Sen iyi ol diye, ben açılabilecek bütün kapıları açmış, bütün pencereleri boyamış, bütün çiçekleri sulamıştım. Sokakta ne kadar hayvan varsa sevmiş, ne kadar rakı içilecekse de içmiştim balkonda. Sen iyi ol diye… Sonra; yalnızlığı unutmak için çok yere gittim. Çok yerden geri geldim.Arka bahçede tek başıma ateşler yaktım. Tek başıma oturdum başında saatlerce. Tek başıma seni çok özledim. Ben de bir şeylere tutunma korkusu oluşturduğun için önce seni affettim. Sonra kendimi hiç affetmemeye karar verdim. Kendimden kaçıp kendimi kurtarmaya bir de..Hatta bir ara kendime çocuklardan ve kedilerden oluşan bir çete kurmaya karar verdim. Yıllarca sürecek bir planım olurdu. Ve yıllar sonra asla yalnız olmazdım. Ama aynı gece çocuklarla ilgili olan projemi iptal ettim. Onların yanında insanlar hiç kötü varlıklar değillermiş gibi davranamazdım.Yola kedilerle devam etmeye karar verdim. Hem sen kedileri çok severdin.
İnsan kendisini öldürmeye karar verince ona ne engel olabilir?
Sana söz verdiğim için iyi olmaya çabalıyorum.Her sabahın bir körü uyandığımda, yatağın diğer tarafında olmamana rağmen, yüzlerce akşam eve benden önce gelmişsindir diye kapıyı çalmama rağmen. Ellerinin kokusunu özlememe, buna karşılık saçlarımın erken yaşta tel tel beyaza dönmesine rağmen... İnsan çok özleyince saçının teli bile ağrıyor biliyor musun?
Ama bu kadar da güzel gidilmez ki sevgilim?
Beklemeyi bir doktorun ağzından çıkan bir cümle ile öğreneceğim aklımın kıyılarından geçmezdi. “Bekleyeceğiz. Başka çaremiz yok.” Bekleme salonları ciğerimi kanatıyor işte bu yüzden. Sokaklarda insanların yüzüne bakınca, kendimden tanıyorum bekleyenleri. Diyorum işte bu bakışın beklediği biri var...Ben seni o salonda 178 gün, 178 gece bekledim. Gelmedin.Çünkü o doktor “Bekleyeceğiz, başka çaremiz yok.” dedi. 2680 gündür bekliyorum. Çünkü o (!) “başka çaremiz yok.” dedi.“Çaresizliği” bir doktorun ağzından çıkan bir cümle ile öğreneceğim de aklımın kıyılarından geçmezdi. Ama güzelim sen de öyle güzel gitmiştin ki.. Doktora “Sevdiğimin ayakları küçücüktür doktor bey, gelecek değil mi? O yüzden mi bekliyoruz.?” demişim. Ben hatırlamıyorum. Sonradan anımsadım.O koridorda bizi dinleyen insanların neden ağlamaya başladığını da anlamamıştım ilkin... Şuur kaybı dedikleri. Maazallah insan neresinden konuşuyor, neresinden sıçıyor belli olmuyor. Doktorun gözlerinin neden yaşla dolduğunu da şimdi anlayabiliyorum. Şuurumu s. O koridorda iyi şeyler olmasına ihtiyacımız vardı sevgilim. Beklediğimiz sendin. Nasıl umutsuz olabilirdim ki? Hastanelerin koridorlarında iyi şeyler olamayacağını da öğrenecektim. Çünkü aynı doktor “Kendinizi en kötüsüne hazırlayın.” demişti. Bir doktor, bir koridor, 178 gün, 178 milyar ayrı ölüm. Daha kötüsünü hazır olmak... mümkün değilmiş. Bunu da sayende öğrendim.
İnsanların yaşadığı bazı kötü anlar vardır.“Bu anı yaşayacağıma keşke ölseydim. Daha iyiydi.” derler. Peki sevgilim, kim ölüm için “kötü” diyebilir ki?
Başkalarına dünyanın bir bekleme salonu olduğunu söyleyemezdim ama kedimize söyledim. Paşa’nın bir ara tüyleri döküldü. Seni özlemiş. Öyle dedi veteriner. “Depresyona girmiş.” dedi. “Bu arada başınız sağ olsun. Çok üzüldüm.” diye ekledi.Zamanla bir sürü sabahlar oldu. İlk başlarda çoğunu hatırlamıyorum. Ama bir sabah Paşa beyin iyileştiğini fark ettim. Ne yaşanırsa yaşansın ölmeyenler iyileşiyor. Bir sürü sabahtan sonra ölmemişlerse iyileşiyorlar.Paşa iyileşti, annen, baban, ablan. Hepsi iyileşti.Ben tedaviye cevap vermemeye karar verdim. Bilmediğim şeylere cevap vermeyi sevmiyorum. Sensiz nasıl yaşanır bilmiyorum. Hem nasıl iyi olabilirim? İnsanların nafile bir çabayla beni toparlamaya çalışmalarına üzüldüm. Yazık. Toparlayamazlar ki sevgilim.Benim bir parçam eksik. Benim sen yanım yok. Toparlayamazlar çünkü benim en büyük parçamı, gecenin kör bir vakti o ... hastanesinin koridorunda sedyeyle götürdüler alelacele. Boş sedyeyle geri gelip “Başınız sağ olsun.” dediler. “Kaybettik.” falan dediler sonra. Bana savaşacak sebepler veren insan için dediler bunu. Senin için. 1677 gündür bir araya gelemiyorum. Yazık onlara beni toparlamaya çalışıyorlar.
“Korkma.” demiştim sana. Cılız kalmış sesinle “Asıl sen korkma şapşal.” demiştin. Dünyanın bütün dillerini bir araya getirsem sensiz kalma fikrinin bile nasıl korkutucu olduğunu anlatamazdım. Kelimeler insanlara ne çok olanak sunuyor. “Korkma.” Seni aptal kadın... Konuşabildiğin son zamanlar söyleyeceğin son kelime bu olmuştu. Sonra uyumuştun. Bir insanın 178 gün uyuduğuna, bir diğerinin 178 gece ayrı ayrı ölebileceğine şahit olmuştum. Ölen de bendim, şahit olan da... Bu dünyanın adaletini s. işte bu yüzden.
Seni bağladıkları aletlerin sesleri kulağımda hala. Umarım hiçbirini duymamışsındır. Seni hayatta tutmalarını sağlıyorlarmış. Biliyor musun, o geceler yumruklamadığım her kapı, her duvar için motoruma atlayıp 300 km hızla yol yaptım. Bilsen ağzıma sıçardın ya!Ama bir yerlere yapışıp gebermek istedim defalarca. Sen bilmediğim türde acılar çekerken benin nefes almam nasıl bir haksızlıktı ki sana? Bunu bana herhangi bir yaratıcının yaşatma hakkı yoktu.Burnundan oksijen, ağzından yemek veren bir hortum vardı. Tuvaletin için karnına sapladıkları iki ayrı hortum daha.... Ve insanlar benden sakin kalmamı, seni uyandıramayan o hastaneyi yakmamamı söylüyorlardı. Tabi ki hastane yakılmazdı ama o hastanede ben cayır cayır yanıyordum her gün, her sabah, her gece.
Mesela sen bazı geceler uykunda gülümserdin sevgilim.O hastanede 178 gece boyunca uyudun ve hiç gülümsemedin.Çok mu canın yanıyordu diye düşünmeden edemiyorum 1677 gündür?Bir sabah yatağının başına gelip gözlerini öpüp yanına oturduktan sonra “akciğerlerin iyiymiş kız, hadi iyisin.” demiştim. Sanki o ara bi gülümsedin. Belki de ben öyle görmek istediğim için... bilmiyorum.
İşte ben de seni öyle göreceğime keşke ölseydim.
Bir gece de minicik ellerini ağzıma dayamış sana yine bik bik bir şeyler anlatıyorken “Eğer gidersen, tanrı, melek, elçi, ilahi ne görürsen söyle,seni aldıkları için onları hiç affetmeyeceğim. Bir hesap varsa, sevdiğim arkamdan gelip kendi soracakmış dersin.” dedim. O gece sanki elimi sıkmıştın.Ya da ben öyle hissetmek istediğim için...
Yoğun bakım... 178 gün. Her gün 5-10 dakika gözünü öpmeme, elini tutmama, saçını koklamama izin verdikleri yer. İnsanın bir koridor uzağında bile olsa bir adım daha uzaklaşmak istemediği yer.
Ağlaya ağlaya uyuduğum bir gece rüyamda gördüm seni.Evinin sokağının başında. Balkonda kalbimin küt küt atışını hatırlıyorum.Fırladım kapıdan “Nereye sabahın köründe?” diye sordum.“Bana söz ver iyi olacaksın.” dedin. Dedim “Söz, olurum ama gitme.”Sarıldım, bırakmak istemedim. Sanki bırakırsam yine gideceksin...Uyandım... yine uyumak istedim. Sanki uyusam yine rüyama geleceksin... Gelmedin...
Saçlarını öpmediğim için kurudu dudaklarım. Toprak öpmekle olmuyor o işler.İnsan sevdiğine sarılamamaktan yoruluyor biliyor musun? Umutsuz görünmeyeyim diye çırpınmaktan. Özlediğinin avuçlarını koklayamamaktan o kadar yoruluyor ki. Sana söz vermemiş olsam “ ben iyi olacağım” diye, yaşamaktan çok yoruldum sevgilim derdim yanına geldiğimde...
Sen iyi ol diye o hastane bahçesinin kedilerine mama verdim 178 gün boyunca. Ve 1677 gündür her fırsat bulduğumda. Ben iyiyim sevgilim.. sen iyi ol diye…
Ben, hüznün sınırını geçeli çok oldu.