DİLİMİN LİSANSIZ YERİ


Bir saika
bir yangın
kün ve kül


bir su düşmeye başladığında
yanağındaki gamzeye
bir rüzgâr olur üflerim
sancıları sol yanından

içimde kopmaya yüz tutmuş bir fırtına
ardın sıra gülüşüne çöreklenmiş karabasanlar
düş’erse avuçlarımda ki kıyamete
sensiz kaldığım andır izbeliklerimde

bir devrimi yaşarken gözlerinde
kaçak aşklar gizlerim
her yağmurda kirpiğine sığınır bir mülteci
kanatlanır dergâhda kırlangıçlar
yıkılır yerle bir olan yüreğimin d’ilsiz kenti

yorgun cümleler sıvarım
çatlak duvarlarıma
dramatik gölgelerin altında
tutunurum arsızca hayata

göçlerim tarumar bir kasvet hasretine
ille de sen olan bir düşün enkazında
hesaplamadan aşkı susmak ölürcesine
sessiz zılgıtlar içinde
ve
dilimin lisansız yerinde anlatmak seni
ölürcesine kanamak kekremsi acılarda