I. Dünya Savaşı (1914-1918) Sonuna Kadarki Dönemde İngiliz Kaynaklarına Göre Atatürk | Atatürk Günlüğü



Bu bölümdeki kaynakların büyük çoğunluğu Çanakkale Muharebeleri (1915) ile ilgili eserlerden oluşuyor.

İlk örneği “The Dardanelles Campaign” adlı eserden aldım. Eserin yazarı Frank Knight, “Yavuz” ve “Midilli” (asıl adı ile “Goeben” ve “Breslau”) isimli savaş gemilerinin Çanakkale Boğazı’na gelişine değindikten, Boğaz’ın sadece Müttefik donanması tarafından açılması çabasını anlattıktan, 25 Nisan 1915’teki çıkarma hareketinde Müttefiklerin ve Türklerin yaptıkları hatalar üzerinde durduktan sonra, şu değerlendirmeyi yapıyor:

“…Böylece, her iki tarafta da hatalar yapıldı. Fakat, hata etmeyen bir adam vardı: Albay Mustafa Kemal …”.

İkinci örnek, ünlü tarihçi Arnold J. Toynbee’nin “Turkey (Türkiye)” adlı eserinden dilimize de çevrilmiş bulunan bu tanınmış eserde yazar şöyle diyor:

“…Mustafa Kemal parlak bir asker, azimli ve bağımsız karakterde bir insandı… Çanakkale Muharebelerinde Anafartalar’da İngiliz kuvvetlerini durdurduğu zaman, hem Türkiye’de, hem de Almanya’da bir kahraman olarak tanındı. Alman Yüksek Komuta Heyeti ve kendi komutanı olan Enver Paşa tarafından sevilmemesine rağmen, Mustafa Kemal, artık, bir asker olarak, ününü sağlamıştı…”.

Üçüncü örneği Avustralyalı yazar Alan Moorehead’in tanınmış bir eserinden aldım. “Gelibolu” adı ile dilimize de çevrilmiş bulunan bu eserdeki şu değerlendirme gerçekten anlamlıdır:

“…Çanakkale Harekâtı’nın başlangıcı, Entente (diğer bir deyişle İtilâf) devletleri bakımından, seferin en acı olayıdır. Çünkü; ilk çıkarma anında, bölgede, deha sahibi genç bir komutan (Mustafa Kemal) hazır bulunuyordu. Bu komutan olmasaydı, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar, pekâlâ, Conk Bayırı’nı (yani Boğazlar’a hâkim bölgeyi) o sabah ele geçirebilirler ve Çanakkale Harekâtı’nın sonucunu daha o zaman ve o yerde tayin edebilirlerdi…”.

Dördüncü örnek İngiliz askerî yazan Harold Armstrong’dan. Kanımca, sansasyon yaratmayı ön plânda tutan bu yazarın “Gray Wolf (Boz Kurt)” adlı eseri, bildiğim kadarı ile, ülkemizde yasaklanmış kitaplardan idi. Washington’ da kara ataşesi olarak bulunduğum sırada, karşılaştığım bazı tartışmalara daha hazırlıklı katılabilmek için, bu biyografik eseri orada incelemek gereğini duymuştum. Daha sonra da, verdiğim konferanslarda bu eserin bazı bölümlerini eleştirmek ihtiyacını duymuşumdur. Tanınmış İngiliz tarihçisi Bernard Lewis’in, kanımca abartılmış olarak, “Atatürk ile ilgili en kapsamlı biyografi” dediği “Boz Kurt”, bana göre, yer yer duygusal yanı ağır basan, böylece bilgisel bir tarafsızlıktan uzaklaşan bir eser. Özellikle, Lord Kinross’un olgun kişiliğinden kaynaklanan gözlemlerden uzak bir eser.


Buna karşılık; ilerde değineceğim gibi, bu esere “önsöz” ve “sonsöz” bölümleri ile katkıda bulunan Prof. Emil Lengyel’in görüşleri çok daha gerçekçi ve olumlu.

Bu vesile ile, önce rahmetli Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun bu eserle ilgili şu anısını sizlere aktarmak isterim:

“…İngiliz askerî yazarlarından Armstrong’un Boz Kurt adlı kitabının Atatürk’ü ne kadar öfkelendirdiğini ve etrafındaki gazetecileri bu kitap aleyhine nasıl seferber ettiğini pek iyi hatırlarım. Boz Kurt’u okuyanlar bilirler ki; hususî hayatına dair bazı temelsiz dedikodular bir yana bırakılacak olursa, Armstrong, bu eserinde, Mustafa Kemal’i eski ve yeni tarih devirlerinin en yüksek simaları arasında saymakta ve ‘eğer bu adam, büyük bir milletin içinden çıkmış veya büyük bir milletin başına geçmiş bulunsa idi, Sezar’ları, Cengizleri, Napolyonları gölgede bırakan cihangirlerden biri olurdu’ demektedir.

Karaosmanoğlu devam ediyor:

o zamanlar Atatürk’ü en çok çileden çıkartan, işte asıl bu görüştü. Yumruğunu masaya vurup: Büyük millet mi? Türk’ten daha büyük millet var mıdır? Ben ne yapabildi isem, ancak onunla yapabilirdim. Hem bu İngiliz subayı, bana bir cihangir gözü ile bakıyor. Ben cihangir değilim. Biz, Türk ordusu ile, cihangirlere karşı koymuşuzdur…”.


Bununla beraber; Armstrong, ne de olsa, bir askerdi ve şövalye yanı ile bazı gerçekleri kabul etmek olgunluğunu göstermiştir. Örneğin, bu niteliği şu anlamlı değerlendirmesinde göze çarpar:
“(Çanakkale’de) Conk Bayırı’nın doruk hattı, Çanakkale Boğazı’nın; Boğaz ise, İstanbul’un kilit noktası idi. Eğer Çanakkale Boğazı ve İstanbul düşse idi, Türkiye’nin Almanya ile olan bağlantısı kesilecek ve barış yapmaya zorlanacaktı. Yunanistan, Romanya ve Bulgaristan, belki de İngilizlere katılacaktı. Durumun moral etkisi ise, dünya çapında olacaktı. Rusya’ya bağlantı sağlayan yol açılmış olacak ve bu ülke, gerekli silâhlara ve yiyecek maddelerine kavuşacaktı. İşte, taarruz eden Avustralyalılar ile bu son derece büyük olanaklar arasında, yorgun Türkleri Conk Bayırı’nın dar doruğunda, yalnız kendi hâkim kişiliği ile tutan uçuk benizli ve kararlı (bir adam), Mustafa Kemal vardı…”.

Beşinci örnek, David Walder isimli bir İngiliz yazarının dilimize de çevrilmiş bulunan eserinden. Çanakkale Olayı adını taşıyan bu eserde işlenen ana tema, Türk Kurtuluş Savaşı sonunda 1922’de İngilizlerle aramızda baş gösteren bunalım. Bu soruna bundan sonraki bölümde yer vereceğim. Burada ise, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Harekâtı ile ilgili şu pasajı aktarmakla yetineceğim:

“…1915 yılı Nisan ayında, Müttefikler, üç amaç güderek Çanakkale Harekâtı’nı başlattılar:

(1) Türkiye’yi savaş dışı etmek,
(2) Boğazlar yolu ile Rusya’ya yardım ulaştırmak,
(3) Orta Avrupa’ya sızan Avusturya-Alman ordularını arkadan çevirmek…

(Bu harekâtta) Çanakkale’de adını duyuran bir tek kişi vardı: Alman üstlerine karşı basan ile karşı koyan, dik başlı Türk Generali Mustafa Kemal Paşa” (Atatürk, Çanakkale Muharebeleri sırasında general değildi. Başlangıçta, Kurmay Yarbay idi Kısa bir süre sonra, Albaylığa ve 1916 Nisanında da Tuğgeneralliğe yükseldi.)

Altıncı örnek, İngiliz yazan David Hotham’dan. Ülkemizde sekiz yılı aşkın bir süre ile aramızda yaşamak suretiyle bizi yakından tanımak fırsatını bulan David Hotham, 1972 yılında yayımlanmış ve dilimize de çevrilmiş olan “Türkler” adlı kapsamlı eserinde, Atatürk’ü şöyle tanımlıyor:

“…Atatürk, gerçekten, son derece olağanüstü bir adamdı… Çanakkale Muharebeleri sırasında üne kavuştu; orada, Türk tarafında, başka herkesten çok, İstanbul’un Müttefikler tarafından ele geçirilmesini önleyen adam oldu. Şu olağanüstü emri verdiği yer Çanakkale’dir: ‘Ben, size, taarruz etmeyi değil; ölmeyi emrediyorum…’ Verilişi de, itaat edilişi de olağanüstü bir emir”.

Yedinci örneği tanınmış tarihçi Geoffrey Lewis’in “Modern Türkiye” adlı eserinden aldım. Yazar şu özetlemeyi yapıyor:

“…Mustafa Kemal, bütün varlığı ile kendisini askerliğe bağladı. 1911 (İtalyan) ve 1912 (Balkan) savaşlarında seçkin görevler yaptı. 1914 sonunda, sadece kâğıt üzerinde bir kuvvet olan 19. Tümen Komutanlığına atandı. Bu tümeni görev yapabilir, savaşkan bir birliğe dönüştürmek için bütün enerjisini kullandı… (Çanakkale’de) İngiliz çıkarmalarını önleyen ve Yarımada’yı boşaltmalarını sağlayan (başlıca etken), her şeyden daha çok onun liderliği oldu. İstanbul’u kurtaran bu harekât, onu bir millî kahraman yaptı… Artık Paşa olan Mustafa Kemal, daha sonra Kafkaslar’a gönderildi… Ağustos 1916’da, Bitlis ve Muş’u Ruslardan geri aldı. Ağustos 1918’de, Suriye’ye gönderildi… (Orada) yenilgiye uğramış olan Türk askeri için, O, sadece bir kahraman değil; İngilizleri Çanakkale’den fırlatıp atan ve Suriye’de avlarından mahrum bırakan adam olarak, tek kahramandı…”.

Bu bölümün son örneğini, sekizinci örneği, İngiliz Harp Tarihi Başkanlığı belgelerine dayalı resmî nitelikli bir eserden aldım. 1932 yılında yayımlanan ve dilimize de çevrilen bu eserin yazan Tuğgeneral Aspinal F. Oglander’dir. General, Atatürk’ü “Mukadderat Adamı” olarak niteliyor ve şu anlamlı değerlendirmeyi yapıyor:

“…Şimdi (yıl 1932’dir) Türkiye’nin Cumhurbaşkanı bulunan Gazi Mustafa Kemal’in Çanakkale Muharebeleri’ndeki büyük basanlarını gereğince övmeye ve takdire imkân yoktur; bu konuda ne söylense azdır. 25 Nisan 1915’te, Arıburnu civarındaki durumu derhal kavramış olması, Anzak Kolordusu’nun ilk günde hedefine varamayışının ve dar kıyıya sıkışarak başarısızlığa uğrayışının en önemli nedenidir. 9 Ağustosta, Suvla Körfezi kesiminde 9. İngiliz kolordusunun ileri hareketini durdurup bozguna uğrattıktan 24 saat sonra; Mustafa Kemal, kendi yaptığı bir keşfin ardından, Conk Bayırı’ndaki Anzaklara parlak bir karşı taarruz yapmıştır. Bu hücumla, Türkler, Çanakkale Boğazı’na hâkim durumdaki Sarıbayır sırtlarına kesin olarak yerleşmişlerdir. İngilizler, bu sırtları ele geçirmek için, Türklerle bir daha savaşmamışlardır. Böylece Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri’nin sonucunu tayin etmiştir. Bir tümen komutanının üç ayn yerde, kendi insiyatifi ile giriştiği hareketlerle, sadece muharebenin değil, bir savaşın, hatta bir ulusun kaderini değiştirerek yücelikte bir zafer kazandığı tarihte pek az görülür…”


Kaynak:

E. KORG. CEMAL ENGİNSOY
İngiliz Kaynaklarına Göre Atatürk
ATATÜRK KÜLTÜR DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU
Not: 12 Ocak 1990 tarihinde Türk Tarih Kurumu’nda verilen konferans metni.
1 Lord Kinross, Gerçekçi Atatürk, The British Council, Ankara, 1981, s. 8.
2 Frank Knight, The Dardanelles Campaign, London, 1970, p. 34.
3 Arnold J. Toynbee, Turkey (çeviri: Türkiye), Milliyet yayınları, 1971, s. 97-98.
4 Alan Moorehead, Gallipoli, Hong Kong, 1975, p. 97.
5 Belleten, sayı: 80, Türk Tarih Kurumu, 1956, s. 351-352.
6 H.C. Armstrong, Gray Wolf, New York, 1961, p. 51.
7 David Walder, Çanakkale Olayı, Milliyet Yayınları, 1970, s. 59-60.
8 David Hotham, The Turks, London, 1978, p. 22.
9 Geoffrey Lewis, Modern Turkey, London, 1974, p. 68-69.
10 C.F. Aspinall Oglander History of the Great War-Military Operations: Gallipoli, vol. II, London, 1932, p. 485-486.
11 Bilâl N.Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk (1919-1938), Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1973.