
Mustafa Kemal Paşa 1927’de irad edeceği Nutku’nda bu heyecanı şu şekilde dile getirmiştir:
“Ankara’ya muvasalatımızı 27 Aralık 1919 tarihli şu açık tebliğ ile tamim ettik: Sivas’tan Kayseri tarikiyle Ankara’ya hareket eden Hey’et-i Temsiliye bütün güzergâhında ve Ankara’da büyük milletimizin harr ve samimî tezahürât-ı vatanperverânesi içinde bugün muvasalat eyledi. Milletimizin gösterdiği eser-i vahdet ve azim memleketimizin te’min-i istikbâli hakkında kanaatleri Lâye-tezelzel bir surette tersin edici mahiyettedir. Şimdilik Hey’et-i Temsiliye merkezi Ankara’dadır. Takdim-i hürmet eyleriz, Efendim. Hey’et-i Temsiliye nâmına Mustafa Kemal.”
Ankara’dan Türkiye’nin her tarafına gönderilen telgrafların metni ise şu şekildeydi:
“Bir haftadan beri Ankara vilayeti mülhakatından gönderilen hey’etler ve binlerce silahlı, atlı millî kuvvet kahramanları ile aslen köylülerden mürekkep 80 bini aşan vatansever tarafından bugün Sivas’tan gelen Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Hey’et-i Temsiliyesi eşi görülmemiş bir heyecanla karşılandı. Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal Paşa’nın sözleri istiklâlini feda etmemeye Allah’ın huzurunda yemin etmiş olan birleşmiş halk üzerinde pek derin bir tesir bıraktı. Bu tesir bütün hararetiyle devam ediyor.”
Mustafa Kemal daha İstanbul işgal edilmeden önce, bütün gerçekleri görmüş özellikle Ankara’dan İstanbul’a çektiği bir telgrafta, İngiliz müfettişi olarak Ankara’da bulunan Vitol’ün ağır eşyalarıyla birlikte Ankara’yı terkettiğini ve İstanbul’da mühim ve vahim hadiselerin tahakkuk edeceğini; arkadaşlarının gafil avlanmayarak sürat ve emniyetle Anadolu’ya geçmek için tertibat almaları gerektiğini belirtmiştir. Halbuki, daha 1919’larda Ankara da kısmen işgal edilmiş bulunuyordu.
İki bölük İskoçyalı, İngiliz askerinin İstasyon’dan başlattıkları ve Cebeci- Demirlibahçe civarına yayılan işgale, Ulus civarına gelen ve bir Yahudi’nin konağına yerleşip, ilk Meclis Binasını -tamamlanmamış olan binayı- karargâh olarak kullanan Fransızlar ve onların getirdiği Kuzey Afrikalı Müslüman askerler takip etmişti. Bu hareketlerle birlikte Ankara’da Türkler arasında yeni tutuklanmalar başlamıştı. Bunların bir kısmı İstanbul’a gönderilmiş ve oradan kaçanlar veya kaçırılanlar da tekrar Ankara’ya dönmüşler ve Millî Mücadele’ye başlamışlardır.
Bütün bu olanlarsa, küçük ve bazı Avrupalı yazarlara göre, bir çöl görünümünde olan Ankara’da Millî Mücadele’nin başlamasına yol açmıştır.
Basın ve Haberleşme Savaşı.
Ankara’da bir taraftan askeri teşkilatlanma yapılırken, diğer taraftan da Anadolu harekâtına karşı olan bazı İstanbul ve Anadolu basını ve yabancı basına karşı bir sinir savaşı da yürütülmekteydi. Mustafa Kemal tarafından Hey’et-i Temsiliye adına 14 Eylül 1919’da çıkarılan İrade-i Milliye gazetesini Sivas Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti’nin bilhassa genç üyeleri Ankara’ya bırakmak istemediklerinden, Mustafa Kemal daha hareketinde Ankara’da yeni bir gazete kurmak gerektiğine karar vermişti. Ona göre artık irade-i milliye teşekkül etmişti. Şimdi sıra hâkimiyet-i milliyede idi. Kollar sıvanmıştı.
O günün tatlı hatıralarını Hilmi Yücebaş, Atatürk’ün Hatıraları (İstanbul, 1963, s. 159-160)’ında şöyle anlatmaktadır:
“Bu defa gazeteyi çıkartmak vazifesini, kendisine de, dâvasına da körü körüne bağlanmış bir yedek subaya veriyordu: Recep Zühtü: Rauf (Orbay) ile birlikte Sivas’a gelip Mustafa Kemal’le orada tanıştırılan bu subayı kongreyi dağıtmak isteyen Elâzığ’daki Bedirhanilere karşı yollamış, vazifesini de başarmıştı. Ona itimadı vardı. Yarın Ankara’dan ayrılmak zorunda bırakılsa, bu defa gazetesinin de kendisiyle beraber geleceğinden emindi. Vefa Lisesi’nden mezun bu genç, Recep Zühtü, 1920 yılının ilk günlerinde Ankara’da bir gazeteyi nasıl çıkaracaktı?
Şehirde yalnız Vilayet Matbaası vardı. Oraya Meşrutiyet’ten sonra getirilen matbaa makinesi için daha o yıllarda “işe yaramaz” demişlerdi. Taş baskısı!
Mustafa Kemal Ankara’ya ayak bastıktan tam 14 gün sonra yeni gazetesi, vilâyet matbaasının köhne makinesinden çıkmıştı. Bununla da dâva halledilmiş olmuyordu ki! Kâğıt da, mürekkep de kıt, muharrir yok! Hepsinden de mühim: Para yok! Gazetesini, haftada iki gün de olsa, neşretmeye devam edebilmek kaygusu Mustafa Kemal’i o kadar sarmıştı ki, bütün işleri yanında ona abone temini ile de bizzat meşgul olmaktan geri kalmıyordu. Gazetesinin çıktığı günden 24 saat sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti merkezlerine birer şifre yollayarak, Hakimiyeti Milliye için abone temin edilmesini rica etmişti. Görmüştü ki yalnız para ile de iş bitmiyor!
Gün geçmezdi ki vilayetin köhne makinesi bozulmasın, hemen hemen 400 gün içinde ancak 100 defa gazeteyi çıkarabilmişlerdi. 1920’nin sonlarına doğru bu makinenin ölümüne iyiden iyiye yaklaştığını seziyorlar, gazeteyi basamamak endişesi ile kıvranıyorlardı.
İşte böyle bir zamanda Eskişehir’deki matbaa, Ankara Garı’na furgondan indiriliyordu. O gün Taşhan karşısındaki Velihan, büyük bir hazırlığa sahne olmuştu. Hanın ahırını elden geldiği kadar temizlemişler, kova kova su dökmüşler, mürettiphaneyi, hurufat kasalarını güzelce oraya yerleştirmişlerdi. Küçük makine de ahırın hemen yanındaki bölmeye konmuştu. Bunun yanında Vilayet Matbaası, taş devrinden kalma bir yaratığa benziyordu. Hele yeni gelen makinenin bir gaz motoru vardı ki, bunun yardımı ile sahifeleri basabiliyor, elle çevirmeye lüzum kalmıyordu.
Anadolu’nun bu tarihi hanının ahırı mürettiphane olduktan kaç gün sonraydı? Mustafa Kemal, yatıp kalktığı İstasyon’daki binada Hüseyin Ragıp’ı (Baydur) karşısına oturtmuştu:
“— Hâkimiyeti Milliye’yi hergün çıkaracağız. Bununla sen meşgul olacaksın. Her gün de oraya baş makale yazacaksın!”
Ankara, çete devrinden muntazam ordu kurma yoluna yeni girmiş, bir ay önce de I. İnönü zaferini kazanmıştı. Daha önünde nice badireler vardı. Gene de Mustafa Kemal o andan itibaren gazetesi ile ana fikirlerini yayarak Devletin yeni rejiminin temellerini atmak azmindeydi. Fikrini açıkladığı Hüseyin Ragıp, Meşrutiyet’in yetiştirdiği genç kıymetlerden biriydi. Tarih, coğrafya öğretmenliği yapan, lisan bilen bu genç, vazifeyi kabule hazırdı, fakat bir şart ileri sürmüştü:
“-Paşam, sizden direktif almak şartıyla başmakaleleri imzam altında yazarım. Fakat sizin bunları görmeniz şartıyla!”
Mustafa Kemal kabul ediyordu. Ve 6 Şubat 1921 sabahı, Velihanın ahırını gürültüye boğan makineden Hâkimiyeti Milliye’nin ilk günlük nüshası çıkıyordu. O sabah güneş daha yeni yükselmişti ki, şehirde mevcut tek otomobil hanın avlusuna kadar giriyordu. Mustafa Kemal gelmişti. Köhne merdivenin her basamağı, çizmelerinin altında ayrı ayrı ses vermişti. Yazı işleri odasında iskemlelerden birine ilişmiş, günlük çıkmaya başlayan gazetesinin bu ilk nüshasını bir müddet sevinçle seyretmişti. Öylesine mes’uttu ki! Tek yapraklı da olsa şu gazete ile, çok karışık bir siyasi manzara arz eden Meclise de belki istikâmet verebilecekti.”
Eski Ziraat Mektebi’nin üst katının sol tarafındaki bazı odalar Halide Edip Adıvar’ın başkanlığında çıkan Anadolu Ajansı için ayrılmıştı.
Bunun hatırasını da Ankara’nın İlk Günleri
(İstanbul, 1955, s. 93-94) isimli eserinde Yunus Nadi şöyle anlatmaktadır:
“Yemekten sonra biraz her şeyden bahsedilmek suretiyle konuşuldu. Paşa’nın o günlerde merak ettiği şeylerden biri de Türkçülüktü. Bilhassa bunun üzerinde konuşuldu. Mesele daha iyi tavazzuh etsin diye o kendisini mu’teriz mevkiine koyuyor ve müsbet sahada yürüyenleri bin bir itirazı ile sıkıştırıyordu. Sonra Halide Edip Hanım’la Akhisar İstasyonu’nda karar verdiğimiz Anadolu Ajansı’ndan bahsedildi. Eğer Paşa da muvafık görürse yarından tezi yok, hemen işe başlanabilirdi. Paşa fikri çok güzel buldu. Ancak Paşa memleket muhitine telgrafla verilmek üzere yazılacak olan haber ve yazıların ilk günlerdeki eşkâlini bir kere kendisi görmek istiyordu. Takip olunan siyaset ve zihniyete muhalif birşey olmasın diye.
— İlk günleri, diyordu, bu yazılarda gerek fikir, gerek tarz-ı tahrir itibariyle belki bazı tashihat yapılmak lâzım gelebilir. Fakat üç-beş gün geçtikten sonra zaten siz takip olunan siyaseti kavramış olacağınızdan, artık belki buna da hacet kalmadan, iş kendi kendine yürür gider.
Ajans bahsinde kararımız şu oldu: İlk günü Paşa Anadolu Ajansı’nı bütün memlekete takdim edecekti. ani şu ve şu maksatlarla Ankara’da bir Anadolu Ajansı teşkil edildi. Memleketin her tarafını, şu müşkil anında, cereyan eden ahvalden haberdar edecekti. Bu Ajans, tebligatını şu ve şu suretlerde mümkünse ve mümkün olduğu kadar memleketin en ücra köşesine kadar yayacaksınız, diyecekti. Halide Edip Hanım’la ben de neşri o günlerin işine yarayacak resmî, gayr-ı resmî, yerli ve yabancı haberleri toplayarak günde en az iki servis yapmak üzere telgrafhaneye verecektik...
O zaman İstanbul ile alâkamız kesik ve Trakya ile bütün bütün ayrılmış vaziyette olmakla beraber gizli tellerle gerek orası ile, gerek burası ile muhabere ediyorduk. Trakya’ya hatır ve hayale gelmeyecek bir yerden dolaşmak suretiyle haberler isal ediyor, İstanbul ile ise gece yarısından sonra o zaman (Zafer) parolasını taşıyan -hâlâ kim olduğunu bilmediğim- fedakâr bir telgrafçıdan haberler alıyor ve onun vasıtası ile İstanbul’da istediklerimize haberler veriyorduk.”
Kaynak: 1 Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları, İstanbul. 1953, s. 40-41.
2 Atatürk’le İlgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Ankara, 1982, s. 121.
3 Falih Fıfkı Atay, Mahmut Soydan, Atatürk’ün Anıları, İstanbul, 1982, s. 153.
4 Tayyib Gökbilgin, Milli Mücadele Başlarken, Ankara, 1959, s. 80-81.
5 Kemal Atatürk, Nutuk (1919-1927), Ankara 1989, Atatürk Araştırma Merkezi, s. 10-11.
6 Kemal Atatürk, a.g.e., s. 21.
7 Fahrettin Kırzıoğlu, Bütünüyle Erzurum Kongresi, Ankara, 1993, s. 2/85.
8 Bilâl Şimşir, Ankara... Ankara-Bir Başkentin Doğuşu, İstanbul 1988, s. 102-103.
9 Atatürk ile İlgili Arşiv... a.g.e., s. 50-53, 159.
10 Lord Kinross, Atatürk-Bir Milletin Yeniden Doğuşu (Tere. Necdet Sander) 9. baskı s. 312-313.
11 Kemal Atatürk a.g.e., s. 222.
12 Nurettin Tursan, Ankara’nın Başkent Oluşu, İstanbul, 1989, s. 36.
13 Fuat Bayramoğlu, “Milli Mücadele Yıllarında Ankara”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Temmuz-Kasım 1993, Sayı: 27, cilt IX, s. 489.
14 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri. I-III cilt, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 1989, s. 65.
15 Mehmet Kaplan, İnci Enginün, Emil Birol, Necat Birinci, Abdullah Uçman, Devrin Yazarlarının kalemiyle Milli Mücadele ve Gazi Mustafa Kemal, Ankara, 1992, cilt 1, s. XVI-XVIII.
16 Naşit Hakkı Uluğ, Hemşehrimiz Atatürk, İstanbul 1973, s. 193-194.
Prof. Dr. Azmi Süslü*
* Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi, Atatürk Araştırma Merkezi Eski Başkanı
ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 29, Cilt: X, Temmuz 1994
Damla



Üyelik tarihi
14 Aralık 2014
Bulunduğu yer
İzmir.
Mesajlar
45.997
Seslenildi
8368 Mesaj
Etiketlendi
235 Konu
Atatürk Ankara'da, Basın ve Haberleşme Savaşı | Atatürk Günlüğü
28 Aralık 2016
Atatürk Ankara'da, Basın ve Haberleşme Savaşı | Atatürk Günlüğü
- Paylaş
- Share this post on
Digg
Del.icio.us
Technorati
Twitter
To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.
Years and years.

Normal