Ankara, Ermenistan’ı istemezken Rusya ise Gürcistan ve Dağıstan’ın konferansa katılmasını istememektedir. Sebep aynıdır, Türk tarafı Dağıstan ve Azerbaycan ile güçlü bir cephe oluşturmak fikrinde iken Rusya da Ermenistan’ı dahil ederek bunu dengeleme arzusundadır. Türk tarafının Ermenistan’ın taraf olmasına tahammülü yoktur. Gümrü anlaşması ile kabul edilen hükümlerin tekrar tartışma konusu yapılmasını istememektedir.
Sonuçta, görüşmelerin sadece Türkiye ve Rusya arasında gerçekleştirilmesi kararlaştırılır. Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa, Medivani’den anlaşmalar ile ilgili bir güvence alır. 14 Ocak’ta Karabekir Medivani’den, Lenin ve Stalinden gelen telgrafla istenilenlerin, bir mektupla bildirilmesini istemiştir. Medivani, bunu yazılı olarak cevaplar. Cevapta Moskova’nın Türklerle siyasi hatta askeri bir anlaşmaya hazır olduğunu belirtmektedir. Bu isteğin Rus tarafından geldiğini bildirir bir metindir.
Ankara’dan 14 Aralık’ta yola çıkan Yusuf Kemal heyeti, uzun bir yolculuktan sonra 18 Şubat’ta Moskova’ya varır. Yapılan ön görüşmede, Çiçerin ilk olarak heyetin neden geldiğini sorar. Heyet, Moskova’nın daveti üzerine cevabını verir. Çiçerin bunu reddeder. Bu, görüşme talebinin Türk tarafından geldiğinin üstü örtülü ifadesidir. Ancak Türk heyeti hazırlıklı gelmiştir. Karabekir’in Medivani’den aldığı mektupla Çiçerin’in talimatını gösterirler. Çiçerin durumu kabul etmek zorunda kalır.
Moskova’da bir barış anlaşmasının imzalanması sorunların bitmesi anlamına gelmemektedir. Batum konusunda Moskova’dan haber alamayan Ankara, Karabekir’e Batum’un işgali emrini verir. 11 Mart günü, 7’nci alayın bir taburu tarafından Batum işgal edilir.
Türk birliklerinin Batum’a girmesi ile şehirde, Türk, Kızılordu ve Menşevik askerleri karşı karşıya gelir. Ankara’nın emri doğrultusunda TBMM’nin Batum temsilcisi Kazım Bey (Dirik) Batum Mutasarrıfı olduğunu ilan eder ve Menşeviklere ait binalara asker sevketmeye başlar. Bu hareket menşevikleri Bolşeviklerin safına yöneltir. Bu birleşme sonucu güçlenen Bolşevikler, vilayet konağına baskın yaparlar. Baskında 4 subay, 26 er ölmüş, 26 er yaralanmış ve 46 er de kaybolmuştur. Bunun üzerine Karabekir Batum’un boşaltılması emrini verir.
Batum macerası böylece kanlı bir şekilde bitmiş olur.
Emperyalist Batı karşısında birkaç cephede birden savaşan Türkiye için, doğu sınırının garanti altına alınmasından başka, aynı düşmana karşı savaşan ve tabii bir müttefik olan Rusya ile anlaşma yapmak önemlidir. Yapılan yardımlar da düşünülürse anlaşma yapma gereği ve önemi daha da belirginlik kazanacaktır. Rusya için ise, en karışık bölgelerden biri olan Kafkas cephesinde ittifak güçlerine karşı bir kalkan vazifesi yapacak bir Türkiye ayakta tutulmalıdır. Ayrıca Doğuya yönelmiş Bolşevik hareketinin İslam toplumları tarafından sözü dinlenen bir Türkiye’nin engellemeleri ile karşılaşmasının önlenmesi, hatta desteğinin alınması sağlanmalıdır.
Azerbaycan’ın Bolşevikleşmesinde görüldüğü gibi Türkiye’nin bu konudaki etkisi büyüktür. Ayrıca Türkiye, İtilaf cephesine karşı bir pazarlık unsuru olarak tutulabilecektir. Bütün bu veriler ışığında Rusya’nın yardımları ve anlaşma çabaları anlam kazanmaktadır.
Mustafa Kemal daha ilişkilerin ilk başlarında tavrını açıkça ortaya koymakta idi:
“… Biz, Avrupalıların Bolşevizmden korktuklarını ve bizim Bolşeviklerle tevhidi efkar ve hareket edeceğimizden daima kuşkulanmakta olduklarını nazarı dikkate alıyoruz… Filhakika bu hududu millimiz dahilinde arzettiğim şeraitle muhafazai mevcudiyet edebildiğimiz takdirde başka birşey istemek bendenizce doğru değildir. Yalnız her ihtimale karşı muhafazayı hayat ve mevcudiyet için hariçten kuvvet, bir menbaı kuvvet aramamız lazım gelirse, yine daima kendi noktai nazarlarımız baki kalmak şartile her menbadan istifade etmeği de caiz gördük. İşte sırf bu nokta daima Bolşeviklerin ahvalini harekatını ve kendilerinden icabında ne derece muavenet görebileceğimizi anlamaya teşebbüs ettim. Bu teşebbüsat neticesinde şüphesiz bazı temaslar hasıl olmuştur. Fakat bu temaslarımız şimdiye kadar… hiçbir kat’i mevad üzerine müstenit birşey yapılmamıştır. Fakat böyle birşey yapmak imkanı mevcuttur.”
Mustafa Kemal’in aşağıdaki görüşleri de daha sonraki genel yaklaşımı özetleyici niteliktedir;
“Aslında Bolşevikler beklenen yardımı yapmaktan acizdirler. Batılılarla bir antlaşma yapana kadar doğu İslam halklarını oyalamakla meşguldürler. İngiltere’ye karşı nüfuz ve kudretini hissettirmek için Türkiye’nin çabalarına yardımcı imiş görüntüsü vermektedir. Kendisinden istenen şeylerin bir kısmını vermeye muktedir olmadığından geçiştirmekte, verebileceklerini de geciktirmektedir. İslam milletlerinin Türkiye ile irtibata geçmesini engellemek için Türkiye’yi elde tutmak istemektedirler. Türkiye’nin Batı ile bağımsız olarak bir ilişki içine girmesine engel olmak için de Türkiye içinde Bolşevikliği yayma amacını gütmektedirler.
Bolşevikler bilmektedirler ki, Türkler, Azeriler ve Kuzey Kafkasyalılar birleşirlerse büyük bir güç oluştururlar, Rusya’yı tehdit edebilirler ve bu halleri ile Batı dünyası ile menfaatleri gereği anlaşıp mücadeleden çekilebilirler. Türkiye’nin en çok menfaati Batıdadır.
Bunların bilincinde olan Bolşevikler, Türkiye’nin kendi ellerinde olduğu propagandasını yapmışlar ve bunu İngilizlerle pazarlık aracı olarak kullanmışlardır. Azerbaycan’ı kolayca işgal etmişlerdir. Bu arada Ermeni meselesini Ermeniler lehine halledeceklerini gerek Ermenilere gerekse Batı alemine açıklamışlardır. Bu süre içinde Polonya taarruzu başarıyla sonuçlanır, Vrangel bastırılır ve iç sorunlar halledilirse, hiçbir taahhüt ile kendilerini bağlamadıkları Türkiye’yi, Batı ile pazarlık konusu yapmayı düşünmektedirler.
Bolşevik düşmanları, Vrangel ordularına yardım ederler ise, Kuzey Kafkasya’nın bunlar tarafından ele geçirilmesi zor olmayacaktır. Moskova’nın önemli kaynağı olan Baku petrolleri ile ilişkileri kesilir ise, Bolşeviklerin Asya ile buluşması engellenecektir. Zaten Kafkas halkları bir sene önce olduğu gibi Bolşevikliğe sıcak bakmadıklarından aleyhte gelişecek tahriklere kolayca uyabileceklerdir.
Bu olan bitenlerden Türk devletinin Bolşeviklere karşı yapacakları açıklık kazanmaktadır. Sınırlarımızdan girecek olan Komünist tahriklerine karşı dikkatli olmak ve bu aleti ılımlı olarak hükümetin elinde bulunacak bir yapı ile muhafaza etmek ve Bolşevikliğin ordu içine girmesine mani olmaktır. Bolşeviklere ise Bütün Türk ve İslam milletlerinin bizden Bolşevikliğin leh veya aleyhinde olup olmadığımızı öğrenmek istemektedirler. Dolayısıyla bu milletleri etkileme gücüne sahip olduğumuz hissettirilmelidir.
Bunlardan başka olarak, Azerbaycan ile irtibatın sağlanması amacıyla Ermeniler aleyhine bir emrivaki oluşturmak için Moskova’nın onayına bağlı kalmadan ilk imkandan yararlanmak gerekir. Son olarak da Ruslardan büyük şeyler isteyip bekleyeceğimize, bir kuruştan ve bir fişekten başlayarak Karadeniz’den nakletmek gerekir. Savaş araçlarını vermeye güçleri yetmese bile verecek altınları olduğundan şüphe yoktur.
İsmet Paşa’nın yapılacak yardımlarla ilgili telaşlı kuşkusu, Rusya’ya karşı olan güvensizliğin bir yansımasıdır; “Halil Paşa’nın 3 Haziran tarihli mektubu milyon liradan söz ediyor ve birkaç güne kadar sınırımıza heyetlerin ve paranın geleceğini bildiriyordu. Onların yazdıkları ile şimdiki durum ne derece? Bu adamlar bizi hepten aldatmışlar mıdır? Bunu açıklamak zorundadırlar…”
Bu konuda Ankara’nın yaklaşımını en güzel anlatan bir yıl boyunca Ruslarla anlaşma için Moskova’da bulunmuş İbrahim Tali Bey’in söyledikleridir.
“Fevzi Paşa, Mustafa Kemal Paşa ve diğerlerinin ağzına bakılırsa kötü bir Rus düşmanlığı hüküm sürüyor. Ahmet Muhtar Bey ile dün görüştüm. Yalnız onu sizinle aynı düşüncede buldum. Milyonlara ulaşan ve bugün kafilelerle yollarda görülen ve bize İkinci İnönü zaferini sağlayan malzemeyi bağış ve hediye eden Bolşevikler açıkça yağmacı, eşkıya diye aşağılanıyorlar. Mecliste ağzının istikametini göstermekten aciz bir herif, oturum anında kalkıyor ve ağız dolusu küfürler savuruyor… Hiçbir zaman memleketi Bolşevik görmek istemem ama biraz edep ve siyasi terbiye gerek, batının ezeli düşman olduğunu anlamıyorlar mı bilmem. Doğuyu da sürekli düşman yapmak için elden geleni yapıyoruz…''
17 Aralık 1920 tarihinde Rusya Komünist Partisinde yapılan bir toplantıda Lenin;
“Türkiye’de yönetim bizi İtilafa satmaya hazır, kadetlerin, oktobristlerin, milliyetçilerin elinde. Ancak bizi satmaları çok güçtür, çünkü Türk halkı İtilafın yaptığı zulme karşı ayaklanmıştır. Biz bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetine, feodalleri başlarından atmış olan Müslüman köylülerin haklı kurtarılışını gerçekleştirmek için yardımımızı sürdürdükçe, Sovyet Rusya’ya karşı yakınlığı artmaktadır.”
Türk tarafının bu tavırları karşısında Rus cephesinde de durum farksızdır. Stalin, Bakü’de yaptığı bir konuşmasında, Anadolu hükümetinden “Burjuva-devrimci bir çekirdek” olarak söz eder.
17 Aralık 1920 tarihinde Rusya Komünist Partisinde yapılan bir toplantıda Lenin; “Türkiye’de yönetim bizi İtilafa satmaya hazır, kadetlerin, oktobristlerin, milliyetçilerin elinde. Ancak bizi satmaları çok güçtür, çünkü Türk halkı İtilafın yaptığı zulme karşı ayaklanmıştır. Biz bağımsız Azerbaycan Cumhuriyetine, feodalleri başlarından atmış olan Müslüman köylülerin haklı kurtarılışını gerçekleştirmek için yardımımızı sürdürdükçe, Sovyet Rusya’ya karşı yakınlığı artmaktadır.”
Baku Kurultayında alınan kararlar ve kurultayın liderlerinin görüşleri de Türk Devleti için çok iç açıcı değildir. Bakü’de Kongre başkanlığına seçilen Zinoviev yaptığı konuşmasında Türkiye ile ilgili şunları söylemektedir:
“Biz, bizimle aynı düşüncede olmayan kitlelere de sabırla yardım ediyoruz. Bunlar fikren dahi bize muhaliftirler. Mesela Sovyet Hükümetinin Türkiye’ye yardımcı olduğunu biliyorsunuz. Biz, başında Mustafa Kemal bulunan hareketin Komünist hareketi olmadığını bir dakika bile unutmuyoruz. Ankara’daki halk hükümetinin birinci oturumunun stenograf zaptı gözümün önündedir. Mustafa Kemal, halifenin şahsını düşmandan kurtarmak istiyor…
Bu Komünist prensibi midir? Hayır asla…
Mustafa Kemal’in Türkiye’de yürüttüğü siyaset, Komünist enternasyonelin siyaseti değildir. Fakat İngiliz hükümetinin aleyhine yürüyen her inkılap mücadelesine yardım etmeye hazırız. Bu saatte Türkiye’de terazinin gözü kim zengin ise onun tarafına eğilmektedir. Lakin bunun başka türlü olacağı zaman da gelecektir.
Sovyet temsilcilerinin yakınmaları, Türkiye’nin her an yüzünü başka tarafa çevirebilecek bir halde olduğu üzerinedir. Ancak Türk tarafı da onlara Bolşevik olma hususunda çok fazla ümit vermemiştir. Dönemdeki gelişmeler, karşılıklı bağımlılık ve pragmatik çıkar ilişkileri çerçevesinde değerlendirilirse anlamak daha da kolay olacaktır.
Zaman zaman hissi davranışların ağır bastığı ilişkiler, esas itibariyle birbirine muhtaç iki ülkenin çıkar ilişkileri olarak tanımlanabilir. İlişkiler gerginleşmeye de varan ayrılıklarla dolu olsa bile emperyalist güçlere karşı birlikte mücadele etme fikri iki ülkeyi bir araya getirmiştir. Bir ülkedeki huzur veya huzursuzluğun diğer ülkeyi de etkileyeceği görüşünden hareketle karşılıklı menfaatlere dayalı uzun süreli bir dostluk ilişkisinin her iki ülke tarafından da istenilmesinden dolayı bu antlaşmanın imzalanmasına gerek duyulmuştur.

Kaynak: İHSAN ÇOLAK
ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

Penia bunu beğendi.

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.



Years and years.
Penia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelik tarihi
25 Nisan 2015
Bulunduğu yer
Adana
Mesajlar
35.875
Seslenildi
2758 Mesaj
Etiketlendi
343 Konu
Ruh Hali
Sekercik
Standart Cevap: Moskova Antlaşmasına Giden Yol | Atatürk Günlüğü
21 Aralık 2016
2
Teşekkürler Damla.mm

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Konuyu 1 kişi okuyor. (0 üye ve 1 ziyaretçi)
 
Benzer Konular
Konu
Konuyu Başlatan
Forum
Cevaplar
Son Mesaj